Makaleler

Published on Kasım 2nd, 2026

0

Maddi olmayan emek efsanesi ve sömürünün yeni suretleri: Bilgi çağında devrimci Marksist bir çözümleme | Mustafa Yeşim


Tüm toplumlarda olduğu gibi günümüzde de, insanlar, güce sahip olan, onu elinde bulunduranlar ve kontrol edenler tarafından yorumlanan fikirlere yaslanarak hareket ederler. Çünkü kâra dayalı toplumlarda bu fikirler, -kültür endüstrileri tarafından desteklenen ideolojiler- eğitim, aile, din ve popüler araçlar yoluyla bireylere sürekli enjekte edilirler. Bu, politik toplumsallaştırma süreci içerisinde bireyin kişiliğinin egemenlerce şekillendirilmesi ve kitle kültürü oluşması olarak tezahür eder ve karşılıklı olarak birbirini yeniden üretir.

“Bilgi toplumu” ideolojisi, sömürünün ortadan kalktığını değil, görünmezleştiğini müjdeler. Oysa sermaye, canlı emeği kuşatma biçimlerini çeşitlendirirken değer yasasından kurtulmuş değildir; yalnızca onu daha derinlere, daha gündelik hayata, daha “insani” görünen alanlara taşımıştır.


Giriş: Bir Yanılsamanın Anatomisi

Son çeyrek yüzyılda egemen sosyal bilimler, kapitalizmin köklü bir dönüşüm geçirdiğini, sanayi emeğinin yerini “bilgi emeğinin” aldığını, artık fabrikaların değil fikirlerin, kodların ve ilişkilerin üretildiğini anlattı. Bu anlatıya göre sınıf çelişkisi aşınmış, sömürü yerini “yaratıcı işbirliğine” bırakmıştı. “Bilgi toplumu”, “bilişsel kapitalizm”, “dijital kapitalizm” gibi kavramlar, bu dönüşümün ideolojik kılıfları olarak dolaşıma sokuldu.

Devrimci Marksist yaklaşımın görevi, bu ideolojik örtüyü kaldırmaktır. Guglielmo Carchedi’nin Bilginin Ontolojisi ve Toplumsal Boyutu başlıklı çalışması tam da bunu yapar: “Maddi olmayan” bir gerçekliğin var olmadığını, bilginin de en az çelik üretimi kadar maddi bir sürecin ürünü olduğunu ve sınıf belirlenimi taşıdığını gösterir. Bu makale, Carchedi’nin çerçevesi ile İtalyan otonomizminin “bilgi işçisi” tartışmalarını bir araya getirerek günümüz sömürüsünün biçimlerini Devrimci Marksist bir perspektiften çözümlemeyi amaçlıyor.


Birinci Bölüm: “Maddi Olmayan Emek” Neden Bir Yanılsamadır?

Otonomist gelenek —özellikle Michael Hardt ve Antonio Negri— “maddi olmayan emek” (immaterial labor) kavramıyla semboller, bilgi ve duygulanım üreten bir emek türünden söz eder. Bu emeğin değerinin, harcanan toplumsal olarak gerekli emek zamanıyla değil, ürettiği “ortaklık” (the common) üzerinden ölçüldüğünü savunur.

Carchedi’nin itirazı burada temel bir materyalist ilkeye dayanır: Maddi olmayan bir gerçeklik yoktur. Kod yazan bir yazılımcının beynindeki sinaptik süreçler, bir tasarımcının elindeki estetik yargı, bir çağrı merkezi çalışanının sesindeki duygulanım — hepsi maddi süreçlerdir. “Maddi olmayan” sıfatı, bu emeğin ürününün fiziksel bir nesne olmamasından kaynaklanır; ama ürünün fiziksel olmaması, üretim sürecinin ve dolayısıyla sömürünün maddiliğini ortadan kaldırmaz.

Bu itiraz, kuru bir felsefi titizlik değildir. Siyasi sonuçları vardır: Eğer bilişsel emek “maddi olmayan” ve değer yasasının dışında ilan edilirse, bu emeğin sömürüldüğü gerçeği de bulanıklaşır. Oysa bir yazılımcı, bir veri işçisi, bir platform sürücüsü, artı değer üretmeye devam eder. Sermaye, bu emekten de artı değer çeker; fark, çekme biçimindedir, çekip çekmediği değil.


İkinci Bölüm: Otonomizmin Mirası ve Sınırları

İtalyan otonomizmi, 1960’ların fabrika mücadelelerinden doğdu. Tronti, Panzieri ve Negri gibi teorisyenler, işçi sınıfının sermayeye içkin ve özerk bir özne olduğunu savundu. “Toplumsal fabrika” kavramıyla üretimin hayatın her alanına yayıldığını gösterdiler — bu, sömürünün mekânsal genişlemesini kavramak açısından hâlâ değerli bir içgörüdür.

Ancak otonomizmin “bilgi işçisi” ve “çokluk” (multitude) vurgusu, iki kritik noktada Devrimci Marksist perspektiften ayrılır:

Birincisi, özne sorunudur. Otonomizm, “çokluk”u kendiliğinden devrimci bir özne olarak yüceltme eğilimindedir. Oysa Carchedi’nin “sınıf belirlenimi” vurgusu, bilişsel emeğin de sermayenin rasyonalitesine tabi olduğunu, “disipline edilmiş bir özerklik” içinde çalıştığını hatırlatır. Bilgi işçisi, sırf bilgiyle çalıştığı için devrimci değildir; sınıf konumu ve mücadele pratiği belirleyicidir.

İkincisi, değer yasası sorunudur. Hardt ve Negri, maddi olmayan emeğin değerinin emek zamanıyla ölçülemeyeceğini savunur. Bu iddia, özünde değer yasasının ortadan kalktığı iddiasıdır ve Marksist değer kuramıyla bağdaşmaz. Carchedi’nin ısrarı burada kritiktir: Değer yasası ortadan kalkmamıştır; yalnızca sömürünün alanı genişlemiş, biçimi çeşitlenmiştir.


Üçüncü Bölüm: Günümüz Sömürüsünün Biçimleri

Bu teorik çerçeveden bakıldığında, günümüz kapitalist sömürüsü dört ana biçimde işliyor. Bunlar birbirinden yalıtılmış “yeni” olgular değil, sermayenin canlı emeği daha fazla tabi kılma biçimlerindeki çeşitlenmelerdir.

1. Ücretli Dijital Emek Sömürüsü

Kod yazarları, veri işçileri, platform çalışanları (gig ekonomisi) — bunların artı değer üretimi, klasik sömürü mantığından kopmuş değildir. Fark, sömürünün algoritmik yönetim, parçalı görevlendirme ve düşük ücret üzerinden örgütlenmesidir. Platform kapitalizmi, işçiyi “bağımsız yüklenici” kılığında çalıştırarak hem sendikal hakları hem de sosyal güvenceleri aşındırır; ama artı değer çekme ilişkisi aynen sürer.

2. Ücretsiz Kullanıcı Emeği ve Veri Sömürüsü

Sosyal medya etkileşimi, içerik üretimi ve dijital izlerin metalaştırılması, sömürünün en görünmez ama en yaygın biçimidir. Kullanıcılar ücret almazken, ürettikleri veri sermaye birikimine katkı sağlar. Burada sömürü, “veri sömürüsü” ya da “ücretsiz emek” olarak işler. Otonomistlerin “toplumsal fabrika” tezi bu noktada somutlaşır: Değer üretimi artık fabrika kapılarının ardında değil, gündelik dijital pratiklerin içinde gerçekleşir. Ancak Carchedi’nin uyarısı geçerlidir: Bu genişleme, değerin kaynağının emek olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz; yalnızca canlı emeğin tabiyetini derinleştirir.

3. Bilişsel ve Duygusal Emek Sömürüsü

Bilgi, iletişim ve duygulanım üretimi. Burada sömürü, yaratıcılığın ve sosyal becerilerin sermaye tarafından sahiplenilmesi biçiminde tezahür eder. Otonomistler bu emeğin “ortaklık” ürettiğini ve bu ortaklığın gasp edildiğini vurgular — bu, sömürünün nesnesini kavramak açısından değerlidir. Ancak Carchedi’nin çerçevesi, bu gaspın da nihayetinde artı değer sömürüsü olduğunu, “maddi olmayan” bir alanda cereyan etmediğini hatırlatır.

4. Platform Rantı ve Tekel Sömürüsü

Platformların pazar gücünü kullanarak rant benzeri gelirler elde etmesi. Bu, değerin doğrudan üretimiyle değil, dağıtımı ve dolaşımı üzerindeki kontrolle ilgili bir sömürü biçimidir. “Tekno-feodalizm” tezleri bunu kapitalizmden bir kopuş olarak yorumlama eğilimindedir; Devrimci Marksist yaklaşım ise bunu değer yasasının bir görünümü, sermayenin tekelci aşamasının dijital çağdaki uzantısı olarak açıklar.


Dördüncü Bölüm: Sömürünün Sürekliliği, Mücadelenin Bütünlüğü

Bu dört biçimin hiçbiri diğerinden yalıtılmış değildir; hepsi kapitalist üretim ilişkilerinin bütünlüğü içinde işler. Carchedi’nin “maddi olmayan emek” reddi, bilişsel emeği sınıf mücadelesinin dışına itmez; aksine, onun da sömürüldüğünü ve değer yasasına tabi olduğunu göstererek onu işçi sınıfının bir parçası olarak konumlandırır. Otonomist geleneğin katkısı ise sömürünün yayıldığı yeni alanları ve öznellik biçimlerini anlamakta yatmaktadır.

Devrimci Marksist açıdan asıl mesele, bu farklı sömürü biçimlerini tek bir kapitalist bütünlük içinde kavramak ve mücadeleyi bu bütünlüğe yöneltmektir. Dijital emek, veri sömürüsü, platform rantı ve bilişsel emek sömürüsü, birbirinden kopuk “yeni” olgular değil; sermayenin canlı emeği daha fazla tabi kılma ve artı değeri gasp etme biçimlerindeki çeşitlenmelerdir. Bu nedenle mücadele, her bir sömürü odağına (algoritmik yönetim, veri mülkiyeti, fikri mülkiyet, gig çalışma koşulları) yönelmekle birlikte, nihai hedef olarak üretim araçlarının ve verinin kapitalist mülkiyetini hedeflemelidir.


Sonuç: “Bilgi Toplumu” Değil, Sermayenin Yeni Kuşatması

Günümüzde sömürü, “maddi olmayan bir bilgi toplumu” yanılsaması altında değil, bilişsel ve dijital emeğin maddi sömürüsü ve sermayenin toplumsal işbirliğini özel mülkiyet ve kontrol yoluyla gasp etmesi biçiminde işliyor. Carchedi’nin çerçevesi, bu sömürünün sürekliliğini ve sınıfsal özünü vurgularken; otonomist gelenek, sömürünün yayıldığı yeni alanları ve öznellik biçimlerini anlamak için vazgeçilmez bir ufuk sunuyor. Devrimci Marksist görev, bu iki mirası —materyalist titizlik ile özne arayışını— dogmatik bir sentezde değil, somut mücadelenin içinde birleştirmektir.

Çünkü sorun, bilginin maddi olup olmadığı değil; bilgiyi kimin ürettiği, kimin sahiplendiği ve kimin sömürdüğüdür. Ve bu soru, bugün de geçmişte olduğu gibi, sınıf savaşımının merkezinde durmaktadır.


Bu yazı, Guglielmo Carchedi’nin “Bilginin Ontolojisi ve Toplumsal Boyutu: İnternet Kuantum Zamanı” (Devrimci Marksizm, 58-59) başlıklı çalışması ile İtalyan otonomizminin “bilgi işçisi” tartışmaları üzerine yürütülen bir değerlendirmeden hareketle kaleme alınmıştır.


Guglielmo Carchedi hayatını kaybetti

Guglielmo, sadece değer teorisi ve emperyalizm üzerine Marksist analizin gerçekleştirmesi ve doğrulanmasında değil, aynı zamanda her zaman yanıltıcı olarak gördüğü tezlerin, örneğin “İmparatorluk” veya işçi teorisinin derin eleştirilerinde de titiz ve tutarlı olmuştur. Tıpkı Avrupa emperyalizmini, savaşılacak stratejik düşman tanımında dikkate alınması gereken bir unsur olarak her zaman tanımladığı gibi.
Analizi – birçok açıdan “Marx’ın izlerinde” adlı eserinde öngörülmüştü. Zihinsel çalışma ve işçi sınıfı” – kapitalist üretim biçiminin son adımı olarak yapay zekanın geliş aşamasında çok faydalı olurdu. Contropiano arşivinde, bu katkı etrafında gelişen tartışmanın kapsamlı materyallerini bulabilirsiniz.


Seçtiklerimiz: Mustafa Yeşim – 02.11.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑