Makaleler

Published on Ekim 1st, 2026

0

ABD askerinin Irak’tan çekilmesi, Peşmerge’nin birleşmesi ve Türkiye’nin rolü | Yusuf Karadaş


ABD’nin 30 Eylül’de (bugün) Irak’taki son askeri birliklerini çekecek olması, bu adımın Irak ve bölgedeki (Ortadoğu) güç ilişkileri bakımından olası etkileriyle birlikte tartışılıyor. Bu adımla eş zamanlı olarak Irak ve Kürdistan bölgesinde siyasi, ekonomik ve askeri hareketlilik de dikkat çekiyor: Bir yandan Irak’ta milis güçlerin (Haşdi Şabi) silahsızlandırılması (orduya entegre edilmesi) sürecinin haziran 2027’ye ertelenmesi ABD’nin tepkisini çekerken öte yandan da BM Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a giden Irak Başbakanı Ali ez Zeydi ve Trump arasında yapılan görüşmede enerji altyapısı başta olmak üzere 60 milyar dolarlık “ekonomik iş birliği” anlaşması imzalandı. Yine Zeydi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ABD’de, “Irak merkezi yönetiminin Şengal’de (Sincar) kontrolü tamamen eline almasına bağlı olarak Türkiye’nin Başika-Zilkan’daki askeri üssü kademeli olarak boşaltması” konusunda mutabakat imzalandı. Eş zamanlı bir diğer dikkat çeken gelişme de Irak Kürdistan Bölgesinde KDP’ye ve YNK’ye bağlı Peşmerge birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirildiğinin ilan edilmesi oldu. 

Şimdi ilk bakışta birbirlerinden bağımsızmış gibi görünen ama askeri, ekonomik ve siyasi olarak Irak’taki güç dengeleri ve bölgedeki egemenlik mücadelesine bir zincirin halkları gibi bağlanan bu gelişmelere biraz daha yakından bakalım.

Birinci olarak; ABD emperyalizminin Irak’taki son askeri birliklerini çekecek olması, Irak üzerindeki egemenlik ilişkilerinin sonlandırılması anlamına gelmiyor. Aksine ABD, bu hamle ile bir yandan doğrudan işgalin maliyetlerinden kaçınmayı ve öte yandan da İran yanlısı Haşdi Şabi milis güçlerinin silahsızlandırılması konusu başta olmak üzere Irak merkezi yönetimi üzerindeki baskıyı arttırmayı hedefliyor.

Bilindiği gibi ABD emperyalizmi 2003’te Saddam rejimini devirdikten sonra Irak’a on binlerce askerlik (2007’de 170 bin asker) güç konuşlandırmıştı. Bu asker sayısı 2011’de azaltılsa da 2014’te IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) Musul işgali sonrasında yeniden arttırılmış ve IŞİD’e karşı operasyonun tamamlanması sonrasında 2017’den itibaren yeniden azaltılmıştı. 2024’ten bu yana ABD’nin Irak’ta sadece Irak Kürdistan Bölgesi’nin Erbil kentindeki Harir hava üssünde yaklaşık 2000-2500 kişilik bir gücü bulunuyor.

Harir hava üssü, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı son savaş döneminde hem İran ve hem de İran yanlısı milis güçler tarafından defalarca hedef alındı. 

Burada öncelikle ABD’nin daha önce Suriye ve şimdi Irak’taki askeri birliklerini çekmesini; Türkiye’deki ABD ve NATO üslerinin yanı sıra Ürdün, Katar, Bahreyn, Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan ve Umman’da Ortadoğu’nun her noktasına operasyon yapma kapasitesi olan onlarca askeri üssü bulunduğu gerçeğini unutmadan tartışmak gerekiyor.

ABD emperyalizmi, 30 Eylül’de son birliklerini çekip Irak’ta doğrudan işgalin maliyetlerinden kaçınmaya çalışırken ekonomik olarak egemenliğini pekiştirmeye yönelik önemli adımlar da atıyor.

Irak’ın ekonomik gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ı petrol gelirlerinden oluşuyor. Ancak Irak devletine ait SOMO (Irak Petrol Pazarlama Şirketi) üzerinden satılan petrol gelirleri ABD Merkez Bankası’ndaki (Fed) ORRA (Oil Revenue Receipts Account) hesabına yatıyor ve dolayısıyla ABD kontrolünde Irak merkez bankasına aktarılıyor. ABD istediğinde bu hesapta toplanan gelirlerin Irak hükümetine aktarılmasını dondurabiliyor (yaptırım uyguluyor) ve Irak hükümeti kendi parasını kullanmaz ve memur maaşlarını bile ödeyemez hale geliyor. Yani ABD emperyalizmini askerlerini çekerken Irak’ın can damarı olan petrol gelirlerinin finansal akışını denetleyerek mali denetimini sürdürüyor. Üstelik Zeydi ve Trump arasında imzalanan ve Irak-Suriye arasındaki enerji altyapısını (Kerkük-Banyas boru hattı) yenilemeyi ve Hürmüz boğazına olan bağımlılığı azaltmayı amaçlayan 60 milyar dolarlık ticaret anlaşması, bu bağımlılık ilişkilerini daha da derinleştiriyor.

Sonuç olarak; ABD emperyalizmi, askeri birliklerini çekerek İran yanlısı milis güçlerin bunu kendi varlıkları için gerekçe yapmasını ortadan kaldırmayı ve öte yandan da Irak üzerindeki ekonomik gücünü de merkezi hükümet üzerinde bu milis güçlerin tasfiyesi ve İran etkisinin sınırlanması için bir baskı gücü olarak kullanmayı amaçlıyor.

Irak Kürdistan Bölgesi’nde KDP ve YNK’ye bağlı Peşmerge birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleşmesi, işaret edilen gelişmelerin şekillendirdiği yeni dengeler içinde bir pozisyon alma girişimi olarak anlam kazanıyor. 

Irak Kürdistan Bölgesi’nde KDP ve YNK’ye bağlı Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi tartışmaları, Kürdistan Bölgesi’ndeki federe yönetimin fiilen kurulduğu 1990’lı yıllara kadar gidiyor. Ancak KDP ve YNK’nin arasındaki politik rekabet, iki partinin elinde tuttuğu bölgelerde (KDP Erbil ve YNK Süleymaniye merkezli) farklı ekonomik ve siyasi çıkar (KDP’nin Türkiye ve YNK’nin İran ile) ilişkileri bugüne kadar bu birleşmenin gerçekleşmesini engelledi. 

2022’de ABD’nin başını çektiği koalisyon güçleri ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi amacıyla 4 yıllık bir “reform programı” anlaşması yapıldı. Bu dönemde Peşmerge güçlerinin hem eğitimi ve hem de maaşları ABD merkezli güçler tarafından karşılandı ve bu 4 yıllık programın sona ermesinden sonra Peşmerge güçlerinin Peşmerge Bakanlığı çatısında birleştiği ilan edildi.

Bu adım bazı Kürt çevreleri tarafından ‘birlik’ yönünde atılmış tarihi bir adım olarak değerlendirilse de ABD emperyalizminin bu hamle üzerinden hesabının farklı olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Çünkü ABD bu adım üzerinden Kürtlerin bağımsız hareket etme kapasitesini arttırmayı değil, merkez yönetim ile iş birliğini daha fazla geliştirmeyi amaçlıyor. Üstelik merkezi hükümet de Peşmerge güçlerinin bölünmüş olmasını bugüne kadar maaşlarını ödememenin gerekçesi olarak kullanıyordu. Dolayısıyla ABD, bir yandan merkezi yönetimin üzerinde Peşmerge maaşlarının ödenmesi konusundaki baskıyı arttırmayı ve öte yandan da Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni de merkezi yönetimle daha fazla iş birliğine zorlamayı ve böylece her iki güç üzerindeki kontrolünü arttırmayı planlıyor.

ABD emperyalizminin bölgesel yeniden dizayn bağlamında Irak’ta İran etkisini sınırlama politikasının bir diğer boyutunda Türkiye bulunuyor. 

ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Barrack’ın “Türkiye-Suriye-Irak ekseni” ve Erdoğan’ın “Türk-Kürt-Arap ittifakı” olarak tanımladığı bu politika ile ABD emperyalizminin bölgesel çıkarlarıyla uyum içinde bu bölgelerde Türkiye’nin ekonomik, askeri ve siyasi etkisinin arttırılması hedefleniyor. 

Saray rejiminin “terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” olarak adlandırdığı süreç de Kürt silahlı güçlerinin Türkiye’nin bu bölgesel rolünü oynamasının önünde engel olmaktan çıkartılmak üzere tasfiyesi ya da entegrasyonunu öngörüyor.  

Türkiye’nin Irak siyasetine “Sünni güçler” üzerinden müdahale politikası nedeniyle Türkiye ile Irak merkezi yönetimi arasındaki ilişkiler (özellikle Maliki döneminde) uzun bir dönem gergin bir seyir izledi. Ancak ABD ve Irak yönetiminin ABD’nin askeri güçlerinin çekilmesi konusunda kademeli bir takvim üzerinde anlaştığı dönemde  (2024)Türkiye ve Irak arasında askeri iş birliği ve güvenlik konusunda anlaşma imzalandı ve ‘Ortak Güvenlik Koordinasyon Merkezi’ oluşturuldu. Ayrıca Irak, PKK’yi de “yasaklı örgüt” ilan etti. Bu iş birliğinin ekonomik temeli de 2024 sonunda ilan edilen ve Basra Körfezi’ndeki Fav limanından Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanmayı hedefleyen Kalkınma Yolu projesiyle atıldı.

IŞİD’in Musul’u işgali ve Irak’ta Şii ve Sünni Araplar ile Kürtler arasındaki gerilim ve anlaşmazlıkların arttığı dönemde Erdoğan rejimi, Irak siyasetine Sünni güçler üzerinden müdahale etmek amacıyla Irak Kürdistan Bölgesi’nde Başika-Zilkan’da askeri üs kurmuş ve burada Haşdi Vatani adı altında bir araya getirilen Sünni güçleri eğitmeye başlamıştı. Ancak Erdoğan yönetimi, Musul’un IŞİD’in elinden alınması operasyonuna katılma amacına ulaşamasa da buradaki askeri üssü kapatmadı ve bu sefer PKK’nin Şengal’deki Ezidi güçlerden oluşturduğu YBŞ’yi (Şengal Direniş Birlikleri) gerekçe gösterdi.

New York’ta Erdoğan ve Zeydi arasında yapılan; Irak ve Suriye (Musul ve Rakka) arasında stratejik bir geçiş bölgesi olan Şengal’deki YBŞ’nin tasfiyesi (Irak ordusuna entegrasyonu) ve bunun bir devamı olarak Türkiye’nin Başika üssünü kapatması anlaşması, yukarıda işaret edilen “Terörsüz Türkiye-terörsüz bölge” ve “Türkiye-Irak-Suriye ekseniyle uyum teşkil eden bir adımdır. Bu adım bir yanıyla Irak’ın milis güçleri silahsızlandırıp tasfiye etme politikasına ve öte yanıyla da bölgedeki güç mücadelesi bağlamında enerji ve ticaret yollarının güvenliği/kontrolüne bağlanıyor.

Kuşkusuz bu girişim ve hesapların ne kadar tutacağını görebilmek için İran ve müttefiklerinin alacağı tutuma ve karşı hamlelerine de bakmak gerekiyor. Ancak bütün bu gelişmeler, yeni dönemde Irak’ı bölgedeki egemenlik/paylaşım süreciyle de iç içe geçmiş bulunan zorlu bir geçiş sürecinin beklediği gerçeğini değiştirmiyor. Üstelik kendi geleceklerini kendilerinin belirleyeceği bir mücadele hattı tutturmadıkça bu mücadeleden hangi gücün üstün çıkacağının farkı din, mezhep ve uluslardan Irak halklarının kaderlerinde ciddi bir değişikliğe yol açmayacağını söylemek için de kâhin olmak gerekmiyor!


Seçtiklerimiz: Yusuf Karadaş – evrensel – 30.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑