Makaleler

Published on Eylül 11th, 2026

0

Almanya’da aşırı sağ yükselirken sol ne yapıyor? | Yücel Özdemir


Avrupa ve dünya aşırı sağcı, ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki zaferini tartışıyor. Küçük eyaletteki seçimlerin yankısı, beklendiği gibi büyük oldu.

Bugünkü koşullarda aşırı sağın yükselişinin “küresel bir sorun” olduğunu söylemek ve nedenlerini alt alta sıralamak çok zor değil. Seçim sonrasında Alman basınının sol yelpazesindeki gazetelerin analizleri ve partilerin değerlendirmelerine bakıldığında da nedenler öne çıkartılırken, çözümlerin yok denecek kadar az olduğu görülüyor. Thüringen ve genel seçimlerden sonra da bugünküne benzer analizler yapılmıştı. Bir süre sonra yazılanlar unutulmuş, bir sonraki seçim beklenmişti.

Halbuki AfD’nin elde ettiği her zafer, bu partiye verilen her desteğin peşine düşmeyi zorunlu kılan bir çalışma, söylem ve eylem gerektiriyor. Aşırı sağa giden oyları alma potansiyeli kısmen güçlü görünen, ancak oy kaybına uğrayan Sol Parti (Die Linke) cephesinde yapılan değerlendirmelerde de oy kaybına bahaneler uyduruluyor. Son bir yılda üye sayısı iki katına çıkan Sol Parti’nin oylarının neden artmadığı teğet geçiliyor.

Sol Parti Eş Başkanı Luigi Pantisano, Saksonya-Anhalt’ın seçim sonuçlarında hükümet politikalarına duyulan öfkenin etkili olduğuna dikkat çektikten sonra AfD’nin hükümete gelmemesi için diğer partilerle ortaklığa kapıyı açık bıraktı. Sol Parti’ye yakın Neues Deutschland’da 6 Eylül’de uzun bir değerlendirme yazısı kaleme alan Wolfgang Hübner de Sol Parti’nin başarısızlığını SPD ve Yeşiller’e verilen oylara bağlarken, izlediği politikaya, çalışmadaki eksikliğe değinme ihtiyacı duymadı. Sonunda da “Artık kimse sağa doğru yaşanan tektonik kaymalara göz yumamaz. Demokrasiyi ciddiye alanlar, sadece ‘geçilmez duvarlar’dan (Brandmauer) bahsetmekle kalmamalı, demokrasiyi ve antifaşizmi gerçekten uygulamalıdır. Yerel belediyeden AB’ye, soldan orta ve üst sınıflara kadar tüm siyasi kesimlere görevler düşüyor” çağrısı yaptı (nd-online.de).

Bu yaklaşımın en sorunlu yanını AB’den ve burjuvaziden “antifaşizm” beklentisine girme büyük yanılgısı oluşturuyor. AfD’nin yükselişine zemin hazırlayan sermaye ve onun partilerinden “antifaşizm” beklemek, bugünkü Alman solunun en önemli açmazlarından birisi. Alman burjuvazinin Hitler faşizmi döneminden büyük dersler çıkararak, bir kez daha aynı yöne sapmayacağını düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Halbuki geçmişte olduğu gibi günümüzde de burjuvazi için tek belirleyici olan, kendisini var eden kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin sarsılmadan devam etmesi. Bunun hangi siyasi güç tarafından güvenceye aldığı aslında çok da önemli değil. Yine “antifaşizm” beklenen AB’nin, İtalya’dan başlayarak pek çok ülkenin faşist liderinin ayaklarının altına kırmızı halılar serdiği, stratejik çıkarlar için el üstünde tuttuğu biliniyor.

Junge Welt’te Arnold Schölzel’in kaleme aldığı “Sol Parti ve Saksonya-Anhalt seçimleri” başlıklı yazıda ise şöyle deniyor: “Bugün olanlar yeni değil. Eski Federal Almanya Cumhuriyeti’nin siyasi manzarasının bir parçasıydı. AfD, 70’ler ve 80’lerin CDU/CSU’suna benziyor, özellikle anti-komünizm konusunda. […] Saksonya-Anhalt’taki tablonun sorumluluğunu PDS/Die Linke de üstlenmelidir. Sosyal bir tavır sergilerken sürekli olarak antisosyal saldırılara zemin hazırlayanlar, sonunda asıl suçluyu evlerine davet etmiş olurlar. Naziler de dahil.”

Schölzel, PDS/Sol Parti’nin Doğu Almanya’daki eyaletlerde SPD ile kurduğu koalisyon ortaklıklarına gönderme yaparak, bunun bölgede solu zayıflattığını hatırlatıyor. Haksız değil. Çünkü, bir dönemler bölgede önemli bir tabanı bulunan PDS/Sol Parti, sistemin parçası olduğunu kanıtlamak, “yönetme yeteneğine sahip olduğunu” göstermek için hükümet ortaklığı yaptıkça güç kaybetti. İki Almanya’nın birleşmesinin faturasını ödeyen geniş emekçiler dün PDS/Sol Parti’yi seçerken bugün AfD ’ye oy veriyor.

Schölzel’in en büyük yanılgısı ise dönem ve koşulları karıştırarak, bugünkü AfD ’yi geçmişin CDU/CSU’su gibi değerlendirmesi ve hafife almasıdır. Ekonomik sosyal koşulların değiştiği günümüzde, utanmadan faşizme övgüler yapan bir partiyi, sırf antikomünizm paydasında muhafazakarlarla aynılaştırarak hafife almak tarihsel bir yanılgıdır.

Alman Komünist Partisi’nin (DKP) yayın organı “Unsere Zeit” gazetesinde seçimlerden sonra yayımlanan haber-yorumda Alman solunun durumuna değinilirken çuvaldız Sol Parti’ye batırılıyor: “AfD’nin hükümete tepkileri sağa saptırmayı başarması, Alman solunun başarısızlığına da atfedilebilir. Üye sayısı en fazla olan parti bile net bir muhalefet çizgisi izleyememekte ve gerekirse savaş çığırtkanlarıyla bile ittifak kurmaktadır. Sol Parti, devleti destekleyen, içeriği boş, savaş ve kapitalizme karşı mücadeleden yoksun bu antifaşist söylem nedeniyle cezalandırıldı.” (unsere-zeit.de)

Sadece soldaki partiler ve basın değil, sendikalar tarafından yapılan açıklamalarda da işçilerin çıkarlarını kararlı bir şekilde savunma, onları yeniden kazanmadan çok, farklı renklerdeki sermaye partilerine “demokrasiyi kurtarma” çağrısı yapılıyor.

Görülebileceği gibi Alman solu ve sendikaları, sermaye partilerinin “geçilmez duvarı”ndan medet ummaya devam ederken, aşırı sağın zayıflatmanın tek yolunun işçi sınıfını kazanmaktan geçtiğini görmezden gelmeye devam ediyor. Irkçıların işçi sınıfının sorunlarını suistimal ederek, demagojik söylemlerle peşine takmasının tarihsel tecrübesi de bilindiği halde…

Bu nedenle mevcut yerleşik düzen partilerinin dışında işçilerin çıkarlarını savunan yeni bir siyasi aktör, parti, hareket ortaya çıkmadığı sürece, ırkçılar ekonomik sosyal sorunları kullanarak işçilerin oylarını almaya devam edecekler. Sokaktaki antifaşist hareketin temsilcisi olabilecek, işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarının düzeltilmesini yaratıcı ve dikkat çekici şekilde merkezine alan bir çalışma ve örgütlenme değiştirebilir.


Seçtiklerimiz: Yücel Özdemir – evrensel – 11.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑