Makaleler

Published on Nisan 15th, 2026

0

Zaman mı, süreç mi kavramları… | Gül Güzel


Bütün dillerde, düşüncede, zihinlerde ve görüşmelerde 27 Şubat 2025 ile başlayan 14 aylık bir zaman/süreç kavramı var. Bu kavram ve süreç ile coğrafyamızda silahlı savaşların bitmesi ve yerini insani, sözlü diyaloglarla adaletli barışın sağlanması işaret ediliyordu. Ne yazık ki gelinen şu andaki aşamada ise yine silahlı savaş ve gasplar, neredeyse bütün Ortadoğu’yu da kapsayacak kadar tersi gelişmelerle etkili bir durumda. Halbuki bizler halk ve jenerasyon olarak, gelecek nesillerimize sorunlar, savaşlar, gözyaşları veya cinsler arası eşitsizliği bırakmamamız gereken bir mücadelenin neferleriyiz.

Bizler ki etrafımıza asla nefret ve cehaletle yaklaşmadık. O yüzden de yüzyıllardır ölüm diyarında kaybolmuş masum çocuklarız. Kimliğimiz, dilimiz yok sayılarak ülkemiz işgaller altındaydı; yalnızdık ama insandık. İnsanlığımız gereği de mücadelemizle hep onurlu adalet, hakların eşit paylaşımı, cinslerin eşitliği ve onurlu özgürlüğü başarma mücadelesinin izinde olduk. Umutlarımızı mücadelemizde yeşerterek, onurlu ve adaletli özgürlüğün hep birer neferi olduk; olmaya da devam ediyoruz diyerek, sürece dair kendi yorumlarıma şimdilik nokta bırakarak Ortadoğu’daki sürece dair Konya/Ereğli zindanından yazan hekim Ayhan Kavak’ın mektubunu siz okurlarımızla paylaşmak istiyorum.

Gül arkadaşa, 30.03.2026

Sizden haber almanın sevinciyle merhaba… Namenizi aldıktan hemen sonra, malum kuşatılmış karanlık mekânlarda ne olacağı belli olmuyor ve benim/bizlerin bir aylık iletişimsizlik süreci başladı. Tabii bu süreçte ne telefon ne de mektup alıp vermemiz mümkün oldu. Geçen hafta bu durum biter bitmez cevap yazmaya koyuldum. Hasılı, bayram ve Newroz’un ardından normal akış başladı. Geçmiş de olsa Newroz Bayramı’nızı kutlarım…

Yine Ortadoğu kan gölüne çevrilmiş vaziyette. ABD–İsrail’in İran’a saldırısıyla içinden çıkılmaz bir sürece girsek de devletçi yapılanmaların sivil halkların katliamına yol açışları ne yazık ki görülmek istenmiyor. Savaş öncesi İran’da toplumsal muhalefetin isyanı kanla bastırıldıktan sonra hegemon emperyal güçlerin uluslararası hukuku işlevsiz bırakıp saldırmaları, Körfez’i de içine alan bir yayılım sergiledi. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz elbet. Kanımca gerek İsrail’in gerekse de Trump’ın ABD’sinin asıl istediği İran’daki rejimin kalıcı olmasıdır. Zira Netanyahu ve Trump’ın İran halklarına dönük sokaklara çıkma çağrılarının altında yatan gerçek, o rejimin savaşla da olsa tahkim edilmesidir. Onlar ne kadar çağrı yaparlarsa rejim de o kadar güçleniyor.

Dışarıdaki bu güçlerin saldırısıyla halkların özgürlüğüne kavuşmaları mümkün olmadığı gibi, Trump ve Netanyahu da bu kanla beslenen canavarlardır. Saldırıları İran’da yıkım ve rejim sürdürücü aktörlere zarar verse de gelenler daha katı rejim sürdürücüleri oluyor. Velhasıl kazanan iktidar ve devletçi zihniyetler oluyor. Halkların nefessiz bırakılması, katliamlardan geçirilmesi ve bunun “dış güçlerin ajanları” denilerek idamlarla sürdürülmesi ne yazık ki kimsenin umurunda değil ve bu duruma diyecek sözleri yok.

Aslında İran yıkımdan geçse de ABD ve İsrail saldırıları ve İran’da rejim değişikliği, katliamlara açık hâle gelmelerine vesile oluyor. Pervasızca süren saldırılar yetmezmiş gibi bizleri de işin içine çekmeye çalışmaktalar. Bunu fırsat bilenler Kurdili coğrafyayı da bombalamaktan geri durmuyorlar. Gidişat kördüğüme dönüşme potansiyelini taşıyor. Bakalım nelere tanıklık edeceğiz?

Onun dışında ben de/bizler de iyi olmaya, ayakta kalmaya devam ediyoruz. Bizim bu ellerde hâlen cezaları bitmesine rağmen bırakılmayan canlar var. 2–3 yıldır uzatılıp duruyorlar. Buradaki arkadaşların da selamları var.

Baharın halklarımıza ve insanlığa barış, adalet, demokrasi ve özgür yaşam getirmesi dilekleriyle; selam, sevgi ve saygılarımı sunar, esenlikler dilerim.

Ayhan Kavak
Yüksek Güvenlikli Hapishane, E-1-5
Ereğli / Konya


Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 15.04.2026

Tags: ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑