Tasfiye sürecinde Şengal halkası | Arif Çelebi
Rojava’daki devrimci kazanımların büyük ölçüde tasfiyesinin ardından şimdi sıra Şengal’e geldi. Şengal’deki Kürtlerin ulusal demokratik kazanımları tasfiye ediliyor, öz savunma güçleri Irak ordusuna bireysel olarak entegre ediliyor. Bu tür bir entegrasyondan “demokratik” bir gelecek ummak mümkün mü? Kürtler için kayıp olan durum, sömürgeci Türk devleti için büyük bir stratejik kazanca dönüşüyor. Şengal Özerk Yönetimi’nin tasfiye edilerek bölgenin bütünüyle Irak devletinin denetimi altına girmesi, Kürt bölgeleri arasındaki fiili birliğin yeni bir parçalanması anlamına geliyor.
Dört parçadaki Kürt ulusal örgütlenmeleri ve kazanımları ağır bir tasfiye saldırısı altında. Rojava’dan sonra Şengal’de de Özerk Yönetim ve öz savunma güçleri entegrasyon adı altında ortadan kaldırılıyor. Sırada Başûr ve Rojhilat var.
23 Eylül 2026 tarihinde New York’ta Türkiye ile Irak arasında; Şengal Özerk Yönetimi’nin tasfiye edilmesini, öz savunma güçleri YBŞ ve YJŞ’nin ise Irak ordusuna entegre edilmesini içeren bir anlaşmaya varıldığı açıklandı. Anlaşma gereği entegrasyon adı altında yürütülecek bu tasfiye sürecine bağlı olarak Türk devletinin de Başika-Zilkan’daki askeri varlığına son vereceği belirtildi.
YENİ SOYKIRIMLARA KARŞI ÖZYÖNETİM VE ÖZSAVUNMA
IŞİD, Şengal’de katliamlara giriştiğinde Irak devleti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi halkı savunmak yerine güçlerini geri çekti. Êzîdî inancına mensup Kürtlerden binlercesi bu saldırılarda katledildi, binlerce kadın ve çocuk kaçırılarak köle pazarlarında satışa çıkarıldı, binlercesi cinsel köle olarak kullanıldı. PKK gerillalarının müdahalesi ve YPG’nin Rojava’dan açtığı koridor olmasaydı soykırımın çapı çok daha büyük olacaktı.
Ocak 2015’te Êzîdî Kürtlerin tarih boyunca yaşadığı ferman ve katliamların tekrarlanmaması için Şengal Özerk Yönetimi ilan edildi. Aynı açıklamada IŞİD’in 3 Ağustos 2014 soykırımından sonra Êzîdî halkının savunmasız bırakılmasının bir daha tekrarlanmaması için Özerk Yönetim’e bağlı öz savunma gücünün kurulmasına karar verildiği belirtildi.
ŞENGAL’İN STRATEJİK ÖNEMİ
Şengal Özerk Yönetimi’nin ilan edilmesine ve öz savunma güçlerinin kurulmasına sömürgeci Türk devleti düşmanca tepki gösterdi. IŞİD’in baş destekçilerinden biri olan Türk devleti, Êzîdîlerin karşı karşıya kaldığı soykırımın daha da büyümesini durduran Kürt devrimcilere dünya çapında oluşan sempatiye büyük bir öfke duydu. IŞİD Şengal’de durdurulmasaydı, ardından Şengal tarafından da Rojava’ya saldıracaktı. Bu, Türk devleti ile IŞİD’in ortak planıydı. Kürtlere ve Kürt ulusal kazanımlarına karşı düşmanlığı iç ve dış politikasının odağına koyan bir devlet olan Türkiye her ne pahasına olursa olsun Rojava Devrimini boğmak istiyordu. Şengal, Rojava’nın Güney Kürdistan üzerinden Medya Savunma Alanları’na açılan stratejik bir köprü görevi görüyordu. Bu köprüyü yıkarak Rojava Devrimi tam bir kuşatma altına alınacak ve soykırımın yarattığı dehşetle Kürt halkı başkaldıramaz hale getirilecekti, hedef buydu.
KDP’NİN TUTUMU VE BAŞİKA-ZİLKAN ASKERİ ÜSSÜNÜN KURULMASI
IŞİD’in soykırımcı saldırısı sırasında bölgeyi savunmakla görevli peşmerge güçleri geri çekildi. Buna karşın IŞİD’in Şengal’den çıkarılması savaşına Peşmerge de katıldı. Ne var ki KDP, PKK’nin Şengal’deki varlığına ve buranın Rojava’ya açılan bir kapı olarak kullanılmasına karşı Türk devleti ile iş birliği yaptı. Hem Şengal’in yeniden KDP’nin denetimine girmesi hem de PKK’nin Başûr’daki manevra alanının daraltılması amacıyla Türk devletine Başika-Zilkan alanında askeri üs kurma hakkı verildi. Türk devleti bu üste Rojava’daki devrimci yönetime muhalif Roj Peşmergelerinin yanı sıra Irak’taki Sünni güçlere de askeri eğitim veriyordu. Irak devleti bu üssün varlığını egemenlik ihlali saysa da Türk devletine geri adım attıracak bir güçten yoksundu. Türk devleti, PKK’nin varlığını ve Şengal’in özerk yapısını öne sürerek, bu konularda ilerleme sağlanmadığı müddetçe Irak’taki üslerden çekilmeyeceğini belirtiyordu.
PKK, güçlerini Şengal’den çektiğini açıklamasına rağmen Türk devleti ve KDP’nin tutumu değişmedi. Şengal Özerk Yönetimi’nin ve öz savunma güçlerinin o bölgenin insanlarından oluşmasına rağmen Türk devleti onları “yabancı güçler”, dahası “yabancı terörist güçler” olarak tanımlamaktan vazgeçmedi. KDP de Êzîdî Kürtler arasında bölünme yaratarak kendisine yakın askeri birlikler kurmaya girişti. Êzîdî Kürtlerin ulusal demokratik kazanımlarını yok etmek için Türk devleti, Irak ve KDP yönetimi 2020 yılında bir anlaşma yaptı. Êzîdî Kürtlerin onayı alınmadan yapılan bu anlaşma uygulanamadı.
Bu aynı süreçte Türk devleti Şengal Özerk Yönetimi’ni yıkmak için bir dizi suikast gerçekleştirdi. Özerk yönetim kurumları, askeri birlikler, hastaneler ve devrimin önde gelen yöneticileri hedef alındı. Bütün bu saldırılarda Başika üssü aktif olarak kullanıldı. Ne karşı devrimci anlaşmalar ne suikastlar ne de Irak devletinin bölgeyi denetim altına alma çabası Şengal’deki Êzîdî Kürtlerin iradesini kıramadı.
ENTEGRASYON ADI ALTINDA SÖMÜRGECİ TASFİYE DAYATMASI
Türk devleti ile PKK arasında yürütülen “süreç”in Bakur’la sınırlı olmadığı, dört parça Kürdistan’ı kapsadığı açıktı. Türk sömürgeci devleti askeri olarak ulaşamadığı stratejik hedeflere “süreç” adı altındaki tasfiyeci dayatmayla ulaşmaya çalışıyor. Öcalan ve PKK’nin, “demokratik entegrasyonun hukuki ve siyasi zemininin oluşturulması” olarak tanımladığı “süreç”in bu doğrultuda ilerlemediği açık. Rojava’daki devrimci kazanımların büyük ölçüde tasfiyesinin ardından şimdi sıra Şengal’e geldi. Şengal’deki Kürtlerin ulusal demokratik kazanımları tasfiye ediliyor, öz savunma güçleri Irak ordusuna bireysel olarak entegre ediliyor. Bu tür bir entegrasyondan “demokratik” bir gelecek ummak mümkün mü?
Kürtler için kayıp olan durum, sömürgeci Türk devleti için büyük bir stratejik kazanca dönüşüyor. Şengal Özerk Yönetimi’nin tasfiye edilerek bölgenin bütünüyle Irak devletinin denetimi altına girmesi, Kürt bölgeleri arasındaki fiili birliğin yeni bir parçalanması anlamına geliyor.
IŞİD’e karşı Kürtlerin Rojava’da, Şengal’de, Kerkük ve Başûr’un diğer bölgelerinde gösterdikleri askeri ve siyasi başarılar Kürtlerin ulusal demokratik kazanımlarını büyütmüştü. Başûr’da Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin denetiminde olmayan Kerkük fiilen Kürdistan bölgesine bağlanmış, Rojava’dan sonra Şengal PKK’nin etki alanına girmiş ve böylece farklı yönetimler altında da olsa Başûr ve Rojava alanları coğrafi olarak birleşmişti. Sömürgeci Türk devleti her ne pahasına olursa olsun bu birliği parçalamak istiyordu. “Entegrasyon” süreci sömürgeci Türk devleti için tam da böyle bir rol oynuyor. Kürdistan bir ülke olmaktan çıkartılmakta, ulusal varlığı inkâr edilen Kürtler, bireylerden oluşan dağınık bir etnisiteye dönüştürülmektedir.
ABD EMPERYALİZMİNİN ORTADOĞU STRATEJİSİ VE BAŞİKA’DAN ÇEKİLME ZORUNLULUĞU
PKK’nin tasfiye edilmesi süreci, Rojava’nın ardından Şengal Özerk Yönetimi’nin de ortadan kaldırılmasından sonra Türk devletinin Başika’da kalmak için öne sürdüğü gerekçelerin zemini de kalmadı. Sömürgeci Türk devleti yine de çekilmek için PKK’nin tasfiye sürecinin tamamlanmasını bekleyecektir.
Türk devletini çekilmeye zorlayan asıl etmen ise ABD’dir. ABD emperyalizmi Ortadoğu’da “tek devlet, tek ordu” stratejisi doğrultusunda hareket ediyor. Bütün ülkeler bu çerçevede yeniden dizayn ediliyor. ABD’nin Irak’tan çekilmesi Ortadoğu’dan bütünüyle çekilmesi anlamına gelmiyor. Bölgedeki ülkeleri daha sıkı bir merkezileşmeye zorlayarak, bu işbirlikçi merkezler üzerinden bu bölgeyi daha sıkı ve elverişli koşullar altında denetim altında tutmayı, enerji kaynakları ve ticaret yolları üzerinde kontrolü bu yolla sağlamayı amaçlıyor. Bu amaca bağlı olarak Türk devletine de önemli bir rol biçiyor.
Buna karşın, Irak devleti böyle bir merkezileşmeye doğru sürüklenirken Türk devletinin bu devlet içindeki askeri varlığı, çözülmesi gereken bir sorun haline geldi.
KDP’NİN KENDİ KENDİNİ TUZAĞA DÜŞÜRMESİ
KDP, PKK’nin Başûr’dan çıkarılması, Şengal’in Irak yönetimine devredilmesi ve Rojava’nın kuşatma altında kalması için Türk devleti ile pek çok alanda işbirliğine girdi. Ona göre PKK’nin zayıflaması kendi hegemonya alanını genişletecekti. PKK’ye karşı Türk devleti, IŞİD’e karşı ABD ile girdikleri ittifakın günün sonunda büyük bir kazanıma dönüşeceğini umuyordu. Bunun yanlış bir hesap olduğu açıktı. PKK, Rojava ve Şengal tasfiye edildikten sonra Türk sömürgeci devletinin KDP’ye ihtiyacı kalmayacaktı, süreç tam da bu yönde ilerliyor.
ABD’nin yeni Ortadoğu politikası da Kürdistan Bölgesel Yönetimi için yıkıcı bir sonuç doğurmaya aday. ABD güçleri çekildi ve peşmergeye verilen mali yardım kesildi. Kürdistan Bölgesi yakında yeni kısıtlamalarla karşı karşıya kalacak. Federatif yapı giderek zayıflatılacak ve şu ya da bu sömürgeci güç tarafından ortadan kaldırılması için koşullar daha elverişli hale gelecek.
ZORLUKLAR VE YENİ OLASILIKLAR
Tarih bir iradeler çarpışmasıdır. Sahneye çıkan her irade pek çok başka iradeyle karşı karşıya gelir. Sonuçta hiçbirinin iradesi tam hedeflediği doğrultuda gerçekleşmez. Rastlantılar iradelere yön verir, onları etkiler ama o rastlantılar da belirli bir dönemdeki toplumsal maddi gerçekliğin zorunlu sonucudur.
Kapitalizmin varoluşsal krizi, emperyalist küreselleşmenin kendi genişlemesinin sınırlarına çarpması, kapitalizmin ekonomik, siyasi ve ideolojik krizinin derinleşmesi dünyanın her yerinde olduğu gibi Ortadoğu’da da tam bir kaosa ve belirsizliğe yol açmaktadır. Eski olan her şey buharlaşırken yeni henüz ortada yoktur. Kürtler için de durum tam budur. Her yeni yoktan var olmaz, eskinin yıkıntıları içinde yeşerir. Yeni olanı inşa etmek, ortaya çıkacak boşluklardan stratejik sıçramalar için yararlanmak isteyen her akım her ne pahasına olursa olsun kimi mevzileri güvence altına almalı, güç biriktirmeli ve stratejik hedeflerini açık biçimde ortaya koymalıdır. Her koşul altında özgür, demokratik, birleşik Kürdistan stratejik hedefi canlı tutulmalıdır.
Kürtler için geçerli olan bölgedeki egemen devletler için de geçerlidir. Zemin bir kez kaygan ve oynak hale geldi mi; depremlerin, sellerin, heyelanların kimi vuracağı belli olmaz. Türk devletinin “iç cepheyi güçlendirme” çabası tam da bunun içindir.
Buradan çıkarılacak biricik sonuç; devrimci demokratik güçlerin, Kürt ulusal demokratik dinamiklerinin kendi iç cephelerini güçlendirmeye yönelmeleridir.
*Atılım Gazetesi’nin 2 Ekim tarihli 286. sayısından alınmıştır.
Seçtiklerimiz: Arif Çelebi – etha – 03.10.2026

























































