İnsan Hakları

Published on Ekim 3rd, 2026

0

“Meslektaşlarımızın gözaltı merkezlerinde adli muayeneye zorlanması kabul edilemez”

Mersin İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğünün hekimleri, gözaltına alınan kişileri emniyet ya da karakolda, polis nezaretinde muayene etmeye zorlamasına ilişkin Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi yaptığı açıklamada; hekim sorumluluğu ve yasal dayanaklar hatırlatıldı. Açıklamada, hekimlerin hastanın çıkarları doğrultusunda davranma sorumluluğu olduğu anımsatılırken, hekimlere yönelik baskıların da son bulması istendi.

Gözaltına çıplak arama, polis eşliğinde muayene dayatması sürüyor. Gözaltına alınan kişiler bu hukuksuzluğa karşı çıkarken, polis de usulsüz uygulama için hekimleri zorluyor. Öte yandan hekimler usule aykırı şekilde emniyet müdürlüklerinde ya da karakollarda muayene yapmaya zorlanıyor. Bu usulsüzlüğün son örneği 1 Ekim 2026 tarihinde Mersin’de yaşandı. Mersin İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü, gözaltına alınan kişilerin adli muayene ve kontrollerinin yapılması için hekimleri emniyet müdürlüklerinde ve karakollarda adli muayeneye zorluyor.

“HEKİMLER HASTANIN ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA DAVRANMALI”

Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, hekimlere yönelik bu dayatmaya karşı açıklama yaptı. Hekimliğin mesleki değerlerinin, bağımsızlığının ve özerkliğinin korunarak insan onuruna yakışır muayene ve bakım koşullarının sağlanmasının mecburi olduğu kaydedilen açıklamada, adli muayenelerde hekim sorumluluğu ve yasal dayanaklar hatırlatıldı. Açıklamada, “Dünya Tabipleri Birliği Tokyo Bildirgesi ve Hekimlerin Bağımsızlığı ve Mesleki Özgürlük Bildirgesi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir biçimde, hekimlerin başkalarının çıkarları ne olursa olsun hastanın çıkarları doğrultusunda davranmak için özgür olmakta ısrarcı olmaları gerektiğini ifade etmektedir. Gözaltında ya da cezaevinde olanların muayenelerinin tıbbi etik ve İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmaması ve tıbbi raporların buna uygun düzenlenmemesi; Dünya Tabipleri Birliği etik ilkeleri ve ulusal/uluslararası hukuk normları açısından ‘işkence bulgularının gizlenmesi’, ‘hekimin işkenceye katkıda bulunması’ ve ‘tıbbi uygulama hatası’ kapsamında değerlendirilmektedir. Dünya Tabipleri Birliği Hamburg Bildirgesinde, tüm dünyadaki bireylerin ve örgütlenmiş tıp kuruluşlarının, işkenceye veya etik ilkelerine aykırı davranma baskısına karşı direnen hekimleri desteklemekle sorumlu oldukları ifade edilmiştir” denildi.

Adli muayene ortamı ve koşullarının nasıl olması gerektiği ise açıklamada şöyle aktarıldı: “Gözaltı muayeneleri, kişilerin gözaltında tutulduğu yerlerde yapılamaz. Görüşmenin, hekimlik mesleğinin özgürce, evrensel etik ilkeler ve bilimsel standartlara göre uygulandığı ve resmi otoritenin baskısının hissedilmediği bir sağlık ortamında yapılması zorunludur. Görüşme ve muayenede mahremiyet esastır. Değerlendirmeler, mahremiyetin sağlandığı, güvenlik görevlilerinin bulunmadığı bir sağlık ortamında ve hiçbir kısıtlayıcı araç (kelepçe, göz bağı vb.) olmadan yapılmalıdır.”

“HEKİMLER DERHAL HABERDAR ETMELİ”

Açıklamada ayrıca hekimlere de sağlık ortamı dışında muayeneye zorlanması, tehdit altında tutulması veya taleplerinin dikkate alınmaması halinde yapması gerekenler de şöyle sıralandı: “Muayenenin sağlık ortamında gerçekleşmemesi durumunda yapılan değerlendirmenin tıbbi ve hukuki yönden sakıncalar doğurabileceği bilinmelidir. Hekimler, sağlık kurumları dışında tıbbi değerlendirme veya adli rapor düzenlemeye davet edilmeleri durumunda, bağlı olduğu sağlık kuruluşunu ve tabip odasını bu durumdan derhal haberdar etmelidirler.”

HEKİMLERİN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER

Tüm bunlara rağmen hekimlerin, “yoğun baskı, kendi güvenliğine yönelik tehdit altında olma vb.” durumlarda muayene yapmaya zorlanıyorsa, adli muayene sırasında nelere dikkat etmesi gerektiğini TTB açıklamasında şu maddelerle sıraladı:

“Her koşulda görüşülecek ve muayene edilecek kişinin onamı alınmalıdır. Kişi onam vermiyorsa muayene yapılamaz. Hekim bu durumda kişinin onam vermeme gerekçesini belirterek muayenenin yapılamadığını kayıt altına almalıdır.

“Kişinin onam vermesi halinde; görüşme ve muayene ortamının koşulları, görüşme ve muayene ortamında bulunan kişilerin kimlik bilgileri raporda ayrıntılı olarak belirtilmelidir. Hekim, tıbbi değerlendirme süreçlerinde yaşadığı tüm sıkıntı ve zorlanmaları meslek örgütüne bildirmelidir.

“Adli tıbbi değerlendirmelerde muayenenin ilk adımı öyküdür. Öyküde kişilerin yakalama anından itibaren fiziksel ve ruhsal anlamda karşı karşıya kaldığı tüm koşullar (zorlama, hakaret, tehdit vb. yaklaşımlar, uyku, su, gıdadan yoksun bırakma gibi sınırlamalar, psikolojik ve fiziksel şiddete ilişkin aktarımlar) kişinin kendi aktardığı şekilde yer almalıdır.

“Düzenlenecek raporda, görüşme ve muayene başlama-bitiş saatleri ayrı ayrı yazılmalıdır.

“Muayene yakınmalarla sınırlı olmayacak biçimde tüm sistemleri kapsamalıdır. Kişi herhangi bir yakınmasının olmadığını belirtse dahi, bütünlüklü ve sistematik bir muayene yapılmalıdır. Hastanın ayrıntılı muayene yapılmasını istememesi halinde bu durum kayıt altına alınmalıdır.

“Kişinin ruhsal ve fiziksel sağlık durumuna ait yakınmaları öğrenilerek kaydedilmeli; ayrıntılı fiziksel muayene yapılmalıdır. Fiziksel muayenede saptanan bulgular ölçek kullanılarak fotoğraflanmalı, diyagramlarda işaretlenmeli ve özellikleri ayrıntılı olarak kaydedilmelidir.

“Bütünlüklü bir ruhsal değerlendirme yapılmalı, olası travmatik süreçlerde sık ortaya çıkabilecek ruhsal belirti ve bulgular araştırılmalı; kişilerin duruş, göz teması, ses tonu vb. tüm ruhsal belirtileri gözlenmeli ve kayda geçirilmelidir.

“Öykü, yakınmalar ve muayenelerin yol göstericiliğinde gerekli radyolojik, laboratuvar tetkikleri (örneğin, susuz bırakma iddialarında üre, kreatinin, elektrolitler gibi kan biyokimyası dahil) ve gerekli konsültasyonlar mutlaka istenmeli ve kaydedilmelidir.

“Gözaltı raporlarında öykü ile muayene sonucu saptanan bulguların uyumlu olup olmadığının belirtilmesi önemlidir. Hekim -eğer yapabiliyorsa- bu değerlendirmeyi yapmalıdır. Adli tıp uzmanı olmayan hekimler, uyumluluk değerlendirmesini yapmakta veya bu tanıyı koymakta güçlük yaşamaları durumunda, kişinin bir adli tıp uzmanı tarafından değerlendirilmesini talep ederek konsültasyon istemelidirler.

“Tıbbi değerlendirmeleri sonucunda hekim, elde ettiği bulguların işkence ve kötü muamele ile uyumlu olduğu sonucuna ulaşmışsa, ICD-10’da Y07.3 kodu ile tanımlanan ‘Diğer kötü muamele sendromlarına dahil, resmi görevliler tarafından yapılan işkence’ tanısını kayda geçirmelidir.”


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑