Makaleler

Published on Eylül 1st, 2026

0

Dijital çağda göçmen gençliği: Politik pasiflik ve sosyolojik dönüşüm | Cumali Yağmur


Bugünkü yazımda dijital çağda göçmen gençlerin örgütlenmesini ve politikaya katılımlarını ele alacağım.

Göçmen azınlıklar arasında, yaşadıkları ülkenin siyasetine dahil olan ve politize olmuş kesim oldukça azdır. Genellikle birinci ve ikinci nesil, sadece kendi ülkelerindeki parti ve grupların yurt dışı temsilciliğini yapmaktadır. Alman partilerinde, sendikalarında ve sosyal kuruluşlarda çok az göçmen üye olduğu ve mevcut üyelerin de aktif çalışmadığı bilinen bir gerçektir. Bu sorun yıllardır süregelen bir durumdur: Göçmenler ve gençler, kendi sorunları doğrultusunda örgütlenip haklarına yeterince sahip çıkmıyorlar.

Kendi ülkelerindeki yapıların temsilciliğini yapma durumu, sürece bağlı olarak birinci ve ikinci nesil ile çeşitli ülkelerden yeni gelenler arasında pek farklılık göstermiyor. Son zamanlarda iltica yoluyla gelenler ve oturum hakkı alanlar da Avrupa’daki destekçileri aracılığıyla sadece kendi ülkelerinin siyasetini yürütüyorlar. Ancak bu yapılar, bir süre sonra taban bulamayınca yok olup gidiyor. Açtıkları dernekler, göçmen azınlık tarafından ilgi görmeyince zamanla kapanıyor.

Avrupa ve Almanya’da doğup büyüyen gençlerin ise siyasetle pek alakası olmayan bir nesil olarak yetiştiği görülüyor. Bu gençler, ailelerinin geldiği ülkelerin siyasi gündemlerinden etkilenmedikleri gibi, yaşadıkları ülkelerdeki partilere de çok az ilgi gösteriyorlar. Seçimlerde göçmenler arasındaki katılım oranı oldukça düşüktür. Onları sandığa götürecek bir motivasyon veya kanalize edilecekleri güçlü bir örgütsel yapı bulunmuyor.

Son yıllarda yurt dışında yaşayan Türk ve Kürt göçmenlere kendi ülkelerindeki seçimler için verilen seçme ve seçilme hakkı, göçmenlerin yerel sorunlarına bir nevi gölge düşürmüştür. Partilerin Türkiye’deki siyasi tartışmaları Avrupa ve Almanya’ya taşıması, buradaki göçmenlerin asıl sorunlarını arka plana itiyor. Seçme ve seçilme hakkına karşı olmamakla birlikte, mevcut şartlarda bu durumun göçmenlerin yaşadıkları yerdeki temel sorunlarına zarar verdiğini ve bunun yanlış bir gidişat olduğunu düşünüyorum. Bu konunun yeniden tartışmaya açılması ve derinlemesine değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Avrupa’da, sanki Türkiye’deki seçimler burada yapılıyormuş gibi bir atmosfer yaşanıyor; göçmenler kendi dertlerini unutup Türkiye’deki partiler için çalışıyorlar. Partiler de Türkiye’den gelip Avrupa ve Almanya’da çalışma yaparken, buranın politik ve sosyal yapılarını yeterince tanımadan, Türkiye merkezli bir anlayışla seçim kampanyası yürütüyorlar.

Yeni nesil gençler, bu toplumda doğup büyüdükleri için Alman toplumuna daha yakınlar. Ancak “dijital çağın çocukları” olarak ellerinden tablet ve telefonu düşürmüyorlar. Toplumda genel bir eğilim haline gelen bu durum, gelişen teknolojiyle birlikte hayatın bir parçası oldu. Almanya’daki göçmen kökenli gençler de sürekli dijital dünyada vakit geçirdikleri için hem aileleriyle bağları zayıflıyor hem de siyasetten uzak bir yaşam sürüyorlar.

Avrupa’da bu sorun giderek büyüdüğü için bazı ülkelerde okullarda cep telefonu kullanımı yasaklandı. Almanya’da da bu durum tartışılıyor ancak bir karara varılması uzun süreceğe benziyor. Peki, yasak neyin önüne geçecek? Sadece okullarda yasaklanması yeterli değil; gençler okul dışındaki zamanlarının büyük bir kısmını yine telefonla geçiriyorlar. Teknolojinin bu kadar ilerlediği bir dönemde mesele sadece yasaklamak değil; bu araçları günlük yaşama zarar vermeden, doğru ve verimli şekilde kullanmayı öğretmektir. Teknolojiye karşı çıkmadan, toplumun bu imkânları daha yararlı bir şekilde kullanması sağlanmalıdır.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde teknolojinin baş döndürücü hızına insanlar aynı hızla ayak uyduramıyor. Bu ülkelerde yaşayan göçmen azınlıklar, sosyal sorunlarla boğuşurken bir de dijital dönüşümün getirdiği yabancılaşmayla karşı karşıya kalıyorlar.

Gençlerin siyasete ilgi duymamasının nedenleri titizlikle araştırılmalıdır. Yaşlı politikacıların gençlerin dilini yakalayamaması mı, yoksa siyasette gençlere yeterince alan açılmaması mı temel sorundur? Bu sebeplerin kökenine inmeli ve yeni dönemin şartlarına göre gençler siyasete teşvik edilmelidir. Sadece göçmen gençler değil, Alman gençler de geleneksel örgütlenmelere karşı mesafeli; partilerin gençlik kolları eski gücünü yitirmiş durumda.

Avrupa’da toplumun sağa kayması ve AfD’nin anketlerde yükselerek bazı bölgelerde birinci parti konumuna gelmesi, bu boşluğun ne kadar tehlikeli olduğunun kanıtıdır. Özellikle Doğu Almanya’daki seçim sonuçları, bu bölgelerin sağ popülist hareketlerin kontrolüne girmeye başladığını gösteriyor.

Göçmen kökenli olup da partilerde aktif görev alan gençlerin sayısı oldukça azdır. Ailevi durumlar ve dışlanma gibi toplumsal faktörler gençleri siyasetten soğutuyor. Ayrıca finansal zorluklar nedeniyle pek çok genç, küçük yaşta çalışıp ailesine destek olmak zorunda kalıyor. Eğitim ve yaşam masraflarını karşılamak için çalışırken, siyaset yapmaya vakit bulamıyorlar. Günlük yaşamda milliyetçiliğin ve ırkçılığın hedefi olmalarına; iş, ev ve staj ararken ayrımcılığa maruz kalmalarına rağmen bu sorunları siyasi bir mücadeleye dönüştüremiyorlar.

Göçmen gençler, kendi içlerinde örgütlenemedikleri ve yeterli deneyime sahip olmadıkları için bağımsız bir yapı kuramıyorlar. Günümüzde Avrupa’da toplumsal yapılar değişti; geçmişin aktif politik gruplarının yerini derin bir sessizlik aldı. Liselerde ve üniversitelerde artık siyaset yeterince tartışılmıyor. Göçmen kökenli gençler toplumda hak ettikleri yeri alamadıkları gibi, bir örgütlenme modeli de geliştiremiyorlar. Belki karamsar bir tablo çiziyorum ama bir sosyolog gözüyle toplumsal yapılarda büyük bir dönüşüm yaşandığını görebiliyorum.

Almanya’daki göçmen kökenli gençler ile yerli gençler arasındaki rekabetin yüksek olduğu bir gerçektir. Ancak göçmen gençlerin kendilerini hâlâ “yabancı” olarak tanımlayıp dışarıda tutmaları büyük bir hatadır. Günümüzde gençlerin örnek alabileceği “idol” siyasetçilerin yokluğu da onları siyasetten uzaklaştırıyor. Alman partilerinde gençleri etkileyecek karizmatik ve vizyoner isimlerin eksikliği, son yıllarda tam bir hayal kırıklığı yaratıyor. Eski etkili liderlerin yeri doldurulamadı ve yeni siyasetçiler toplum üzerinde aynı etkiyi kuramıyorlar.

Değişen toplumsal yapılar, yaşamın her alanını olduğu gibi politik alanı da derinden etkiliyor. Almanya’daki göçmen kökenli gençler, yaşadıkları sorunlar etrafında yeni örgütsel yapılar kurmadıkları sürece bu sorunlar çözülmeyecektir. Tarih göstermiştir ki azınlıklar, ancak kendi öz örgütlerini kurarak demokratik ve eşit haklar için mücadele verdiklerinde başarıya ulaşmışlardır.

Almanya’da her partinin gençlik kolları bulunmasına rağmen bunlar artık toplumun genelini kucaklayan güçlü yapılar değildir. Göçmen kökenli gençler bu yapılarda kendi görüşlerini yeterince temsil edemiyorlar. Günümüz koşullarında bu gençlerin sadece “göçmen sorunları” üzerine değil, iklimden ekonomiye, adaletten dijitalleşmeye kadar tüm politik içerikler üzerine yoğunlaşmaları şarttır. Kendilerini her alanda yetiştirip geleceğin siyasetinde yerlerini almalıdırlar. Göçmenlik meselesi Avrupa’da sadece bir ulusa ait değil, toplumsal bir sorundur; bu yüzden göçmen gençler siyasetin her alanında yetkinleşip kendi özgün örgütlenmelerini yaratmalıdırlar.

Avrupa’da sağa kayan toplumsal yapı, beraberinde daha gerici oluşumları tetikleyebilir. AfD dışında başka aşırı sağcı partilerin de doğabileceği göz ardı edilmemelidir. Buna karşı toplumdaki demokratlar, sosyalistler ve göçmen gençler kendi örgütlerini kurarak ortak bir mücadele zemini oluşturmalıdırlar.


Cumali Yağmur – 01.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑