AfD’yi hangi göçmen grupları ve neden seçiyor? | Cumali Yağmur
Bugünkü yazımda, göçmen azınlıklar içerisinde AfD gibi aşırı sağcı partilerin neden tercih edildiğine değineceğim.
Almanya’da ekonomik krizden etkilenen bazı çevreler, yönlerini yabancı düşmanı ve faşist bir parti olan AfD’ye (Almanya için Alternatif) çevirdi. Son yıllarda oylarını hızla artıran AfD, kamuoyu yoklamalarına göre zaman zaman Almanya’da birinci parti konumuna kadar yükseldi.
AfD “yabancılar dışarı” derken; “sen uzun süredir Almanya’dasın”, “sen yeni geldin” ya da “sen Alman toplumuna uyum sağladın” diye bir ayrım yapmıyor. “Yabancılar evlerimizi ve iş yerlerimizi elimizden alıyor” diyerek demagojik söylemlerle halk arasına nifak tohumları ekiyorlar. Göçmenlerin sosyal yardımlardan haksız kazanç elde ettiğini, daha fazla çocuk parası almak için çok çocuk yaptıklarını iddia ediyorlar. Yabancıların Alman kültürüne gölge düşürdüğünü ve kendi kültürlerini dayattığını savunuyorlar. Ayrıca göçmenlerin çok suç işlediğini, kriminal olaylara karışarak toplumun huzurunu bozduğunu öne sürüyor, ceza alan göçmenlerin derhal sınır dışı edilmesini istiyorlar.
Ceza almış göçmenlerin sınır dışı edilmesini CDU/CSU içindeki sağcı bir grup da destekliyor. Ancak suça karışmış kişileri toptancı bir anlayışla sınır dışı etmek istemek tehlikeli bir düşünce yapısının ürünüdür. Bu ülkede suç işlemiş insanları başka toplumlara göndererek oraların da huzurunu bozmak etik bir yaklaşım değildir.
AfD taraftarları, göçmenlerin Almanlara karşı önyargılı olduğunu ve ülkenin huzurunu bozduğunu iddia ediyor. Tüm bu göçmen karşıtı söylemleri görmezden gelip hâlâ AfD’yi mi destekleyeceksiniz? Böyle yaparak kendi mezarınızı kazdığınızın farkında mısınız? AfD, göçmenlere karşı milliyetçi, ırkçı ve faşist bir çizgide açıkça düşmanca bir tutum sergiliyor. Hiçbir ayrım yapmadan tüm göçmenlerin “bavulunu toplayıp geldikleri ülkeye dönmesini” isteyen bir söyleme sahipler. Anayasayı Koruma Teşkilatı da AfD’nin aşırı sağcı, faşist, demokrasi ve yabancı düşmanı bir oluşum olduğunu sürekli vurguluyor. Bu nedenle demokratik partiler ve sendikalar, partinin kapatılmasını talep ediyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise AfD, kendisi gibi düşünmeyen ilerici, demokrat ve sosyalist Almanlara da önyargıyla yaklaşıyor. Ülkedeki demokrasiyi zayıflatıp kendi ideolojileri doğrultusunda baskıcı bir düzen kurmak istiyorlar. Devletin sosyal karakterini değiştirerek yalnızca kendileri gibi düşünenlere hizmet eden bir yapı hedefliyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere karşı antidemokratik, baskıcı, aşağılayıcı ve sömürücü bir düzen arzuluyorlar.
Almanya tarihinde Hitler döneminde bunlar yaşandı. Bu tür diktatörce anlayışların ülkeye neler getirdiği biliniyor. Almanya tarihinin karanlık sayfaları ve faşizmin taban kazanarak iktidara gelişi tarihsel bir gerçektir. Bugün AfD geçmişi birebir tekrar etmese de, mevcut şartlarda iktidara gelirse neler yapabileceği az çok tahmin ediliyor.
Bugünkü kamuoyu yoklamalarında AfD, Almanya genelinde zaman zaman birinci parti olarak görünüyor. Şu aşamada hiçbir ana akım parti AfD ile koalisyon kurmak istemiyor. Ancak bazı Doğu eyaletlerinde öyle yüksek oylar alıyorlar ki, tek başına iktidar olacak güce ulaşmış durumdalar. Federal seçimlerde göçmen kökenlilerin yaklaşık yüzde 12’sinin oyunu aldıkları görülüyor.
AfD’yi seçen göçmen gruplarını şöyle sıralayabiliriz:
- Uyum sağladığını düşünenler: Genellikle uzun yıllardır Almanya’da yaşayan ve toplumla uyum sağladığını düşünen kişiler. Kendilerinden sonra gelen yeni göçmenleri istemedikleri için AfD’ye oy verebiliyorlar.
- Dar gelirliler: Maddi durumu zayıf bazı göçmenler, AfD’nin popülist söylemlerine ve demagojilerine inanarak bu partiye yöneliyor.
- İdeolojik yakınlık duyanlar: Göçmenler içinde AfD’nin milliyetçi, ırkçı ve faşist görüşlerini benimseyenler de bulunuyor. Örneğin Türkler arasında MHP/Bozkurtlar çizgisine yakın kişiler, AfD’nin söylemlerine yakınlık duyabiliyor. Baden-Württemberg yerel seçimlerinde Bozkurt sempatizanı iki kişinin AfD’den aday olması bunun örneklerinden biridir.
- Güvenlik kaygısı taşıyanlar: Özellikle büyükşehirlerde yaşayan bazı göçmen kadınlar, son yıllardaki güvenlik tartışmaları nedeniyle AfD’ye yönelebiliyor.
Buradan göçmenlere tekrar seslenmek istiyorum: AfD gibi faşist partilere oy vererek kendi geleceğinizi karartmayın. Demokrasi yok edildikten sonra diktatörlük altında yaşanamayacağını ve sonunda bavulunuzu toplamak zorunda kalabileceğinizi bilmelisiniz. Geçmişte Yahudilere, Sintilere, Romanlara ve diğer azınlıklara yapılan soykırımlar, bugün farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkabilir. Belki birebir aynı şekilde olmaz ama geçmişin devamı niteliğinde başka yöntemlerle yaşanabilir.
Göçmenler olarak Alman demokratik partileri ve sivil toplum güçleriyle birlikte demokrasiye sahip çıkmalıyız. Diktatörlüğe geçit vermemeli, anayasaya ve demokratik kazanımlara zarar verilmesine sessiz kalmamalıyız. Birlikte örgütlenerek ve mücadele ederek AfD ve benzeri partileri tarihin çöp sepetine göndermek için kararlı bir duruş sergilemeliyiz.
AfD’ye oy veren göçmenlerin başlarını iki ellerinin arasına alıp çok iyi düşünmesi gerekiyor. AfD’yi seçerken aslında kendi kuyularını kazdıklarının farkına varmalılar. İnsan, bilerek ya da bilmeyerek kendi sonunu hazırlamamalı; adımlarını dikkatle atmalıdır.
Faşist partiler dünyanın her yerinde azınlıklara ve başka uluslara karşı düşmanca politikalar izlemiş, soykırımlara imza atmıştır. Bu toplumda doğup büyüyen ve artık onun ayrılmaz bir parçası olan göçmen azınlıklar olarak Avrupa’daki faşist partilere kesinlikle oy vermemeliyiz. Faşist partiler iktidara geldiğinde öyle kolayca “bavulunuzu alıp geldiğiniz ülkeye dönemezsiniz.” Çünkü o toplumlarda büyümediğiniz için yeniden uyum sağlamanız kolay olmayacaktır. Doğduğunuz ve yaşadığınız Almanya’da, demokrat ve sosyalist çevrelerle birlikte örgütlenerek faşist partilere karşı mücadele edilmelidir.
Avrupa ve özellikle Almanya artık göçmenlerin kalıcı yaşam alanı haline gelmiştir. Bu nedenle demokrasinin kurumsallaşması ve AfD gibi partilerin yarattığı tehlikenin görülmesi gerekiyor. Yaşadığımız ülkelerde demokrasiye sahip çıkmalı ve yerli halkla birlikte bu tehdide karşı ortak mücadele yürütmeliyiz.
Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan göçmen azınlıklar artık bu toplumun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu toplum karşısında sorumluluklarımız olduğunu unutmamalıyız. Faşizme karşı mücadele etmemek, insanlık görevini yerine getirmemek anlamına gelir. Demokrasiye ve insan haklarına yönelen her türlü tehdide karşı Alman ilerici güçleriyle omuz omuza mücadele edilmelidir.

























































