Makaleler

Published on Temmuz 27th, 2026

0

Ne CHP’ye ne de YENİ’sine… | Hüseyin Şenol


•Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti, adına rağmen yeni bir siyasal çizgiyi temsil etmiyor. Cumhuriyet’in kurucu kodlarına, Lozan’a, Misak-ı Millî’ye ve devletçi siyasete bağlılığını daha ilk günden ilan eden bu yapı, CHP’nin eski anlayışını yeni bir tabela altında sürdüreceğini şimdiden duyurdu…
•Sosyalistlere düşen görev, ne CHP’ye ne de onun “Yeni”sine yedeklenmek; sınıfa ve genel olarak halka kendi bağımsız siyasal seçeneğini sunmak ve mücadeleyi bu hat üzerinde büyütmektir…

Özgür Özel’in kurduğu partinin adı Yeni Parti. Ancak bu ad, partinin siyasal karakterini anlatmaktan çok gizliyor. Çünkü ortada yeni bir program, yeni bir tarihsel hesaplaşma, yeni bir demokrasi anlayışı ya da devletçi çizgiden gerçek bir kopuş bulunmuyor. Zaten Yeni Parti’nin kuruluş nedenini biliyoruz: Özel ve ekibinin, AKP iktidarının yargı müdahalesiyle CHP yönetiminden uzaklaştırılmasıdır.

CHP’nin Özgür Özel döneminde yenilenen 130 sayfayı aşan programı ve tüzüğü, Yeni Parti’nin de temelini oluşturuyor. Kadrolar büyük ölçüde aynı, tarihsel referanslar aynı, kurucu devlet anlayışı aynı, Lozan’a ve Misak-ı Millî’ye bağlılık aynı.

Avrupa Demokrat yazarlarından da olan Aziz Tunç da birkaç gün önce yazdığı köşe yazısında “Yeni parti değil, eskinin yeni diye sunulmasıdır” başlıklı yazısında benzer bir değerlendirme yapıyor. Tunç’un bu tespitine büyük ölçüde katılıyorum. Ancak benim açımdan mesele yalnızca eski CHP’nin yeni bir adla sürdürülmesi değildir; Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti’nin daha ilk günden devletçi, Lozancı ve Misak-ı Millîci çizgiyi sürdüreceğini açıkça ilan etmesidir.

Bu nedenle partinin adı “Eski Parti” olsaydı, kendini çok daha rahat ve dürüst anlatırdı.

Yeni Parti’nin kurucularından Murat Emir’in sözleri, partinin hangi siyasal mirası sürdürdüğünü açıkça ortaya koyuyor:

“Cumhuriyet’in kurucu değerlerini hiç unutmadan, başta Mustafa Kemal, Lozan kahramanı İsmet İnönü ve onun dışındaki bütün önderlerimizi rahmetle, saygıyla anıyoruz. Onların omuzlarımıza verdiği görevi en güzel şekilde hep birlikte taşıyacağız.”

Bu sözlerde geçmişle hesaplaşma değil, geçmişi sürdürme iradesi vardır.

Kürt halkının inkârıyla, Dersim’le, Koçgiri’yle, Şark Islahat Planı’yla, zorunlu iskânla, dil yasaklarıyla, tekçi vatandaşlık anlayışıyla hesaplaşmayan bir parti, kendisini ne kadar “yeni” olarak adlandırırsa adlandırsın, gerçek anlamda yeni olamaz.

Özgür Özel’in Yeni Parti’nin “Cumhuriyet’in kurucu kodlarına bağlı”, “Misak-ı Millî sınırlarını tanıyan” ve “Atatürk ile sorunu olmayan” kesimleri kucaklayacağını söylemesi de partinin yönünü açıkça gösteriyor.

Bu sözler sosyalistlere, Kürtlere, Alevilere, devrimcilere veya devletin tarihsel baskı politikalarıyla sorunu bulunan kesimlere yapılmış bir çağrı değildir. Bu, devletçi, milliyetçi, ulusalcı ve Kemalist çevrelere verilmiş bir güvence mesajıdır.

Yeni Parti’nin “yeniliği”, eski devletçi siyasetin daha güncel bir dille sunulmasından ibarettir.

Özgür Özel’in yeniliği nerede?

Özgür Özel, CHP’nin başına geldiği günden beri kendisini değişimin temsilcisi olarak sundu. Ancak kullandığı dile, savunduğu değerlere ve sahip çıktığı isimlere bakıldığında ciddi bir değişim görmek mümkün değildir.

Bir taraftan Cumhuriyet’in kurucu kodlarına bağlılığını vurguluyor, diğer taraftan Osmanlı fetihçiliğini siyasal bir sembol olarak kullanıyor. “Hedef İstanbul, beni seven arkamdan gelsin” sözünü Fatih Sultan Mehmet üzerinden kurabiliyor.

Böylece Cumhuriyetçilik, Osmanlıcılık, fetihçilik, devletçilik ve milliyetçilik aynı siyasal potada birleştiriliyor.

Özgür Özel’in Tanju Özcan’a sahip çıkması da Yeni Parti’nin sınırlarını gösteriyor. Bolu’da Tanju Özcan’ın belediyeciliğini uzun uzun överken, mültecilere yönelik ırkçı ve ayrımcı uygulamalarına tek kelimeyle değinmedi.

“Elimizdeki ay yıldızlı al bayrağa gönülden bağlı… Tanju’ya sahip çıkan Bolu’ya selam olsun” diyerek, Türkiye’nin en açık ırkçı belediye başkanlarından birine sahip çıktı.

İçinde Tanju Özcanların, Mansur Yavaşların ve benzer devletçi-ulusalcı kadroların bulunduğu bir yapıdan demokratik bir yenilenme çıkmaz.

Özgür Özel’in yeni olan yanı, eski siyaseti yeni bir ambalajla sunabilmesidir.

Mutlak butlan ve Kılıçdaroğlu

CHP kurultayıyla ilgili verilen mutlak butlan kararı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve getirilmesi, iktidarın yargıyı siyasal bir silah olarak kullandığını bir kez daha gösterdi.

Mahkeme eliyle bir partiye genel başkan belirlenmesi savunulamaz. Erdoğan iktidarının CHP’nin iç düzenine müdahalesine karşı çıkmak gerekir.

Ancak iktidarın hukuksuz müdahalesine karşı çıkmak, CHP içindeki taraflardan birini aklamak anlamına gelmez.

Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve özellikle Ekrem İmamoğlu’yla hesaplaşmak için uzun süredir fırsat kolluyordu. Özel ve İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’nu tasfiye ederken izlediği yöntemin ne kadar demokratik ve etik olduğu da ayrıca tartışılmalıdır.

Bugün birbirlerine söyledikleri ağır sözler, yıllarca aynı parti içinde birlikte hareket ettikleri gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Daha düne kadar Kılıçdaroğlu’na “demokrasi kahramanı” muamelesi yapanlar, bugün kendisine beddua ediyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu’na oy vermeyenleri linç edenler, şimdi onun gerçek yüzünü yeni görmüş gibi davranıyor.

Ben “Kılıçdaroğlu’na oy yok” dediğimde tepki gösterenler, bugün aynı Kılıçdaroğlu’nu AKP işbirlikçisi ilan ediyor.

Oysa Kılıçdaroğlu’nun devletçi çizgisi yeni değildi.

Kendisi açıkça, “CHP devlete istikamet çizdiren bir partidir” diyordu. Şimdi Özgür Özel’in Yeni Parti’si de aynı devletçi anlayışı sürdürme sözü veriyor.

Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki kavga, devletçi siyasetle demokratik siyaset arasındaki bir kavga değildir. Aynı tarihsel mirasın ve aynı düzen partisinin yönetimini kimin elinde tutacağıyla ilgilidir.

Biri eski CHP’nin başında kalmak, diğeri eski CHP’yi Yeni Parti adıyla sürdürmek istiyor.

Muhalefette olmak yolsuzluğu aklamaz

AKP-MHP iktidarının soyguncu, talancı, baskıcı ve faşist karakteri tartışmasızdır. Kamu kaynaklarının yandaşlara aktarılması, ihaleler, vakıflar, şirketler ve belediyeler üzerinden kurulan yağma düzeni ortadadır.

Ancak AKP’nin hırsız olması, CHP’lileri kendiliğinden temiz yapmaz.

CHP’li belediyeler hakkında yıllardır rüşvet, aracılık, ihale paylaşımı, imar ayrıcalığı ve belediye işlemlerinin para karşılığı yürütüldüğü yönünde ciddi iddialar vardır.

CHP belediyelerinin bulunduğu bölgelerde yaşayan insanlara sorduğunuzda, rüşvet ve yolsuzluk şikâyetlerinin ne kadar yaygın olduğunu görmek mümkündür. Birçok kişi, belediyelerde para vermeden veya parti çevreleriyle ilişki kurmadan iş yaptıramadığını söylüyor.

AKP’nin siyasi operasyonlar düzenlemesi, bu iddiaların kendiliğinden yalan olduğu anlamına gelmez.

AKP’nin operasyonlarına karşı çıkmakla CHP içindeki rüşvet ve yolsuzluğa karşı çıkmak arasında hiçbir çelişki yoktur.

Muhalefette olmak soygunculuk hakkı vermez.

AKP’lilerin yaptığı suçsa CHP’lilerin yaptığı da suçtur. Bir DEM Partili, sosyalist veya başka bir muhalif aynı suçu işlediğinde nasıl lanetliyorsak, CHP’liler söz konusu olduğunda da aynı tutumu göstermeliyiz.

CHP’lilerin önemli bir bölümü boyunlarına kadar yolsuzluk ve rüşvet batağına batmışken, bütün operasyonları yalnızca “siyasi komplo” diyerek açıklamak halkı ikna etmiyor.

CHP’ye beklenen toplumsal desteğin gelmemesinin nedenlerinden biri de budur. Geniş kesimler, hakkında soruşturma yürütülen bütün CHP’lilerin suçsuz olduğuna inanmıyor.

Belki de bu nedenle CHP, bütün ekonomik krize, yoksulluğa, baskıya ve iktidarın yıpranmasına rağmen AKP ile arasındaki farkı istenen ölçüde açamıyor.

Mitinglerde sürekli “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağırmak, ay yıldızlı bayrağa sarılmak ve iktidarın milliyetçi diliyle yarışmak toplumsal bir alternatif yaratmıyor.

Yeni Parti de bu anlayıştan kopmuyor. Tam tersine aynı dili, aynı sembolleri ve aynı devletçi refleksleri sahipleniyor.

Sosyalistler Yeni Parti’den uzak durmalıdır

Sosyalistler, Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti’den de uzak durmalıdır.

Yeni Parti’nin Cumhuriyet’in kurucu kodlarına, Lozan’a, Misak-ı Millî’ye ve devletçi anlayışa bağlılığını açıkça ilan etmesi, bu yapının kimlere seslendiğini göstermektedir.

Sömürgeci devletin kurucu partisinin yeni tabelasına can suyu olmak sosyalistlerin görevi değildir.

Birleşik mücadele başka, CHP’ye veya onun devamı olan Yeni Parti’ye tarihsel bir misyon yüklemek başka şeydir.

Antifaşist mücadele adına açık milliyetçilerin, Türkçülerin, ırkçıların, klasik ve ulusal faşistlerin, devletçi unsurların bulunduğu bir burjuva partisine destek istemek sosyalist taktik değildir. Bu, düzen siyasetine yedeklenmektir.

Marx, işçi partisinin hiçbir burjuva partisinin kuyruğu olmaması, bağımsız kalması, kendi amacına ve kendi siyasetine sahip bulunması gerektiğini açıkça söylüyordu. Lenin de proletaryanın, ne kadar devrimci veya demokrat görünürlerse görünsünler, bütün burjuva partileri karşısında sınıfsal bağımsızlığını korumasını savunuyordu.

Geçmişte Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu’na oy istendi. Babacan’a, Davutoğlu’na, Akşener’e ve açık milliyetçi unsurlara destek verildi.

Şimdi aynı gerekçeyle Özgür Özel’in Yeni Parti’sine mi destek verilecek?

Yarın Erdoğan’ın karşısına Mansur Yavaş çıkarılırsa, “seçilme şansı var” denilerek ona da mı oy istenecek?

Bu siyasetin sınırı nerede başlayıp nerede bitecektir?

Bazı arkadaşlarımız, başka ülkelerde eleştirdikleri “bir kötüye karşı diğer kötüyü seçme” siyasetini neden Türkiye’ye reva görüyor? Üstelik bunu neden geçici bir taktik olmaktan çıkarıp alışkanlık ve gelenek hâline getiriyor?

Yıllardır CHP’yi adres gösteren sol çevrelerin bir bölümü artık CHP’lilerden daha fazla CHP’yi savunuyor.

Sürekli bir tarafı savunursanız, insanlar zamanla o partinin diliyle düşünmeye ve onun refleksleriyle hareket etmeye başlar. “Şimdilik mecburen” denilen tercih, bir süre sonra kalıcı siyasete dönüşür.

İnsanları yıllarca CHP’ye çağırdılar ve orada kalakaldılar.

Şimdi CHP bölündüğünde bir kısmı Kılıçdaroğlu’nun yanında, bir kısmı Özgür Özel’in Yeni Parti’sinde saf tutacaktır. Ancak her iki taraf da aynı devletçi geleneğin içindedir.

Sosyalistlerin görevi bu iki taraftan birini seçmek değil, kendi bağımsız siyasal hattını kurmaktır.

Sosyalistler, ne CHP’ye ne de onun “Yeni”sine ayar verme, yanı başında ya da içinde yer alma arzusundan vazgeçmelidir. Kendi fabrika ayarlarına dönerek bağımsız siyasal hattında yürümeli, mücadeleyi yükselterek örmelidir.

Yeni olan yalnızca tabela

Aktif olarak içinde yer aldığım Kurtuluş Hareketi geleneği, daha 4 Ocak 1978’de şöyle söylüyordu: “Türkiye halklarının kurtuluşu CHP’de değildir. Kurtuluş, devrimci-demokratik iktidardadır.”

Aradan yaklaşık yarım yüzyıl geçti. CHP’nin liderleri, kadroları, programları ve tabelaları değişti. Ancak sömürgeci devletle kurduğu tarihsel bağ değişmedi.

Şimdi aynı eski siyasal çizgi, Özgür Özel tarafından Yeni Parti adıyla yeniden önümüze getiriliyor.

Yeni Parti’nin programında “Bu kara düzeni değiştireceğiz” deniliyor. Ancak devleti, Cumhuriyet’in kurucu kodlarını, Lozan’ı, Misak-ı Millî’yi ve tekçi siyasal anlayışı tartışmaya açmadan hangi düzen değiştirilecektir?

Kurucu devlet ideolojisi korunacak, onun tarihsel önderleri kutsanacak, Kürtlerin ve diğer halkların yaşadığı tarihsel haksızlıklarla hesaplaşılmayacak; sonra da bunun adına “yeni” denilecek.

Yeni Parti, yeni değildir.

CHP’nin devletçi, Kemalist, Lozancı, Misak-ı Millîci ve ulusalcı çizgisinin başka bir tabela altında sürdürülmesidir.

Özgür Özel’in kurduğu partinin adı “Eski Parti” olsaydı, en azından kendini daha rahat ve daha dürüst anlatırdı.


Hüseyin Şenol – 27.07.2026

Tags: , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑