Makaleler

Published on Ekim 24th, 2026

0

Sokak, imge ve hakikat: Fransa’da öğrenci isyanı ve yağma masalı | Adil Okay


Fransa’da eğitimde fırsat eşitliği, nitelikli bir gelecek ve bütçeden eğitime daha fazla kaynak ayrılması talebiyle sokağa dökülen öğrencilerin çığlığı, kısa sürede bir toplumsal dalgaya dönüştü. Öğretmenlerin omuz verdiği bu direniş, muhalif partilerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve bazı sendikaların katılımıyla kitleselleşti. Sokak, sadece taleplerin dile getirildiği bir alan olmaktan çıkıp kamusal bir sahneye, adalet arayışının estetik bir mekânına dönüştü.

Öğrenci gençliğin duvarlara kazıdığı yaratıcı sloganlar, taşlara yüklediği ironi ve rengârenk pankartlar, bana hemen bizim “Gezi”nin o unutulmaz estetik evrenini, mizahla direnen zekâsını anımsattı. Sokak, kelimelerin ve imgelerin özgürleştiği canlı bir sergi alanı gibiydi.

Ancak bu uyanış, muktedirlerin tanıdık müdahalesiyle karşılaştı. Fransa polisi, bizim fazlasıyla aşina olduğumuz “orantısız güç” aygıtını devreye soktu. Şiddetin soğuk ve karanlık yüzü sokaklara sindi: Bir öğrenci gözünü, bir diğeri elini kaybetti. Yüzlerce yaralı, patlayan gaz kovanları, moraran bedenler ve tutuklama dalgaları… Bir yanda sokakların özgürleştirici renkleri, diğer yanda polisin ve iktidarın yanıtı: Kasklar, coplar ve plastik mermilerle çizilen bir şiddet panoraması.

Pankartlarda yükselen Komün özlemi ve devrim çağrıları, ilk bakışta bir işçi iktidarı arzusu gibi görünse de mesele aslında en temel demokratik hakların savunusuydu. Nitekim Macron iktidarı, bu kitleselleşen basınç karşısında geri adım atmak zorunda kaldı: Öğretmen açığı için 3 bin yeni atama sözü verildi, bütçeden eğitime ayrılan payın kesilmeyeceği açıklandı.

Buna rağmen gösterilerin politik ritmi durmadı. İktidar ise son çare olarak belirli bölgelerde sokağa çıkma yasağı ilan etti ve bu yasağı meşrulaştırmak adına hemen tanıdık bir “günah keçisi” ve nefret söylemi kurguladı:

“Göçmen ve mülteci yağmacılar…”

Peki, bu kurgunun ve medya aracılığıyla piyasaya sürülen bu eğreti imajın arkasındaki yalan neredeydi?

İlk yalan, kimliklerin araçsallaştırılmasında yatıyor:

Fransa sokaklarında hak arayan ya da öfkesini haykıran siyah tenli her insan veya melez, “göçmen veya mülteci” değildir. Onların yüzde doksanı üç-dört kuşaktır Fransız vatandaşıdır; anadilleri Fransızcadır, yurtları Fransa’dır. Bu tablo, Fransa’nın yüzyıllar süren sömürgeci geçmişinin ve o geçmişle yüzleşmekten kaçınan sistemik eşitsizliklerin bugüne yansıyan aynasıdır.

İkinci yalan ise çerçevenin bilinçli olarak çarpıtılmasıdır:

Yağma olayları, hâkim medyanın kadrajına sokulduğu kadar yaygın değildir. Yoksullaştırılmış, geleceksiz bırakılmış ve örgütsüz bazı gençler, Fransa’daki her kitlesel eylemde öfkelerini nesnelere yöneltebiliyor. Yıllar önce ayaklanan banliyö çocuklarının rastgele araba yakmaları gibi…

İşte tam da burada, sermayenin çıkarını insan hayatının önüne koyan aklına karşı durmak gerekir.

Sadece bir kesimin alışveriş yapabildiği ışıltılı vitrinleri, lüks mağazaları koruma nöbeti bize düşmez. Metin Yeğin’in ironiyle karışık tespitiyle:

“Bir doğrudan demokrasi eylemi galiba yağma. Sadece parası olanın satın alabildiği piyasa düzeninden, daha eşitlikçi olduğu kesin. Yeter ki herkes istediğini seçebilsin!

Ve kapitalizmin leş kokusunu bastırmasıyla ün kazanmış parfüm şirketlerinin boşalmış rafları. Gettoların kalabalık metroları Christian Dior kokacak üç dört hafta fena mı?”¹

Yeğin’in mizahla karışık işaret ettiği gibi, kameraların merceğini ve odağını bu çok küçük gruba ve bazı provokasyon girişimlerine doğrultup hakikati karartanların, toplumsal talepleri “yağmacılık” kılıfıyla görünmez kılmaya çalışanların kurduğu algı operasyonu tuzaklarına düşmemek gerekir.

17 Ekim’de öğrencilere destek için yapılan büyük mitingde sokağa çıkan 800 bin insana ne demeli? (Paris polisine göre bile sayı 500 bindi.)

Nitekim bugün Fransa’da ve dünya genelinde tanık olduğumuz tablo, derinleşen kapitalist krizin üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir. Sistem, içine düştüğü varoluşsal krizi sosyal hakları tırpanlayarak, kamu hizmetlerini tasfiye ederek ve bütçeyi eğitime, sağlığa, geleceğe değil; silaha, güvenlik aygıtlarına ve savaşa ayırarak nafile bir çabayla aşmaya çalışıyor. Ancak sokağın estetize ettiği bu öfke ve haklı direniş, bütçeler savaşa ve sermayeye aktarılırken halkın yoksulluğa mahkûm edilemeyeceğini bir kez daha gösteriyor.

Hakikatin üzerini örten medyatik yanılsamalara rağmen, geleceğini savunan gençliğin ve emekçilerin sesi, sistemin bu çıkmazına karşı en net yanıt olarak çınlamaya devam ediyor.


¹ Metin Yeğin, “İsyan, yağma, Fransa”, 22 Ekim 2026, Yeni Yaşam.


Adil Okay – 24.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑