Stêrka Bolşewîk: Çerçeve yasa – PKK’nin silahları tam teslimi yolunda devletin yeni adımı
Uzun süredir kamuoyunda tartışılan ve AKP/MHP iktidarının önce “Terörsüz Türkiye”, ardından “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” adı altında yürüttüğü süreçte yeni bir aşamaya geçildi. İmralı’da Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmeler, DEM Parti heyetlerinin İmralı ziyaretleri ve devlet yetkilileriyle sürdürülen pazarlıkların ardından “Çerçeve Yasa” teklifi
5 Ağustos’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. Yasa taslağı Meclis Komisyonundan, 17 saatlik bir görüşme maratonu ertesinde, ırkçılıkta şampiyonluğa oynayan İYİ Parti dışındaki tüm partilerin temsilcilerinin oylarıyla kabul edildi.
10 Ağustos Pazartesi günü Meclis Genel Kurulunda yasa teklifi üzerine görüşüldü. Bu görüşmelerde Yasa, savunucuları ile karşıtları arasında sert tartışmalar yaşandı. Yasaya toptan ve kökten karşı çıkan İYİ Parti milletvekilleri toplantıya Türk bayrağı motifli atkıları ile katıldılar.
Bütün konuşmaları provokasyon ve tehdit dolu idi. Yasa’nın “T.C.’nin bölünmesi yasası” olduğunu, “PKK’li teröristlere AF yasası” olduğunu, Sevr’in bu yasa ile yeniden gündeme getirildiğini vb. anlattılar. Yasa savunucuları ise, bu yasanın Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlendirme yasası olduğunu, hiçbir şekilde AF yasası olmadığını, kadim Türk/Kürt kardeşliğini güçlendirecek ve Türkiye’yi büyütecek bir yasa olduğunu savundular. Sonuçta Çerçeve Yasa taslağı, 561 milletvekilinin hazır bulunduğu oylamada 467 kabul, 87 ret, 7 çekimser oyla büyük çoğunlukla kabul edildi. 31 milletvekili (bunların içinde oy kullanma hakkı olmayan Meclis Başkanı ve Meclis Başkan yardımcıları da var) oylamaya katılmadı. 87 ret oyunun 29’u tam kadro İYİ Parti’den, 54’ü mecliste 91 milletvekili olan Ekrem İmamoğlu/Özgür Özel’in Yeni Parti’sinden geldi.
Kılıçdaroğlu CHP’sinden 2, bağımsız milletvekillerinden 1, DP’den 1 milletvekili de yasaya ret oyu verdi.
Yasa Kürdistan bütünü üzerinde Kürt ulusal hareketinin en güçlü bileşenlerinden biri olan PKK ile T.C. arasında yürüyen savaşı, PKK’nın kendini tasfiyesi ve elindeki silahları teslim etmesi ile tam olarak sonlandırmayı hedefliyor. Taslak, Abdullah Öcalan’ın onayının ardından DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan tarafından da “sorunun çözümünde belirleyici önemde bir adım”, “demokratik Türkiye’ye uzanacak yolun kapısını ardına kadar açan” bir adım olarak değerlendirildi ve imzalandı. DEM, mecliste bu yasanın en sağlam savunucularından biri oldu.
Abdullah Öcalan, Kandil’deki “Hareket Yönetimi” ve DEM tarafından “Kök Yasa” olarak adlandırılan “Çerçeve Yasa”, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” başlığını taşımaktadır. 12 maddeden oluşan yasa, PKK/KCK ve bunlara bağlı oluşumları “terör örgütü” olarak tanımlamakta; PKK/KCK ile bağlantılı tüm yapıların fiilî varlıklarına son vermesini ve ellerindeki bütün silahları T.C. devletine teslim etmesini öngörmektedir. Yasa’da Kuzey Kürdistan’da Kürt ulusal hareketinin belirleyici örgütü konumunda olan PKK’nın örgütsel varlığına ve silahlı mücadelesine son vermesi karşılığında, PKK’da örgütlü insanların durumunun ne olacağı konusu hukuksal bir çerçeveye bağlanmaktadır.
PKK/KCK’nın tek yanlı olarak silah bıraktığını açıklaması, yasanın uygulanmaya başlanması için yeterli görülmemektedir. Bunun, PKK/KCK’nin gerçekten feshedildiğinin ve silahların eksiksiz biçimde teslim edildiğinin devletin güvenlik kurumları tarafından “tespit ve teyit”
edilmesi gerekmektedir. Güvenlik kurumlarının yapacağı bu tespit, Millî Güvenlik Kurulu tarafından onaylanıp karar Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra Çerçeve Yasa’da PKK’li tutsaklar, yurt içi ve yurt dışındaki PKK’liler hakkında öngörülen hükümler işlemeye başlayacaktır.
Öngörülen, “tespit ve teyit” ertesinde kanun kapsamına giren suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların belirli sürelerle ertelenmesidir.
Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise 10 yıl süreyle ertelenecektir. Ancak kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bu düzenlemenin dışında bırakılmaktadır.
Belirli sürelerle ertelenen davalar bakımından zamanaşımı işlemeyecektir. Dosyalar ve deliller olduğu gibi korunacak, müsadere edilen mal ve varlıklar ise Hazineye aktarılacaktır. Yani davalar tamamen ortadan kaldırılmamakta; belirlenen süre boyunca bekletilmekte ve devlet, gerektiğinde yeniden işlem yapabilmek için bütün dosya ve delilleri elinde tutmaya devam etmektedir. Ayrıca savcılık veya mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz yolu da açık tutulmaktadır. Cumhuriyet savcısının verdiği kararlara iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine, mahkemenin verdiği kararlara ise yine iki hafta içinde itiraz edilebilmektedir.
Haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişilerin cezalarının infazı ertelenmektedir. Erteleme süresi içinde kişinin yeniden “terör”
suçlarından birini işlemesi hâlinde erteleme kararı kaldırılmakta, soruşturma ve kovuşturma kaldığı yerden devam etmektedir. Erteleme süresi boyunca yeni bir “terör” suçu işlenmemesi hâlinde soruşturma aşamasındaki dosyalar için kovuşturmaya yer olmadığı, dava aşamasındaki dosyalar için ise düşme kararı verilmektedir.
Bu Çerçeve Yasa, devletin “Terör Örgütleri” olarak adlandırdığı örgütlerin tümünü değil, yalnızca PKK/KCK ve bunlara bağlı oluşumları kapsamaktadır.
Çerçeve Yasa’nın uygulanmasını ve denetimini devletin en üst düzey güvenlik ve yürütme organlarından oluşan bir Kurul üstleniyor. Kurula Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlık ediyor. Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma Bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri yer alıyor. Kurul süreci izleyecek, değerlendirecek ve gerektiğinde “alt komisyonlar” kuracak.
Kurul, örgütün tamamen tasfiye edilip edilmediğini düzenli olarak denetleyecek. Gerekli gördüğünde yeni adli, idari ve yasal düzenlemeler isteyebilecek. Daha önce verilen erteleme kararlarını da düzenli olarak gözden geçirecek. Uygun gördüğü durumlarda “hak yoksunluklarının kaldırılması” için mahkemelere veya infaz hâkimliklerine başvurabilecek.
Böylece Çerçeve Yasası’nın uygulanması devletin en üst düzey güvenlik ve yürütme mekanizmalarının doğrudan denetimine bırakılıyor.
Yasa’dan Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından altı ay içinde ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına veya Kurulun görevlendirdiği kurumlara yazılı başvuruda bulunan kişiler yararlanabilecek. Kanun, süreçte görev alan kamu görevlilerine de geniş bir güvence sağlamaktadır. Bu görevleri yerine getirenler hakkında, faaliyetleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluk doğmayacağı yasada hükme bağlanıyor. Böylece devlet, yasanın “Anayasa’ya aykırı”
olduğu, yapılanın anayasa suçu olduğu iddiaları temelinde “Yargılanacaksınız” tehditlerine karşı kendi görevlilerini de yasal güvence altına almaktadır.
Kanunun uygulanması hâlinde binlerce PKK tutuklusunun serbest bırakılmasının ve yurt dışında bulunan iki binden fazla PKK savaşçısının ülkeye dönerek sivil siyasete katılmasının yolu açılacaktır. PKK ile T.C. devleti arasındaki savaş resmen sona erecektir. Bu savaşın sona ermesi kuşkusuz halkların, en başta bu savaşta en fazla mağdur olan Kürt halkının yararınadır. Savaşın sonlanması Türk burjuvazisinin elindeki Kürt düşmanlığı silahını önemli ölçüde işlevsiz hâle getirecek; Kürt burjuvalarının elindeki milliyetçilik üzerinden Kürt işçi ve emekçilerini kendi arkasında toplama imkânını sınırlayacaktır. Değişik milliyetlerden işçi sınıfının sınıf mücadelesinin geliştirilmesi açısından bu savaşın sonlanması yararlı olacaktır. Ancak şu da olgudur:
Savaşın sona ermesi, bölgede ve dünyada gücünü ve etkinliğini artırmak isteyen Türk burjuvazisinin çıkarlarına da hizmet etmektedir. PKK açısından ortaya çıkan “kazanım” ise örgütün tasfiyesi karşılığında binlerce tutsağın özgürlüğüne kavuşması ve örgüt mensuplarının Türk burjuva siyasetine yasal olarak katılabilmesidir.
T.C. devleti bugün yalnızca kendi sınırları içerisinde siyasi ve ekonomik gücünü tahkim etmekle yetinmemekte; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da emperyalistleşme yönünde ilerleyen bir bölgesel güç olma iddiasını da büyütmektedir. Bu yönelim açısından Kürt ulusal hareketinin silahlı ve örgütlü varlığı, devletin emperyalistleşme hedefleri önünde önemli bir engeldir. T.C. burjuvazisi açısından bu engelin ortadan kaldırılması elzemdir.
Çerçeve Yasa, T.C.’nin demokratikleştiğinin ya da Kürt ulusal sorununu çözme iradesi gösterdiğinin bir kanıtı değildir. Karşımızda, yıllardır adım adım hayata geçirilen kapsamlı bir devlet projesi bulunmaktadır.
Devlet; askerî, siyasi ve diplomatik stratejisinin, İmralı’da yürütülen görüşmelerin ve taraflar arasında gerçekleştirilen pazarlıkların sonucunda, uluslararası konjonktürün de T.C. lehine geliştiği koşullarda PKK’yı tarihsel bir tasfiye sürecine sürüklemiştir. Meclis’te büyük çoğunlukla kabul edilen yasa, bu tasfiyeyi hukuki güvence altına almayı ve ortaya çıkan yeni siyasi dengeyi kalıcılaştırmayı amaçlamaktadır.
Biz, Kuzey Kürdistanlı komünistler olarak yıllardır açıkça söylüyoruz:
En geç İmralı duruşmaları ertesinde –aslında daha 1993’te– “Bağımsız, Birleşik, Demokratik Kürdistan” hedefi bir yana konduğundan beri, Apo’nun savunduğu geri düzeydeki taleplerin savunulması için silahlı bir mücadelenin yürütülmesine gerek yoktu, yoktur. Bu nedenle, bu geri ve bir bölümü de silahlı mücadelenin dayatması sonucu karşılanmış olan talepler uğruna yürütülen savaşın sonlanmasını elbette olumlu karşılıyoruz. Ancak bizim için mesele burada bitmiyor. Tam tersine, asıl soru şimdi başlıyor: PKK/KCK ve ona bağlı bütün oluşumların tasfiye edilmesiyle Kürt ulusal sorunu gerçekten çözülecek midir?
Hayır! Çerçeve Yasa Kürt ulusal sorununun demokratik ve eşitlikçi bir çözümünün yasası değildir. Bu yasa, yalnızca savaşın sonlanması için PKK’nın tasfiyesini hukuksal güvence altına alan bir tasfiye yasasıdır.
Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı ise bundan bütünüyle farklı bir meseledir. Bu hak, Kürt ulusunun hiçbir baskı ve zor altında kalmadan, kendi özgür iradesiyle ayrı bir devlet kurup kurmayacağına ya da başka halklarla birlikte yaşayıp yaşamayacağına kendisinin karar vermesidir.
Kendi kaderini tayin hakkının gerçek anlamda kullanılabilmesinin ise iki temel ön koşulu vardır.
Birincisi, bu hakkı kullanacak ulus üzerindeki bütün ulusal baskıların ortadan kaldırılması ve özgür bir seçim ortamının yaratılmasıdır.
İkincisi ise, bu hakkı kullanacak ve karar verecek olanın yalnızca o ulusun kendisi olmasıdır. Hiçbir kişi, parti, örgüt ya da devlet, o ulus adına onun kaderini tayin etme hakkına ve yetkisine sahip değildir.
Birinci koşulun, yani özgür ve eşit bir seçim ortamının yaratılabilmesi için mevcut devlet iktidarının işçi sınıfının önderliğinde gerçekleştirilecek bir devrimle yıkılması ve yerine işçi sınıfının iktidarının kurulması zorunludur.
Ulusal kurtuluş, çağımızda ayrılmaz bir biçimde sosyalizm davasına bağlanmıştır. Yalnızca işçi sınıfının önderliğinde, proleter enternasyonalizmine ve sosyalist ideolojiye dayanan devrimler, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını özgürce kullanabilecekleri koşulları yaratabilir. Tüm ulusların ve milliyetlerin tam hak eşitliğini güvence altına alarak, her türlü milliyetçiliğe karşı proleter enternasyonalist bir birlikteliğin ve halkların gerçek kardeşliğinin maddi temellerini ancak böyle bir devrim yaratabilir.
Türk burjuvazisinin tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet şiarı altındaki tekçi, faşist devletinin varlığı şartlarında Kürt ulusal sorununun gerçek ve kalıcı bir çözümü mümkün değildir. Kürt ulusunun özgürleşmesi, Türk burjuvazisinin siyasal egemenliği altında değil, işçi sınıfının önderliğinde gerçekleştirilecek demokratik halk devrimiyle mümkün olacaktır.
11.08.2026























































