Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihleri..." /> Ankara NATO Zirvesi ve emperyalist rekabetin yeni aşaması | ATİK


Makaleler

Published on Temmuz 13th, 2026

0

Ankara NATO Zirvesi ve emperyalist rekabetin yeni aşaması | ATİK

Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO üyesi Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, yalnızca NATO’nun yıllık toplantılarından biri değildir. Zirve, dünya siyasetinde yaşanmakta olan tarihsel dönüşümün önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Bugün dünya kapitalist sistemi, emperyalistlerin “Soğuk Savaş”’ olarak adlandırdığı ancak, ikinci emperyalist paylaşım savaşı sonrasında şekillenen iki emperyalist blok arasındaki rekabet döneminin sona ermesinin ardından oluşan koşulların sonucu başladığı yeni bir dönemin içerisindedir.

Yaklaşık otuz yıl boyunca ABD emperyalizminin mutlak üstünlüğü altında şekillenen uluslararası sistem artık ciddi biçimde sarsılmaktadır. Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden güçlendirmesi, enerji yolları üzerindeki rekabet, hammadde kaynaklarının paylaşımı, yarı iletken teknolojileri* üzerindeki mücadele, ticaret savaşları ve bölgesel çatışmalar; emperyalist güçler arasındaki rekabeti yeni bir aşamaya taşımaktadır.

Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi tam da bu tarihsel sürecin ürünüdür ve yalnızca NATO’nun geleceği tartışılmamıştır. Asıl tartışılan konu, emperyalist sistemin önümüzdeki yıllarda kendisini hangi askeri ve siyasal araçlarla yeniden örgütleyeceğidir.

NATO Zirvesinde Alınan Kararlar

Askeri harcamaların artırılması kararı alındı

NATO üyelerinin savunma bütçelerini daha da yükseltmesi benimsendi. Bu, emekçilere kemer sıkma politikaları dayatılırken kamu kaynaklarının savaş sanayiine aktarılmasının hızlanacağı anlamına geliyor.

Silah üretimi ve savunma sanayiinin güçlendirilmesi kararlaştırıldı

NATO, silah üretim kapasitesini artırmayı ve ortak askeri üretimi geliştirmeyi hedefliyor. Savaş tekellerinin kârları büyütülürken, savaş ekonomisi kalıcı hale getiriliyor.

ABD öncülüğünde NATO’nun askeri kapasitesinin artırılması benimsendi

Avrupa kapitalistlerinin daha fazla silahlanması ve NATO’nun küresel operasyonlarında daha aktif rol üstlenmesi yönündeki baskılar güçlendirildi.

Rusya ve Çin, NATO’nun temel stratejik rakipleri olarak yeniden tanımlandı

Bu yaklaşım, emperyalist bloklar arasındaki paylaşım mücadelesinin daha da sertleşeceğini ve yeni çatışma alanlarının yaratılacağını gösteriyor.

Ukrayna’ya siyasi ve askeri desteğin sürdürülmesi kararı yinelendi

NATO, Ukrayna’ya yapılacak mali ve askeri desteği sürdürerek emperyalist çıkarları derinleştiren çizgisini devam ettirdi.

Silah Tekelleri ile NATO arasındaki iş birliği daha da açığa çıktı

Zirve kapsamında savunma şirketlerinin NATO planlamasındaki rolü güçlendirildi. Böylece savaş politikaları ile uluslararası silah tekellerinin çıkarları daha da iç içe geçirildi.

Yeni teknolojiler ve yapay zekâ destekli savaş sistemlerine yatırım artırılacak

İnsansız sistemler, siber savaş ve uzay alanındaki askeri hazırlıkların geliştirilmesi kararlaştırıldı. Emperyalist rekabet, yeni teknolojiler üzerinden de derinleştiriliyor.

Faşist TC’nin NATO içindeki rolü yeniden vurgulandı

Ankara Zirvesi, faşist TC’nin, NATO’nun Karadeniz, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz politikalarındaki stratejik konumunu pekiştirirken, AKP iktidarının bölgesel savaş politikalarındaki rolünü de güçlendirdi.

Kapitalizmin Yapısal Krizi ve Militarizmin Yükselişi

Kapitalist sistem uzun süredir yalnızca dönemsel ekonomik krizler yaşamamaktadır. 2008 küresel mali krizinden bu yana dünya ekonomisi düşük büyüme, yüksek borçluluk, gelir eşitsizliğinin derinleşmesi ve üretken yatırımlardaki yavaşlama gibi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır.

COVID-19 pandemisi bu sorunları daha da ağırlaştırmış; ardından gelen enerji krizi, yüksek enflasyon ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar kapitalist ekonomilerin istikrarsızlığını artırmıştır. Kapitalizmin tarihine bakıldığında, böylesi dönemlerde egemen sınıfların önemli bir bölümünün krizden çıkış yollarından biri olarak militarizme yöneldiği görülmektedir. Bugün de benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Askeri harcamalar dünya genelinde rekor seviyelere ulaşırken, silah tekelleri tarihinin en yüksek kârlarını açıklamaktadır. ABD’den Almanya’ya, Fransa’dan İngiltere’ye kadar birçok emperyalist devlet, kamu kaynaklarını sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerden keserek silahlanmaya aktarmaktadırlar.

Savaş ekonomisi, kapitalist yeniden yapılanmanın temel araçlarından biri hâline getirilmektedir.

Emperyalist Rekabet Yeni Bir Evreye Giriyor

Lenin, emperyalizmi analiz ederken büyük sermaye gruplarının dünyayı yeniden paylaşma eğilimine dikkat çekiyordu. Bugün de benzer dinamikler farklı biçimlerde kendisini göstermektedir.

ABD, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında kurduğu uluslararası düzenin liderliğini sürdürmek istemektedir. Çin ise ekonomik gücünü siyasal ve askeri nüfuza dönüştürmeye çalışmaktadır. Rusya, özellikle eski Sovyet coğrafyasında ve Avrasya’da etkinliğini korumaya yönelmektedir.

Avrupa Birliği’nin önde gelen devletleri ise hem ABD ile ittifaklarını sürdürmekte hem de kendi stratejik çıkarlarını geliştirme arayışı içerisindedir. Bu tablo, dünyada iki blok arasında mekanik bir kutuplaşmadan çok daha karmaşık bir emperyalist rekabetin yaşandığını göstermektedir.

İttifaklar kurulmakta, yeniden şekillenmekte ve zaman zaman aynı blok içerisindeki güçler arasında da ciddi çıkar çatışmaları yaşanmaktadır. Dolayısıyla bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca iki emperyalist blok arasında yaşanan çatışmalar olarak sunmak yetersizdir. Aynı blok içerisinde yer alan kapitalist devletlerin arasındaki çatışmalarda varlığını devam ettirmektedir.  Sorunun temelinde, kapitalist-emperyalist sistem içerisindeki ekonomik, siyasal ve askeri güç dengelerinin yeniden şekillenmesi bulunmaktadır.

Ankara Zirvesi, tam da bu yeniden yapılanma sürecinin askeri ayağını temsil etmektedir. Zirvede öne çıkan başlıklar arasında; NATO’nun askeri kapasitesinin artırılması, savunma harcamalarının daha da yükseltilmesi, ortak silah üretim programlarının genişletilmesi, yüksek teknolojiye dayalı savaş sistemlerinin geliştirilmesi, siber güvenlik ve yapay zekâ temelli askeri projelerin hızlandırılması ve Avrupa’nın askeri hazırlık düzeyinin artırılması bulunmaktadır.

Bu kararların tamamı, emperyalist sistemin önümüzdeki dönemde askeri rekabeti daha da yoğunlaştıracağının göstergeleridir.

Egemen sınıflar silahlanmayı “güvenlik” söylemiyle meşrulaştırmaktadır. Bir yandan milyarlarca Euro yeni silah sistemlerine ayrılırken, diğer yandan Avrupa’nın birçok ülkesinde emeklilik yaşı yükseltilmekte, sağlık harcamaları azaltılmakta, eğitim bütçeleri daraltılmakta, günlük çalışma saatleri yükseltilmekte ve işçi sınıfının mücadelelerle elde ettikleri sosyal hakları budanmaktadır.

Silah tekellerinin kârı büyürken bunun bedelini işçiler, emekçiler ve halklar ödemektedir. Militarizm, yalnızca savaş cephelerinde değil; gündelik yaşamda da daha fazla yoksulluk, daha fazla baskı ve daha fazla otoriterleşme anlamına gelmektedir.

Ankara NATO Zirvesi, emperyalist dünyanın yeni yönelimini açık biçimde ortaya koymuştur. Bugün dünya, yalnızca bölgesel çatışmaların değil; daha kapsamlı bir emperyalist güç mücadelesinin içerisine girmektedir.

Bu gelişmeler, önümüzdeki yıllarda hem uluslararası ilişkileri hem de emekçi halkların yaşam koşullarını doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle NATO’nun aldığı kararları yalnızca askeri gelişmeler olarak değil, kapitalist sistemin krizine verdiği siyasal ve ekonomik yanıtın bir parçası olarak değerlendirmek gerekmektedir.

NATO’nun Dönüşümü, ABD-Avrupa İlişkileri ve Yeni Silahlanma Dönemi

NATO’nun son yıllardaki dönüşümü, yalnızca ittifakın askeri kapasitesinin artırılmasıyla açıklanamaz. Aynı zamanda emperyalist sistemin yeni güç dengelerine uyum sağlama çabasının da bir ifadesidir.

Sovyetlerde sosyal emperyalizmin dağılmasıyla birlikte bloklar arasındaki rekabetin son bulduğu ve bunun sonucunda da NATO’nun varlık gerekçesinin ortadan kalktığı yönünde birçok değerlendirme yapılmıştı. Ancak gelişmeler bunun tersini gösterdi. 1990’lı yıllardan itibaren Yugoslavya’nın bombalanması, Afganistan’ın işgali, Libya’nın askeri müdahaleyle yıkıma sürüklenmesi ve ittifakın Doğu Avrupa’ya doğru genişlemesi, NATO’nun yalnızca bir “savunma örgütü” olmadığını açık biçimde ortaya koydu.

Son yıllarda ise NATO yeni bir dönüşüm sürecine girdi. Bu dönüşüm bazı siyasal çevrelerde “NATO 3.0” olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram NATO’nun resmî adı değildir; ancak ittifakın yeni stratejik yönelimini ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.

Bu yeni dönemin temel özellikleri şunlardır: Avrupa kıtasının yeniden kapsamlı biçimde silahlandırılması ve NATO’nun askeri giderlerine destek olması, yüksek hazırlık seviyesine sahip sürekli askeri güçlerin oluşturulması, yapay zekâ, uzay teknolojileri ve siber savaşın askeri planlamanın merkezine yerleştirilmesi, askeri sanayi üretiminin uzun vadeli programlarla artırılması, Hint-Pasifik bölgesinin NATO’nun ilgi alanına daha fazla dâhil edilmesi, Çin ve Rusya’nın uzun vadeli stratejik rakip olarak tanımlanması.

Bu yönelim, NATO’nun yalnızca Avrupa güvenliğiyle sınırlı olmayan daha küresel bir askeri strateji geliştirdiğini göstermektedir.

ABD Emperyalizmi ve Avrupa’nın Militarizasyonu

Ankara Zirvesi’nin en dikkat çekici başlıklarından biri, Avrupa ülkelerinin askeri harcamalarının daha da yükseltilmesi yönündeki kararlardı. Son yıllarda ABD emperyalizmi, Avrupa müttefiklerinin savunma bütçelerini artırmasını sürekli gündemde tuttu. Bu talep yalnızca mali yük paylaşımı meselesi değildir.

ABD emperyalizmi açısından Avrupa’nın daha fazla silahlanması; NATO’nun askeri kapasitesinin artırılması, Rusya’ya karşı caydırıcılığın güçlendirilmesi, Çin ile uzun süreli küresel rekabette ABD’nin yükünün paylaşılması, Batılı emperyalistlerin askeri sanayi üretim kapasitesinin büyütülmesi anlamına gelmektedir.

Bu süreçte Avrupa kapitalistleri de bütünüyle pasif aktörler değildir. Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer büyük Avrupa kapitalistleri, kendi jeopolitik çıkarlarını koruyabilmek için askeri yatırımlarını hızla artırmaktadır. Dolayısıyla NATO içerisindeki ilişkiler, yalnızca ABD’nin tek taraflı dayatmasıyla açıklanamaz. Ortak stratejik hedeflerin yanında, zaman zaman çıkar farklılıkları ve rekabet unsurları da bu ilişkinin parçasıdır.

Son yıllarda Avrupa Birliği içerisinde savunma politikalarının daha fazla bütünleştirilmesine yönelik adımlar hız kazandı. Avrupa savunma sanayisinin üretim kapasitesini artırmaya yönelik girişimler, ortak mühimmat üretimi, yeni askeri fonlar ve savunma yatırımlarının genişletilmesi bu sürecin önemli örnekleridir.

Avrupa burjuvazisi, uzun yıllar boyunca ekonomik bütünleşmeyi ön plana çıkarırken, bugün askeri bütünleşmeyi de stratejik hedeflerinden biri hâline getirmektedir. Bu gelişme, Avrupa’nın “barış projesi” olduğu yönündeki liberal söylemlerin giderek daha fazla teşhir olmasına yol açmaktadır.

Silah üretimine ayrılan milyarlarca Euro, aynı dönemde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve kamu hizmetlerinde uygulanan tasarruf politikalarıyla keskin bir tezat oluşturmaktadır. Emekçilerden fedakârlık istenirken, savaş hazırlıkları için devasa kaynaklar ayrılmaktadır.

Rusya ve Çin Ekseninde Yeni Cepheleşme

NATO’nun son stratejik belgelerinde Rusya, ittifak için “en doğrudan ve en önemli askeri tehdit” olarak tanımlanmaktadır. Çin ise uzun vadeli stratejik rakip olarak değerlendirilmektedir. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın doğusunda askeri yığınak hız kazanmış; Baltık ülkeleri, Polonya ve Karadeniz hattı NATO planlamasının merkezine yerleşmiştir.

Bunun yanında Çin’in ekonomik büyümesi, teknoloji alanındaki ilerlemesi ve küresel ticaretteki ağırlığının artması da ABD öncülüğündeki blok tarafından stratejik meydan okuma olarak görülmektedir.  Dünya halklarının çıkarı, emperyalist bloklar arasındaki bu rekabetin yarattığı savaş, sömürü ve yıkıma karşı bağımsız bir halklar cephesini güçlendirmektir.

Rusya ve Çin ile ABD ve NATO arasında yaşanan rekabet, emekçi halkların değil; büyük sermaye gruplarının, devlet aygıtlarının ve jeopolitik çıkarların rekabetidir. Bu rekabetin bedelini ise cephelerde ölen işçiler, göçe zorlanan milyonlar, yoksullaşan halklar ve demokratik hakları kısıtlanan emekçiler ödemektedir.

Savaş Ekonomisi ve Silah Tekelleri

Bugün dünyanın en büyük silah şirketleri tarihlerinin en yüksek sipariş hacimlerine ulaşmış durumdadır. Yeni savaş uçakları, füze sistemleri, insansız hava araçları, hava savunma sistemleri, yapay zekâ destekli silah teknolojileri ve mühimmat üretimi için milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapılmaktadır. Emperyalist savaş hazırlıkları yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir yeniden yapılanma anlamına gelmektedir.

Kapitalist kriz koşullarında askeri sanayi, sermaye için önemli bir yatırım ve kâr alanına dönüşmektedir. Silah tekelleri büyürken işçiler daha uzun çalışma süreleriyle, daha düşük ücretlerle ve daha fazla sosyal hak kaybıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Dolayısıyla savaş ekonomisi ile kemer sıkma politikaları aynı madalyonun iki yüzüdür.

Faşist TC’nin Zirvedeki Konumu

Ankara Zirvesi, Faşist TC’nin NATO içerisindeki konumunu yeniden görünür hâle getirmiştir. Faşist TC, uzun yıllardır NATO’nun güneydoğu kanadının önemli bir askeri üyesi olmanın ötesinde, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz gibi stratejik bölgelerin kesişim noktasında yer almaktadır.

Bugün emperyalist güçler arasındaki rekabet derinleşirken Türkiye’nin jeopolitik önemi de artmaktadır. Bu nedenle Ankara’nın zirveye ev sahipliği yapması yalnızca diplomatik bir tercih olarak değerlendirilemez. Bu durum, faşist TC’nin NATO’nun bölgesel planlamasında üstlendiği rolün yeni dönemde daha da önem kazandığını göstermektedir. NATO’nun güçlenmesi, Türkiye ve bölge halklarının güvenliği büyük bir tehlike altına girmesi demektir.  Faşist TC’nin daha fazla askeri planlamanın parçası hâline gelmesi, katliamcı geleneğinin boyutlanarak çoğalması anlamına gelmektedir.

Zirve öncesinde uygulanan yoğun devlet baskısı, protesto/eylem yasakları ve gözaltı/tutuklamalar da egemenlerin korkusunun en net ifadesi olmuştur. Çok sayıda kentte fiili OHAL uygulamasıyla  gösteriler yasaklandı, devrimciler, demokratik güçler, anti-emperyalist hareketlerden yüzlerce kişi tutuklandı. Bu tablo, emperyalist savaş makinesi NATO’nun ve onun uşaklarının baskısı büyüdükçe direnişin haklılığı ve zorunluluğunu  daha net olarak ortaya çıkarmaktadır.

Faşist TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından emperyalist askeri ittifakın liderlerine silahın “hediye” olarak sunulması, savaşın ve militarizmin sıradanlaştırılmasının yanı sıra, silah sanayisinin siyasal prestij unsuru hâline getirildiğini de göstermektedir. Emekçilerin yoksulluk, işsizlik ve ağır yaşam koşullarıyla karşı karşıya bırakıldığı; eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere ayrılan kaynakların kısıldığı bir dönemde, savaş sanayisinin ve silah üretiminin ulusal bir başarı hikâyesi olarak pazarlanması kabul edilemez. Komprador Türk devletinin, NATO’nun savaş politikalarıyla uyumunu ve militarizmin meşrulaştırılmaya çalışıldığını gösteren çarpıcı bir örnek olmuştur. Halkların ihtiyacı yeni silahlar ve yeni savaş hazırlıkları değil; barış, demokrasi, eşitlik ve emperyalist saldırganlığa karşı uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesidir.

Yeni Bir Paylaşım Savaşı Hazırlıklarının Bedelini Kim Ödüyor?

NATO zirvelerinde “güvenlik”, “istikrar” ve “caydırıcılık” kavramları öne çıkarılmaktadır. Oysa bu güvenliğin ekonomik bedeli işçi sınıfına ve emekçilere ödetilmektedir. Avrupa’nın birçok ülkesinde sosyal harcamalar sınırlandırılırken savunma bütçeleri hızla büyütülmektedir. Eğitim, sağlık, barınma ve sosyal güvenlik alanlarında “tasarruf” politikaları uygulanırken milyarlarca euro yeni savaş uçaklarına, füze sistemlerine, insansız hava araçlarına ve askeri teknolojilere aktarılmaktadır. Bu nedenle militarizm yalnızca savaş dönemlerinin değil, barış dönemlerinin de sınıfsal bir sorunudur.

Silahlanma yarışının finansmanı, emekçilerin vergileri, sosyal haklarının budanması ve kamu kaynaklarının savaş sanayisine aktarılmasıyla sağlanmaktadır. Silah tekelleri rekor kârlar açıklarken, emekçiler daha uzun çalışma süreleri, daha düşük ücretler ve daha güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Savaş hazırlıkları yalnızca askeri bütçelerin büyümesi anlamına gelmez. Militarizm, aynı zamanda devletlerin iç politikalarını da yeniden şekillendirir. Son yıllarda Avrupa’nın birçok ülkesinde; gözetim yetkileri genişletilmiş, polis ve güvenlik aygıtlarının yetkileri artırılmış, göçmenlere yönelik denetimler sertleştirilmiş, iltica hakkı sınırlandırılmış, emperyalist savaş karşıtı eylemler ve Filistin’le dayanışma gösterileri dâhil olmak üzere çeşitli protestolara yönelik baskılar artmıştır.

Bu gelişmeler tesadüfi değildir. Dışarıda savaş hazırlıkları yoğunlaştıkça içeride demokratik hakların sınırlandırılması eğilimi de güç kazanmaktadır. Militarizm ile otoriterleşme birbirini besleyen süreçlerdir.

NATO’ya Karşı Mücadele, Halkların Ortak Mücadelesidir

Ankara Zirvesi öncesinde ve sırasında Avrupa’nın birçok kentinde NATO karşıtı eylemler düzenlenmiştir. Bu eylemler, farklı ülkelerden anti-emperyalist, sendikal, demokratik ve gençlik örgütlerini ortak platformlarda buluşturmuştur. ATİK de bu süreçte kurulan NATO ve Emperyalist Savaşlara Hayır platformlarında aktif sorumluluk üstlenmiş, birçok ülkede gerçekleştirilen eylem ve etkinliklerin örgütlenmesine katkı sunmuştur.

Bu deneyim önemli bir gerçeği bir kez daha göstermiştir: Emperyalist savaş politikalarına karşı mücadele, yalnızca ulusal sınırlar içerisinde yürütülemez. Nasıl ki sermaye uluslararası ölçekte hareket ediyorsa, halkların mücadelesi de enternasyonal bir nitelik kazanmak zorundadır.

Bugün emperyalist bloklar arasındaki gerilim giderek tırmanmaktadır. Ancak halkların çıkarı hiçbir emperyalist merkezin güçlenmesinde değildir. Görev; emperyalist savaş politikalarına, silahlanma yarışına, militarizme ve emperyalist müdahalelere karşı işçi sınıfının ve ezilen halkların ortak mücadelesini geliştirmektir.

Bu koşullarda anti-emperyalist hareketlerin önünde önemli görevler bulunmaktadır. Başta işçi sınıfı olmak üzere emekçilerin savaş politikalarının gerçek bedelini kavramasını sağlayacak çalışmalar büyütülmelidir. Sendikalar, göçmen örgütleri, kadın hareketleri, gençlik örgütleri ve demokratik kurumlar arasında savaş karşıtı ortak mücadele zeminleri güçlendirilmelidir. Silahlanmaya ayrılan kaynakların eğitim, sağlık, barınma ve sosyal haklara ayrılması talebi daha güçlü savunulmalıdır. Göçmen karşıtı politikalar ile savaş politikaları arasındaki bağ daha görünür hâle getirilmelidir. Yaşadığımız ülkelerde işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların ortak mücadelesini büyütmek; NATO’nun savaş politikalarına, silahlanma yarışına ve emperyalist müdahalelere karşı uluslararası dayanışmayı güçlendirmek önümüzdeki dönemin en temel sorumluluklarından biridir.

*Yarı iletkenler, elektriği iletebilen malzemelerdir, ancak sınırlı bir ölçüde . Benzersiz özellikleri, elektriksel iletkenliklerinin uygun katkı maddeleri eklenerek veya sıcaklık, basınç veya elektrik alanı gibi dış koşullar değiştirilerek kontrol edilebilmesi ve değiştirilebilmesidir. Normal koşullar altında, yarı iletkenler yalıtkan görevi görür, ancak belirli koşullar altında elektriği iletebilirler ve bu da onları elektronik bileşenlerin üretiminde vazgeçilmez hale getirir. En yaygın yarı iletken malzemeler silikon (Si) ve germanyumdur (Ge) , ancak galyum arsenit (GaAs) ve indiyum fosfit (InP) gibi yarı iletken özelliklere sahip birçok başka bileşik de vardır. Bu malzemeler , diyotlar, transistörler ve entegre devreler gibi yarı iletken bileşenleri yapmak için kullanılır ve bunlar modern teknolojinin temelidir.        (https://www.products.pcc.eu/tr/blog/yari-iletkenler-modern-teknolojide-tanimi-turleri-ve-uygulamalari/)

Yarı iletkenler her yerdeler, işe gitmekten (otomobiller, asansörler, trafik lambaları) müşterilerle, arkadaşlarla ve ailenizle (bilgisayar, telefon, tablet) iletişim kurmaya kadar her şey için hayati öneme sahiptir. 1990 ve hatta 2000’lerde cep telefonları, PC ve dizüstü bilgisayarlar ile domine olan sektör, 2011’den sonra, küçülmeye başlamıştır. Yarı iletken sektöründeki baş döndürücü gelişmelere rağmen silikon tabanlı çiplerden faydalanmanın kısmen de olsa sınırına gelinmiştir. (https://www.emo.org.tr/ekler/b53f3ec16eaec61_ek.pdf?dergi=1172)


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑