Geri Gönderme uygulamaları durdurulsun: Sığınma Hakkı ve İnsan Onuru pazarlık konusu değildir!
Son dönemlerde İsviçre devletinin Türkiye ve Kürdistan’da gelen göçmenleri sınırdışı etme saldırısı artarak devam diyor. Bunun için İsviçre’de bulunan kurum ve toplulukların çağrısı ile yüzü aşkın insan başkent Bern’de SEM önünde 17 Ağustos tarihinde bir araya gelerek protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Atılım İsviçre
Eyleme çağrıcı olan ve katılan kurumlar şunlardır:
ATİK – Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu / ADKM – Avrupa Devrimci Komün Meclisleri / Bern Kürt Kültür Derneği / BİR – KAR – İsviçre İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği Platformu / FEDA – Demokratik Alevi Federasyonu / İDHF – İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu / İGİF – İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu / İHDD – İsviçre – İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği – İsviçre / İTİF – İsviçre Türkiyeli İşçiler Federasyonu / KUTÜSCH – Kürt,Türk, İsviçreliler Kültür Derneği / Lozan Demokratik Kürt Toplum Merkezi / NCDK-C Cenevre Demokratik Kürt Toplum Merkezi / PangeaKolektif / Sion Leyla Kasım İnisiyatifi / SYKP – İsviçre / YJK-S Kürt Kadın Hareketi – İsviçre
Çağrıcılar adına Almanca, Kürtçe ve Türkçe okunan ortak metinde şunlara değinildi.
“İsviçre’de sığınma başvurusunda bulunan kişilerin tutulduğu federal ve kantonal merkezlerde yaşanan hak ihlalleri ile geri gönderme süreçlerinde ortaya çıkan uygulamalar, insan hakları hukuku açısından ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Sağlık hizmetlerine erişimden barınma ve beslenme koşullarına, çocukların ve kadınların karşı karşıya kaldığı özel risklerden psikolojik baskıya, sığınma dosyalarının incelenmesindeki sorunlardan geri gönderme işlemleri sırasında orantısız güç kullanımına kadar uzanan bu tablo, münferit iddialar olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir insan hakları sorunudur.
İsviçre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere çok sayıda uluslararası insan hakları sözleşmesine taraftır. Bu yükümlülükler, geri gönderme işlemleri bakımından özellikle işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ile geri göndermeme (non-refoulement) ilkesini devlet açısından bağlayıcı hale getirmektedir. İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 3. maddesi, bir kişinin işkence görebileceğine inanmak için esaslı gerekçeler bulunan bir devlete geri gönderilmesini açıkça yasaklamaktadır. Sığınma başvurusunda bulunan kişilerin önemli bir bölümü savaş, işkence, siyasi baskı, şiddet, veya başka ağır travma ortamlarından gelmişlerdir. Bu kişilerin belirsizlik, sürekli geri gönderilme korkusu, ailelerinden ayrılma tehdidi, uzun süreli bekleyişler ruhsal sağlık açısından ağır sonuçlar doğurmaktadır.
İnsan hakları hukuku yalnızca fiziksel şiddeti değil, insan onurunu ve ruhsal bütünlüğü zedeleyen muameleleri de koruma altına almaktadır.
Bir sığınma başvurusunun arkasında bir insanın hayatı, özgürlüğü ve güvenliği bulunmaktadır. Bu nedenle dosyaların incelenmesinde tercüme sorunları, travmanın anlatım üzerindeki etkileri, yeni deliller, siyasi veya toplumsal koşullardaki değişiklikler ve kişinin özel kırılganlıkları gerektiği şekilde değerlendirilmelidir.
Özellikle bir kişinin geri gönderilmesi halinde işkence, kötü muamele veya ciddi insan hakları ihlali riski bulunuyorsa, hiçbir şey geri göndermeme yükümlülüğünün önüne geçirilemez.
Bunun güncelliğini gösteren son örneklerden biri, İsviçre’nin Zürih kentindeki Rückkehrzentrum Oberhalden Finkenried geri gönderme merkezinden 4 Ağustos tarihinde iki çocuğuyla birlikte İsviçre’den Türkiye’ye gönderilen Bahar Yalçınkaya vakasıdır.
Bahar Yalçınkaya vakası yalnızca tekil bir olay olarak değil, İsviçre’nin geri gönderme kararlarında etkili, güncel, bireyselleştirilmiş ve insan hakları merkezli risk değerlendirmesi yapıp yapmadığının araştırılması gereken bir vaka olarak ele alınmalıdır.
Avukatının tutuklanma riskine ilişkin uyarılarına rağmen İsviçre makamlarınca sınır dışı edilen Bahar Yalçınkaya, Türkiye’ye girişinin ardından gözaltına alınmış ve tutuklanıp 15 aylık bebeğiyle birlikte cezaevine konulmuştur. Yalçınkaya’nın polis görevlileri tarafından odadan zorla çıkarılması ve çocuklarının gözü önünde ters kelepçe takılarak gönderilmesi çocuklar üzerinde büyük bir travma yaratmıştır. Öte yandan bu psikolojik şiddet, kampta kalan diğer kişilere gözdağı vermektir. Hasan Bal vakası da aynı politikanın bir başka örneğidir. Yeniden inceleme talebi henüz sonuçlanmamışken, 6 Ağustos’ta Valais Kantonu’nun Sion kentinde geri gönderilmek üzere gözaltına alınarak özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Gözaltına alma ve geri gönderilmelere karşı tepkiler ve protestolar üzerine SEM, yeniden inceleme talebini ele almayı nihayet kabul etmiş ve Hasan Bal serbest bırakılmıştır.
İsviçre’nin demokrasi ve hukuk devleti olma iddiası, yalnızca kendi sınırları içinde kimin kalabileceğine karar vermesiyle değil, kalmasına izin vermediği insanlara nasıl davrandığıyla da ölçülmelidir.”
Bir heyet tarafından SEM’e sunulan dosyada şu taleplere yer verildi.
“Çağrımız açıktır:
İnsan hakları ihlali riski taşıyan geri gönderme uygulamaları derhal durdurulmalı; İsviçre’nin tüm geri gönderme mekanizmaları bağımsız, şeffaf ve insan hakları hukukuna uygun biçimde yeniden değerlendirilmelidir.
İsviçre makamlarını;
1.İnsan hakları ihlali riski bulunan geri gönderme işlemlerini derhal durdurmaya,
2.Geri gönderilecek her kişi bakımından işkence, kötü muamele, siyasi veya keyfi tutuklama, adil yargılanma hakkının ihlali ve diğer ağır insan hakları ihlalleri riskini güncel ve bireyselleştirilmiş biçimde değerlendirmeye,
3.Geri gönderme sırasında uygulanan zor ve güç kullanım yöntemlerini bağımsız biçimde denetlemeye,
4.Fiziksel veya psikolojik şiddet iddialarının etkili, tarafsız ve bağımsız biçimde soruşturulmasını sağlamaya,
5.Federal ve kantonal sığınma merkezlerinde sağlık, beslenme, barınma ve hijyen koşullarını insan onuruna uygun hale getirmeye,
6.Çocukların yüksek yararını tüm sığınma ve geri gönderme kararlarında temel ölçüt haline getirmeye ve çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasına alternatifleri esas almaya,
7.Kadınların ve diğer kırılgan grupların özel ihtiyaçlarını ve maruz kaldıkları riskleri sığınma prosedürlerinde etkili biçimde dikkate almaya,
8.Sığınma dosyalarının incelenmesinde gerçek ve etkili bir hukuki güvencenin sağlanmasını ve kararların yalnızca hızlı değil, adil, bireyselleştirilmiş ve kapsamlı olmasını güvence altına almaya çağırıyoruz.
Daha sonra İGİF adına Hüseyin Torun, Kürt kadın hareketi adına açıklamalar yapıldı. Bu tür sorulara örgütlü müdahale edilmesi ve duyarlı olunması çağrılarında bulunuldu.

























































