Fransa’da liseli isyanı: Sınıf mücadelesinin gelecek kuşakları | Nazlı Gürbüz Top
“Eğitimde sınıfsal eşitsizlik, devlet şiddeti ve tarihsel mücadele deneyimleri ışığında gençliğin geleceğine sahip çıkma mücadelesi”
Fransa’nın yoksul banliyöleri, tarihsel sanayi işçiliğinin mirasını taşıyan; bugün ücretli emekçilerin, işsizlerin, güvencesiz çalışanların ve göçmen kökenli ailelerin iç içe yaşadığı toplumsal alanlardır. Bir zamanlar sanayi üretiminin ve örgütlü işçi hareketinin önemli merkezleri olan bu bölgeler, kapitalist yeniden yapılanmanın, sanayisizleşmenin, yoksulluğun ve mekansal eşitsizliklerin yarattığı dönüşümleri yansıtmaktadır.
Fransa’da Eylül 2026’da başlayan liseli eylemleri, işte bu toplumsal ve tarihsel zeminde ortaya çıktı. Hareketin başlangıcında, 17 Eylül’de Créteil’deki Saint-Exupéry Lisesi öğretmenlerinin eğitim kaynaklarındaki kesintilere ve kötüleşen çalışma koşullarına karşı gerçekleştirdiği protesto bulunuyordu. Öğretmenlerin taleplerinin karşılıksız kalması üzerine öğrenciler de harekete geçti. Kalabalık sınıfları, aylarca karşılanmayan dersleri, öğretmen, hemşire ve destek personeli eksikliğini protesto eden liseliler, okullarını bloke etmeye başladı. Snapchat ve TikTok üzerinden yayılan eylem çağrıları kısa sürede Paris’in diğer banliyölerine, ardından Bordeaux, Lille, Strasbourg, Marsilya ve Toulouse gibi kentlere ulaştı. 6 Ekim’deki kitlesel gösteriler, okul blokajları ve sokak eylemleri, hareketin ulaştığı boyutu ortaya koydu.
Hareketin dikkat çekici özelliği yalnızca yaygınlığı değil, toplumsal kökeni ve giderek genişleyen sınıfsal bileşimidir. İlk kıvılcım büyük üniversitelerden ya da Paris’in merkezindeki seçkin eğitim kurumlarından değil; işçilerin, işsizlerin, yoksulların ve göçmen kökenli ailelerin yoğun yaşadığı banliyö liselerinden yükseldi. Ancak hareket bu sınırların içinde kalmadı. Paris’in Louis-le-Grand ve Henri-IV gibi seçkin liselerindeki öğrencilerin de protestolara katılması, eğitimde eşitlik talebinin farklı toplumsal kesimleri buluşturabildiğini gösterdi. Böylece yoksul banliyölerin gençliği ile daha ayrıcalıklı eğitim kurumlarının öğrencileri arasında ortak bir mücadele zemini oluştu.
Bu gelişme, liseli hareketinin yalnızca belirli okulların sorunlarından kaynaklanmadığını, kapitalist eğitim sisteminin bütününe ilişkin daha derin çelişkileri açığa çıkardığını göstermektedir.
EĞİTİM KRİZİ DEĞİL, KAPİTALİST SİSTEM KRİZİ
Kapitalist toplumda eğitim, yalnızca bilgi aktaran bir kurum değil, aynı zamanda mevcut üretim ilişkilerini ve sınıfsal eşitsizlikleri yeniden üreten mekanizmalardan biridir. Burjuvazinin çocukları ile işçi, işsiz ve yoksul ailelerin çocukları, biçimsel olarak aynı eğitim hakkına sahip olsalar da gerçekte eşit koşullarda eğitim görmezler. Okulların maddi olanaklarından yükseköğretime erişime kadar uzanan eşitsizlikler, Fransız Cumhuriyeti’nin fırsat eşitliği söylemi ile kapitalist toplumun sınıfsal gerçekliği arasındaki çelişkiyi açığa çıkarır.
Saint-Exupéry Lisesi öğrencilerinin dile getirdiği “Fransa’nın değerleri özgürlük, eşitlik, kardeşlik; ama eğitime baktığımızda eşitliğin nerede olduğunu soruyoruz” sözleri, hareketin temel siyasal sorusunu özetlemektedir. Çünkü eğitim olanaklarının sınıfsal kökene göre eşitsiz dağıldığı bir toplumda bireysel başarının yalnızca yetenek ve çalışmayla belirlendiği iddiası, mevcut ayrıcalıkları görünmez kılmaktadır.
Liselilerin öfkesi, eğitimdeki kaynak yetersizliğini aşarak devletin bütçe önceliklerine yönelmektedir. Eğitim ve sosyal hizmetlerde kesintiler yapılırken şirketlere kaynak aktarılması ve askeri harcamaların artırılması, kapitalist devletin sınıfsal tercihlerini açığa çıkarmaktadır. Yoksul banliyölerdeki devlet liseleriyle ayrıcalıklı eğitim kurumları arasındaki eşitsizlikler de bu politikaların sonucudur. Bu nedenle liselilerin mücadelesi, yalnızca eğitim koşullarının iyileştirilmesini değil, toplumsal kaynakların kimin çıkarına kullanıldığını da sorgulamaktadır.
BANLİYÖLERDEN YÜKSELEN ÖFKE VE DEVLETİN BASKISI
Fransa’da banliyö gençliğinin toplumsal çatışmanın merkezine yerleşmesi yeni değildir. 2005’te Clichy-sous-Bois’da iki gencin polisten kaçarken elektrik trafosuna sığınarak yaşamını yitirmesi, haftalarca süren banliyö isyanlarını tetiklemişti. Bu isyanların arkasında polis baskısına yönelik öfkenin yanı sıra ırkçılık, işsizlik, yoksulluk ve toplumsal dışlanma bulunuyordu.
2005 ile 2026 hareketleri arasında önemli bir toplumsal süreklilik vardır. Her iki hareketin zemininde de emekçilerin, işsizlerin ve göçmen kökenli ailelerin yaşadığı, sınıfsal ve mekânsal eşitsizliklerin yoğunlaştığı mahalleler bulunmaktadır. Ancak mücadele biçimleri arasında belirgin farklılıklar vardır. 2005’te öfke daha çok yerel çatışmalar ve merkezi olmayan isyanlar biçiminde ortaya çıkarken, bugünkü hareket okul blokajları, öğrenci toplantıları ve liseler arası koordinasyonlar aracılığıyla ortak talepler etrafında gelişmektedir.
Liselilerin eylemlerine yönelik polis müdahaleleri ise hareketin siyasal içeriğini genişleten etkenlerden biri oldu. Gözaltılar, yaralanmalar ve okullar çevresindeki yoğun güvenlik önlemleri, eğitim hakkı mücadelesini gösteri özgürlüğü ve devletin zor kullanma yetkisi tartışmasıyla birleştirdi.
Eğitimdeki eşitsizliklere karşı yükselen taleplerin ve radikal eylem biçimlerinin bilinçli olarak bir güvenlik sorununa indirgenmesi, gençlerin maddi taleplerini geri plana iterken devletin toplumsal itirazlara verdiği saldırgan yanıta karşı mücadeleyi de hareketin ayrılmaz bir parçası haline getirmektedir.
Ancak baskı, hareketin banliyölerle sınırlı kalmasını sağlayamadı. Aksine öğretmenlerin, öğrenci velilerinin, üniversitelilerin ve işçilerin dayanışma girişimleriyle protestolar daha geniş bir toplumsal karakter kazandı. Böylece başlangıçta eğitim koşullarına karşı yükselen öfke, devletin baskı politikalarına karşı ortak bir direniş alanına dönüştü.
Liseli hareketinin örgütlenme ve mücadele biçimleri, bazı yönleriyle 2018’deki Sarı Yelekliler isyanını da hatırlatmaktadır. Her iki harekette de geleneksel siyasi ve sendikal yapıların dışında gelişen toplumsal öfke, sosyal medya üzerinden yayılan çağrılar ve blokaj eylemleriyle görünürlük kazanmıştır. Sarı Yelekliler hareketi, başlangıçta akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı yükselen tepkilerden doğup hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısına karşı daha geniş bir mücadeleye dönüşürken, liseli hareketi eğitimdeki sınıfsal eşitsizlikler ve gençliğe dayatılan geleceksizlik temelinde şekillenmektedir.
Bu benzerlik, iki hareketin aynı siyasal karakteri taşıdığını değil, kapitalist toplumdaki hoşnutsuzluğun geleneksel temsil mekanizmalarını aşan mücadele biçimleri doğurabildiğini göstermektedir.
GENÇLİĞİN YENİ ÖRGÜTLENME VE SİYASALLAŞMA ARAYIŞI
Hareketin önemli özelliklerinden biri de geleneksel öğrenci ve sendikal yapıların dışında gelişen örgütlenme biçimleridir. Sosyal medya üzerinden yayılan çağrılar, okul blokajları ve liseler arası koordinasyonlar, gençlerin kendi mücadele araçlarını yaratma arayışını ortaya koymaktadır.
Bu gelişme, gençliğin geleneksel siyasal ve sendikal temsil mekanizmalarını sorguladığını göstermektedir. Eğitim yoluyla toplumsal yükselme ve güvenli gelecek vaatleri, artan eşitsizlik ve güvencesizlik karşısında inandırıcılığını yitirirken gençler doğrudan eyleme ve kendi örgütlenmelerini oluşturmaya yönelmektedir.
Ancak kendiliğinden yükselen öfke ile kalıcı siyasal örgütlenme arasında önemli bir fark vardır. Okulların bloke edilmesi, barikatlar ve sokak gösterileri gençliğin mücadele kararlılığını ortaya koysa da hareketin geleceği, ortak taleplerini geliştirmesine ve demokratik örgütlenme biçimlerini güçlendirmesine bağlıdır.
YENİ BİR 1968 Mİ, YENİ BİR SINIF MÜCADELESİ BİÇİMİ Mİ?
Fransa’daki liseli hareketinin tarihsel önemini değerlendirmek açısından 1968 Mayısı önemli bir karşılaştırma noktasıdır. O dönemde öğrenci protestolarının milyonlarca işçinin katıldığı grevlerle birleşmesi, Fransa’yı büyük bir siyasal krize sürüklemişti. 1968’in belirleyici özelliği yalnızca öğrencilerin sokaklara çıkması değil, gençlik hareketi ile işçi sınıfının kitlesel mücadelesinin buluşmasıydı.
Bugün temel sorun, liselilerin mücadelesinin işçi sınıfının ekonomik ve siyasal mücadelesiyle birleşip birleşemeyeceğidir. Farklı sınıfsal kökenlerden gelen öğrenciler, eğitimdeki eşitsizlikler aracılığıyla kapitalist toplumun çelişkilerini deneyimlemektedir. Eğitim ve gelecek talepleriyle işçilerin ücret, istihdam ve sosyal haklar mücadelesi, kamu hizmetlerindeki kesintilere, hayat pahalılığına ve güvencesizliğe karşı ortak bir sınıfsal zeminde buluşma potansiyeli taşımaktadır.
Ancak bugünün Fransa’sı, 1968’in Fransa’sıyla aynı toplumsal ve ekonomik koşullara sahip değildir. Sanayisizleşme, hizmet sektörünün genişlemesi ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması, işçi sınıfının bileşimini ve örgütlenme koşullarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Ne var ki bu dönüşüm, işçi sınıfının tarihsel rolünü ortadan kaldırmadığı gibi gençlik hareketiyle birleşme olanaklarını da dışlamaz. Aksine, günümüz proletaryasının farklı kesimlerinin ve emekçi ailelerden gelen gençliğin ortak talepler etrafında buluşabileceği yeni mücadele alanları yaratmaktadır. Bu nedenle mesele, 1968’in tekrarlanıp tekrarlanmayacağı değil, bugünkü liseli isyanının işçi sınıfının değişen yapısı ve mücadele biçimleriyle nasıl bir ilişki kurabileceğidir.
Liselilerin mücadelesinin temelinde, işsizlik, güvencesizlik, artan yaşam maliyetleri ve eğitimdeki sınıfsal eşitsizliklerin derinleştirdiği geleceksizlik yatmaktadır. Banliyölerden yükselen isyan, yalnızca eğitim koşullarına değil, kapitalist toplumun gençliğe sunduğu geleceğe de yönelmektedir. Hareketin kendiliğinden devrimci bir nitelik taşıdığı söylenemese de sınıf bilincinin eğitim alanında da gelişebileceğini göstermektedir. Hareketin işçi sınıfının mücadelesiyle birleşip birleşmeyeceği, öğrenci koordinasyonlarının kalıcı örgütlenmelere dönüşüp dönüşmeyeceği ve eğitim taleplerinin daha geniş bir toplumsal mücadeleye evrilip evrilmeyeceği henüz belirsizdir. Ancak banliyölerden yükselen bu isyan, kapitalist toplumun genç kuşaklara sunduğu gelecek ile onların beklenti ve ihtiyaçları arasındaki derin çelişkiyi açığa çıkarmaktadır.
Geleceğin kendilerine ait olduğu söylenen gençler, kapitalist toplumun kendilerine dayattığı geleceğe başkaldırıyor.
Nazlı Gürbüz Top – 10.10.2026
























































