Alevi toplumu, Alevi kurumları ve mevcut durum | Aziz Tunç
Alevi toplumu hem sürdürdüğü mücadeleyle hem de değiştirme ve etkileme gücü nedeniyle son yılların en çok tartışılan toplumsal kesimlerinden biri olmuştur. Söz konusu tartışmalar üç kaynaktan yürütülmektedir. Birincisi, Alevi toplumunun ve kurumlarının kendi içlerinde ya da birbirleriyle sürdürdükleri tartışmalardır. İkincisi, başta devlet olmak üzere Alevi düşmanlarının yürüttüğü, tartışmadan çok saldırı niteliği taşıyan girişimlerdir. Üçüncüsü ise Alevilerin dostu olan kurum ve çevrelerin, daha çok geliştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlayan tartışmalarıdır.
Tartışmalar, hem yürütüldüğü çevre hem de içerik açısından birçok konuyu kapsamaktadır. Devletin saldırıları, ayrı bir konu olarak her dönem yazılması gereken başlıklardandır. Alevi dostlarının yürüttüğü tartışmaların ise daha çok yararlanılması gereken bir düzeyde olduğu belirtilebilir.
Ancak Alevi kurum yöneticilerinin, yazarların, akademisyenlerin ve kanaat önderlerinin gerek kurumlarda gerekse kamuoyuna açık ortamlarda çok sık yaptıkları bir değerlendirme vardır ki önemlidir ve üzerinde durulması gerekmektedir.
Söz konusu tartışmada öz itibarıyla, “Aleviler kurumlarını, sürdürülen hak mücadelesini, inançlarını ve ritüellerini yeterince sahiplenmiyorlar. Sürekli ve sistemli asimilasyon yöntemleriyle İslam içine çekiliyor ve orada eritiliyorlar” denilmekte, ayrıca daha birçok eksiklik sayılıp dökülmektedir. Gücünü yaygınlığından alan bu iddiaya göre Aleviliğin ve Alevilerin geleceğinin büyük bir risk ve tehlike altında olduğu özellikle belirtilmekte ve böylece iddiaya nokta konmaktadır.
Öncelikle bütün toplumlarda olduğu gibi Alevi toplumu da tarihsel süreç içinde çeşitli değişiklikler yaşamıştır. Toplumlar bazen daha örgütlü ve daha çok mücadele eden bir konumdayken, bazen de dağınık ve durgun olabilmektedir. Bu durumu belirleyen, ilgili toplumun içinden ya da dışından kaynaklanan birçok etken bulunmaktadır.
Alevi toplumunda da dönemsel olarak farklı gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle Orta Çağ boyunca Aleviler, Osmanlı Devleti’ne tabi olmayan bir toplumsal yaşam sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet öncesinde Osmanlı yönetimi, Alevilerin örgütlü yapısını parçalayarak Alevi asimilasyonunu ileri bir noktaya taşımıştır. Cumhuriyetle birlikte Alevileri bastırma ve asimile etme süreci farklı biçimlerde sürdürülmüştür. Böylece 1826’lardan 1960’lara kadar geçen dönemde Aleviler sürekli baskı ve zorbalıkla karşı karşıya kalmışlardır. Bu süreçte Alevilerin dergâhları ellerinden alınarak kurumsal varlıkları yok edilmiştir. Kitlesel ve inançsal görünürlükleri engellenmiştir. Buna rağmen Aleviler, “Alevilik ve biz Aleviler ne olacağız?” kaygısıyla hareket etmek yerine, ısrarla inançlarını sürdürmüşler ve bu durum uzunca bir süre böyle devam etmiştir.
Yaklaşık 30-40 yıl önce Alevi toplumu tarihsel bir adım atarak örgütlenmeye ve inancını fiili olarak özgürce yaşamaya yönelmiştir. O günden bugüne Aleviler, devletin çok yönlü baskılarına rağmen bulundukları her yerde dergâhlarını kurmuş ve geliştirmeye çalışmışlardır.
Gelinen noktada Alevi toplumu, özellikle Türkiye ve Kürdistan’da ve dünyanın birçok yerinde demokratik hak alma mücadelesinin en etkili toplumsal gruplarından biri durumundadır. Aleviler, kurumları aracılığıyla ve gelişmiş demokratik refleksleriyle, kendilerine yönelik baskılar ve saldırılar başta olmak üzere her türlü antidemokratik tutuma karşı ellerinden geldiğince mücadele etmektedirler. Bu noktada yaşanan eksiklik ve yanlışlıkları topluma ya da kurumlara mal etmek yerine, yöneticilerin kendilerini geliştirmelerinin vesilesi olarak değerlendirmek gerekir.
Alevilerin mevcut durumunun özetinin özeti böyledir.
Bu duruma dair bir değerlendirme yapılacaksa önce bir kriter belirlemek gerekir. Değerlendirmenin doğru kriteri; dönemin sosyal, siyasal ve kültürel durumu, toplumsal hak alma mücadelelerinin düzeyi, içeriği ve gündemi olabilir. Böylece Alevilikle ilgili eksiklerin ve yanlışlıkların tartışılması daha hakkaniyetli ve objektif olacaktır.
Bu anlamda ülkedeki ezilen toplumsal grupların durumu ile Alevilerin durumuna birlikte bakmak gerekiyor. Buna göre, içinde bulunulan ülke ve dünya koşullarında Aleviler hangi toplumsal gruptan daha geridedir? Ya da hangi toplumsal grup Alevilerden daha kitlesel, daha tutarlı bir sosyo-politik tutum içindedir? Bu soruların cevapları aranarak gerekli değerlendirme yapılabilir.
Dünyanın ve ülkenin hâl-i pürmelali ortadadır. Bugünün dünyası ve ülkesi, 1980’lerde değiştirmek için ölümüne mücadelelerin verildiği dünya ve ülkeden daha insanlık dışı bir noktadadır.
Bu koşullarda Alevilerin örgütlülüğü ve mücadele düzeyi, bölgenin en örgütlü halkı olan Kürtlerden yalnızca bir noktada farklıdır. Onun dışında benzer düzeyde bir örgütlülükleri ve mücadele potansiyelleri bulunmaktadır.
Aynı şekilde Alevilerin toplumsal gücü ve etkisi, yeni bir dünya kurma mücadelesi yürüten ve bu nedenle en yaygın ve en şiddetli baskılara maruz kalan devrimci kurumların mücadele ve örgütlenme düzeyinden geri değildir.
Yine Alevilerin hak alma mücadelesindeki konumlarına bakıldığında, toplumun en örgütlü gücü olan ve tarihsel, sosyal ve siyasal olarak en büyük değiştirici imkânı, yani üretim gücünü elinde tutan işçi sınıfının bugünkü durumu da dikkate alınmalıdır. 1980’lerde MESS adlı soygunculara karşı direnen ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yeniden kurulmasını engelleyebilen işçi sınıfı, bugün bunların hiçbirisini yapamamaktadır. Toplumun en dinamik kesimi olan gençliğin ve en çok ezilen kadınların mücadele ve örgütlenme düzeyi de benzer durumdadır.
Görüldüğü gibi Alevilerin örgütlenme ve mücadele düzeyi, dönemin koşulları göz önüne alınarak ele alındığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Buna rağmen Alevilik adına yaşananlardan kaygı duyulması son derece anlamlı ve değerlidir. Ancak bu kaygılara dikkat çekmek, eksiklikleri ve yanlışlıkları eleştirmek için binbir güçlükle ve büyük fedakârlıklarla yaratılmış değerlere özensiz yaklaşmak doğru değildir. Her şeyden önce Aleviliğin geleceğe taşınması, yıllardır yoğun emekle sürdürülen bu mücadeleyle ve üretilen değerlerle sağlanacaktır. Bu gerçekliğe değer biçmek, mücadeleyi geliştirmek için gerekli ve zorunludur.
Bütün bunlar göz önüne alınarak demokratik Alevi hareketi, yaptıkları ve eksiklikleri üzerinden değerlendirildiğinde, ibre Alevi hareketinin lehine bir noktayı işaret etmektedir.
Elbette bu değerlendirme, Alevi örgütlenmesinin ve mücadele düzeyinin sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Bu toplumun örgütlenme ve mücadele düzeyinin ciddi eksiklikler taşıdığı ve yeterli olmadığı açıktır. Burada anlatılmak istenen, eksikliklerin ve yetmezliklerin güven sarsan, motivasyonu bozan, umutsuzluğa ve karamsarlığa sürükleyen bir noktadan ele alınmaması gerektiğidir. Bu yaklaşım hem gerçekçi değildir hem de kaybettiren bir sonuç yaratmaktadır.
O nedenle demokratik Alevi hareketinden mükemmellik beklemek, bu olmadığı için Alevilikten umut kesmek doğru olmayacaktır. Tam tersine gerek ülkemizde ve bölgemizde gerekse dünyada bunca zulüm, haksızlık ve sömürü varken Alevilik ve Aleviler hep olacaktır. Çünkü insanlık, eşitlik, adalet ve özgürlük adına elde edilen her kazanımda Aleviliğin ve Alevilerin mutlaka ama mutlaka katkısı olacaktır.
Aziz Tunç -23.08.2026
























































