Almanya

Published on Ekim 10th, 2026

0

DİDF: AfD’nin normalleştirilmesine hayır!

DİDF, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına faşist parti AfD’li Tobias Rausch’un seçilmesine tepki gösterdi. BSW ve CDU’nun bir bölümünün desteğiyle gerçekleşen seçimi sert sözlerle eleştiren DİDF, “AfD’nin normalleştirilmesi anlamına gelen bu adım, yalnızca biz göçmenler için değil, herkes için büyük bir tehlikedir” açıklamasında bulundu.

Avrupa Demokrat Haber Merkezi

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Yönetim Kurulu, yaptığı açıklamada, Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığını kazanmasını ve aşırı sağın giderek normalleştirilmesini eleştirdi.

Açıklamada, 6 Ekim Salı günü gerçekleştirilen parlamento oturumunda, eyalet parlamentosu başkanı ve iki başkanvekilinin seçildiği hatırlatıldı. AfD’li bir siyasetçinin ilk kez eyalet parlamentosu başkanlığına seçildiği belirtilerek, bunun Sahra Wagenknecht’in kurduğu BSW ve Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin bir bölümünün desteği olmadan mümkün olamayacağı vurgulandı.

“Saksonya-Anhalt AfD’sinde neonazi kadrolar bulunuyor”

DİDF, Saksonya-Anhalt’taki AfD örgütünün, partinin federal düzeydeki yapılanması içerisinde de özel bir konuma sahip olduğuna dikkat çekti.

Partinin 250 sayfalık seçim programının kültürler çatışması söylemiyle dolu olduğu belirtilen açıklamada, AfD saflarında neonazi kadroların ve Kimlikçi Hareket üyelerinin bulunduğu ifade edildi.

AfD’nin eyalet başbakanı adayı Ulrich Siegmund’un ırkçı açıklamalarının yanı sıra silahlanmaya karşı olmadığını da dile getirdiği belirtilerek, göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesini öngören ve AfD tarafından “remigrasyon” olarak adlandırılan politikaların uygulanması için silahlara ihtiyaç duyulduğunu savunduğu aktarıldı.

DİDF, bu yaklaşımın göçmenler ve mülteciler açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

“BSW, AfD’nin iktidar yolunu açıyor”

Açıklamada, BSW’nin AfD ile işbirliğine yönelik siyasi engellerin kaldırılmasını savunan yaklaşımı da eleştirildi.

BSW’nin “Geçilmez Duvar (Brandmauer) aptallığını bitirme” olarak adlandırdığı politikanın, gerçekte AfD’li Ulrich Siegmund’un eyalet başbakanlığına uzanan yolunu açtığı belirtildi.

DİDF, göçmenleri ve mültecileri suçlu ilan eden, onları sınır dışı etmek isteyen bir siyasi cepheyle karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“AfD’nin normalleştirilmesi anlamına gelen bu adım, yalnızca biz göçmenler için değil, herkes için büyük bir tehlikedir.”

“CDU ve SPD kendilerini demokrasinin kalesi olarak sunamaz”

DİDF açıklamasında, AfD’nin yükselişinin yalnızca partiler arasındaki işbirliğini engellemeyi amaçlayan “Geçilmez Duvar” politikasıyla durdurulamayacağına da dikkat çekildi.

AfD’nin güçlenmesine yol açan politikalarla içerik temelinde hesaplaşılması gerektiği belirtilerek, yalnızca bu partiyi siyasi olarak dışlamaya dayanan yaklaşımın hem etkisiz kaldığı hem de gerçeklikle örtüşmediği savunuldu.

Açıklamada, CDU ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) de eleştirildi. Bu partilerin silahlanmayı artıran, halkın yaşam koşullarını ağırlaştıran ve sosyal haklara saldıran politikalarla AfD’nin yükselişinin maddi koşullarını yarattıkları ifade edildi.

DİDF, aynı partilerin diğer yandan kendilerini “demokrasinin kalesi” olarak sunamayacaklarını belirterek, Başbakan Friedrich Merz ve diğer siyasetçilerin Saksonya-Anhalt’taki gelişmelere gösterdiği tepkiyi “hesapçılık ve ikiyüzlülük” olarak değerlendirdi.

“Irkçıların önemli makamlara getirilmesi kabul edilemez”

AfD’nin yükselişinde diğer partilerin izlediği politikaların rolüne dikkat çekilmesinin, aşırı sağcı siyasetçilerin önemli makamlara getirilmesini haklı çıkarmayacağı vurgulandı.

DİDF, hem CDU’nun bir bölümünün hem de BSW’nin tutumunu sert sözlerle eleştirerek, aşırı sağcı bir ismin parlamento başkanlığına seçilmesinin demokrasi ve seçmen iradesiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtti.

Açıklamada, BSW’nin Alman sermaye gruplarının kâr çıkarlarını savunmayı amaçlayan milliyetçi bir politika izlediği ifade edildi.

Göçün sürekli ve genelleyici bir biçimde suçla ilişkilendirilmesinin, mültecilere ve göçmenlere yönelik düşmanlığı körükleyen bilinçli bir strateji olduğu vurgulandı.

DİDF, BSW’nin AfD adayı Tobias Rausch’un parlamento başkanı seçilmesine verdiği destekle, ırkçıların önemli makamlara getirilmesine yardımcı olmaya hazır olduğunu gösterdiğini belirterek bu tutumu kınadı.

“AfD seçmenlerinin gelecek kaygılarını giderecek politikalar gerekli”

DİDF, AfD’nin normalleştirilerek daha fazla güç kazanmasının önünün açılması yerine, bu partiye oy veren geniş seçmen kitlelerinin gelecek kaygılarını ve ekonomik endişelerini giderecek politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini savundu.

Bunun yalnızca AfD’nin değil, bütün siyasi partilerin program ve politikalarıyla içerik temelinde hesaplaşılması ve Almanya’daki sağa kayışta oynadıkları rollerin açığa çıkarılmasıyla mümkün olacağı belirtildi.

Açıklamada, ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm üretilmeden, silahlanma politikaları ve sosyal hak kayıplarıyla mücadele edilmeden AfD’nin yükselişinin durdurulamayacağı görüşü dile getirildi.

Sokaklarda, işyerlerinde ve mahallelerde mücadele çağrısı

DİDF Yönetim Kurulu, açıklamasının sonunda antifaşist mücadelenin toplumsal ve ekonomik taleplerle birleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

AfD’nin güçlenmesine karşı mücadelenin yalnızca parlamentoyla sınırlı kalamayacağına dikkat çekilerek, sosyal sorunlara karşı mücadele, silahlanma ve savaş karşıtlığı ile antifaşist direnişin ortak bir zeminde buluşturulması çağrısı yapıldı.

DİDF, bunun yolunun sokaklarda, işyerlerinde, okullarda ve mahallelerde örgütlü mücadeleyi güçlendirmekten geçtiğini belirtti.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑