Makaleler

Published on Mayıs 25th, 2026

0

Devletin ve partilerinin iç dalaşı | Hüseyin Şenol


CHP’deki ‘mutlak butlan’ tartışmaları ve yargı süreci, yalnızca bir parti içi kriz değil, devlet içindeki güç mücadelelerinin yeni bir görünümüdür. Sosyalistler ise bu düzen içi dalaşların tarafı değil, bağımsız bir mücadele hattının kurucusu olmalıdır...

Kılıçdaroğlu’nun yıllardır tekrar ettiği bir söz var: “CHP devlet kuran bir partidir, devlete yön veren bir partidir.”

Aslında bu söz yalnızca kendisini değil, CHP’nin tarihsel karakterini de anlatıyor. Çünkü CHP dün olduğu gibi bugün de devletin resmi çizgisinin, resmi ideolojisinin ve düzen siyasetinin taşıyıcısıdır. Bu nedenle bugün yaşananları sadece “Erdoğan’ın CHP’ye müdahalesi” olarak okumuyorum. CHP’de yaşanan partinin iç dalaşıdır. AKP’nin CHP ile yaşadığı ise devlet içindeki kliklerin dalaşıdır.

Bu yüzden duygusallıkla hareket edemeyiz. Çünkü bugün “mutlak butlan” diyenler de, AKP de, CHP de aynı devlet çizgisinin içindedir. Bu gerçeği söylediğimizde hemen taraflardan birine yerleştirilmeye çalışılıyoruz. Oysa mesele kişileri savunmak ya da saldırmak değil, düzenin kendisini doğru tanımlamaktır.

Komünist farklı düşünür. Bu yüzden sevinemedim ama üzülmedim de. Çünkü ortada halkın lehine bir hesaplaşma değil, düzen içi bir kavga var.

Burjuvazinin suçuna ortak olmak

Son birkaç seçimdir sosyalistlerin önemli bir kısmı maalesef düzen muhalefetinin kuyruğuna takıldı. Arkadaşlarımız Kılıçdaroğlu’na oy verdi, onun etrafında saf tuttu ve “stratejik oy” adına düzen siyasetinin bir parçası hâline getirildi. O dönem de “hayır” dedim, bugün de aynı yerdeyim. Çünkü burjuvazinin suçuna ortak olmanın özel günü olmaz.

Dün de bu kişiye oy çağrısı yaptınız, ben yine karşı çıktım. Bugün aynı çevrelerin bir bölümünün Kılıçdaroğlu’na dönüp öfke kusmasını izliyoruz. Ama sorun kişiler değil. Sorun, düzen siyasetinden medet ummakta.

Erdoğan ve faşist ekibi yaptığı için karşı çıkıyoruz. AKP-MHP şüphesiz hırsız ve faşisttir. Ama mesele burada bitmiyor. CHP’li belediyeler ne kadar temiz? Parti kongreleri ne kadar demokratik? Delegelik sistemleri, aday belirleme süreçleri ve parti içi ilişkiler ne kadar şeffaf?

Bugün bazı çevreler meseleyi yalnızca Kılıçdaroğlu üzerinden okumaya çalışıyor. Oysa Ekrem İmamoğlu’nu da, Özgür Özel’i de Kılıçdaroğlu’ndan bağımsız düşünemeyiz. Dün aynı siyasi hattın içinde birlikte hareket edenler, bugün birbirlerini tasfiye etmeye çalışıyor. İmamoğlu’nun Özgür Özel’i yanına alarak kendisini cumhurbaşkanlığına hazırladığı süreçte her yolun mubah görülmesi, bugün yaşanan krizden bağımsız değildir. “Mutlak butlan” tartışması etrafında yaşananların bir nedeni de budur. Dün kullanılan yöntemler, bugün başka bir kriz ve hesaplaşma olarak geri dönüyor. Kılıçdaroğlu da Özel de etik ve demokratik yollarla gel(e)medi. Erdoğan da seçimleri etik ve demokratik yollarla kazan(a)madı. Yani ortada iki farklı demokratik anlayış değil, aynı düzen siyasetinin farklı aktörleri ve aynı düzenin kendi iç hesaplaşması var.

Düşmanımın düşmanı dostum değildir

Bugün bazıları AKP’ye karşı diye CHP’nin yanında saf tutulmasını istiyor. Yarın muhalefetteki başka faşistler direnirse onların da mı yanında duracağız? Yanında durduğun sadece diğer bir kötü.

Biz onlara karşı, yani burjuvaziye karşı mücadele ediyoruz. Yanlışa karşı mücadeleyi yanlışın yanında durarak mı vereceğiz?

Erdoğan mı, Kılıçdaroğlu mu?

Ben yine de ikisine oy vermezdim. Çünkü iki kötü arasında tercih yapmak zorunda değiliz. Sosyalistler burjuvazinin sağından da solundan da uzak durup kendi bağımsız mücadelesini örmelidir. Sosyalistler kendi fabrika ayarlarına dönmelidir.

Bugün hâlâ bazıları “ama önce Erdoğan gitsin” diyerek düzen siyasetinin arkasına dizilmeyi savunuyor. Aynı anlayış yıllarca “yetmez ama evet” çizgisini de besledi. Ama boykotçuları da unutmayalım. Düzen siyasetinin dışında kalmaya çalışanlara yıllarca saldırıldı. “Ona da oy yok” dediğim seçim dönemlerinde beni linç edenler geliyor aklıma.

Şimdi umarım artık o kesime oy çağrısı yapmazlar diyorum. Ama onun partisine koşanları görünce insanın umudu yine kalmıyor.

Sosyal demokrasi düzenin sigortasıdır

Sosyal demokrasinin sosyalizm düşmanlığı hâlâ sürüyor. Ve bu gerçek, sosyal demokratların devletin bizzat kendisi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kılıçdaroğlu bu yüzden aslında doğru söylüyor. CHP devlet partisidir ve tarih boyunca da böyledir.

Hitler’in iktidara gelmesinde büyük katkısı olan sosyal demokratların sosyalizm düşmanlığı bugün de devam etmektedir. Düzen tehdit altına girdiğinde sosyal demokrasi her zaman sermaye düzeninin sigortası olarak devreye sokulmuştur. Dün Almanya’da işçi sınıfının devrimci hattını bastırmak için oynadığı rol neyse, bugün de düzen siyasetinin sınırlarını koruma görevi büyük ölçüde aynıdır.

Bu yüzden sosyalistler devlet ve kliklerinden bağımsız örgütlenmeli ve mücadele etmelidir. Onların yanında durur ve bir de oy verirsek ne farkımız kalır?

Demokratik siyasete müdahale

Tabii ki demokratik siyasete müdahalenin karşısında olunmalı. Bu müdahalenin anti-demokratik olması, CHP’nin düzen partisi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ama aynı zamanda hâlâ kayyım baskısı sürüyor. Gasp edilen belediyeler geri verilmediği gibi yenileri de her an gelebilir.

Dün kayyımlara sessiz kalanların bugün “demokrasi” diye bağırması da başka bir çelişkidir. Biz demokratik hakları ilkesel olarak savunuruz. Ama bunu düzen partilerinin arkasına dizilerek yapmayız.

Polisin müdahalesi ve baskısı ise asla kabul edilemez. Demokratik hakların kullanımına yönelik devlet şiddeti, hangi partiye ya da kesime yönelirse yönelsin karşı çıkılması gereken bir durumdur.

Aynı zamanda bu durum, AKP’nin, ‘barış sürecini’ de sekteye uğratan yeni bir müdahalesi niteliği taşımaktadır. Çünkü devlet içindeki klik savaşları derinleştikçe, Kürt meselesi ve demokratik çözüm tartışmaları da yeniden düzen içi hesaplaşmaların malzemesi hâline getirilmektedir.

Demokratik halk devrimi sonrasında da hangi partide olursa olsun parti içi anti-demokratik uygulamalara izin vermeyeceğiz. Çünkü aynı parti içinde, aynı kurum içinde, aynı medya içinde farklı sesler dışarıdan duyulmuyorsa orada sosyalist demokrasiden söz edemeyiz.

Sosyalistler, düzen içi kavgalarda otomatik olarak “kurbanı savunma” pozisyonuna itilmemelidir. Çünkü bugün mağdur görünen güç odağı, dün başka bir mağduriyetin ortağı ya da sessiz destekçisi olabilmiştir.

Burada mesele sessiz kalmak değildir. Sosyalistler elbette hukuksuzluğa, yargı müdahalelerine ve antidemokratik uygulamalara karşı çıkar. Ancak bu karşı çıkış, CHP’nin siyasi savunuculuğuna dönüşmemelidir. Çünkü sosyalistlerin görevi, düzen içindeki taraflardan birinin arkasında hizalanmak değil; bağımsız mücadele hattını korumaktır.

Kemalist ortaklık

Türkiye’nin dincisi, faşisti, “sosyal demokratı” ve hatta bir kısım “sosyalisti” de Kemalisttir. Bunu görmek için yalnızca daha bir hafta önce yapılan 19 Mayıs açıklamalarına bakmak bile yeterlidir.

Tayyip Erdoğan, “Millî Mücadele’nin başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını” anıyor. Bahçeli, 19 Mayıs’ı “istikbal seferinin başlangıcı” diye tanımlıyor. Özgür Özel, “19 Mayıs’ın ışığı”ndan söz ediyor. BirGün ise Samsun’da yakılan “bağımsızlık meşalesi”ni Cumhuriyet tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak sunuyor.

Farklı siyasal çizgiler gibi görünseler de devletin kurucu anlatısında buluşuyorlar. Farklı tonlar olabilir ama devlet anlatısı aynıdır.

Tam da bu yüzden sosyalistler düzen içi kliklerin tarafı olmamalıdır. Bugün AK-Mahkeme Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirmiş olabilir. Ama mesele yalnızca Erdoğan’ın hamlesi değildir. Mesele, devletin kendi iç dengelerini yeniden kurma arayışıdır.

İç dalaşı…

Ben “iç dalaşı” derken bunu biraz da halk arasındaki anlamıyla, yani “it dalaşı” anlamında kullanıyorum. Çünkü ortada halkın çıkarları için verilen bir mücadele değil; devlet içindeki güç odaklarının, sermaye çevrelerinin ve düzen siyasetinin paylaşım kavgası var. Bir tarafın diğerine üstünlük kurmaya çalıştığı, ama düzenin sınırlarının hiçbir biçimde sorgulanmadığı bir çatışma bu.

Sosyalistlerin görevi ise bu iç dalaşlardan birine yedeklenmek değil; bağımsız, devrimci ve halkçı bir mücadele hattını büyütmektir.


Hüseyin Şenol – 25.05.2026

Tags: , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑