Aleviler ve demokrasi mücadelesi | Aziz Tunç
Ortadoğu ve ülkemiz ateş yeri. Her yer ve her şey yanıyor. Emperyalist güçler, bölgeyi bir savaş alanına çevirmiş bulunuyorlar. Ukrayna, Rusya, ABD, İsrail, Suriye, Lübnan, İran, Irak, Filistin, Pakistan, Afganistan… Bu ülkeler sıcak çatışmaların yaşandığı ülkelerdir. Türkiye her an savaşa sürüklenebilir. Rusya birkaç cephede savaşmak zorunda kalabilir. Çin, savaşa dahil olabilir.
Hasılı, emperyalist tekeller sermayelerini büyütmek için bütün bir insanlığı öngörülemeyen bir karanlığın içine yuvarlıyorlar.
Esas konumuza geçmeden, dünyanın içine sürüklendiği bu rezalete ilişkin yapılan tartışmalara dair bir noktanın altını çizmek önemlidir. Bilindiği gibi, emperyalist ABD’nin başkanı Trump’un pedofili suçları ve agresif kişiliği, yaşanan sorunların nedenleri gibi gösterilmekte ve bu şekilde tartışılmak istenmektedir.
Sorunun bu şekilde ele alınması ve tartışılması, basit bir yanılgı değilse, zararlı ve yanlış bir tartışmadır. Gerek Trump’un pedofili suçlusu olması gerekse “manyaklığı”, yaşanan bu sorunların nedeni değil, bu emperyalist sistemin yarattığı bir sonuçtur.
Bu emperyalist sistemin yöneticilerinin çok büyük bir kısmının insanlık dışı benzer kirlilikleri taşıdıklarında hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bugün Epstein skandalıyla bu haramilerin yaptıkları pisliğin ucunun görülmesi, bazı çirkefliklerin açığa çıkmış olması, diğerlerinin temizliğine yorumlanmamalıdır. Bu güzelim dünyayı yaşanmaz kılan bu insanlık dışı unsurların hiçbiri temiz değildir; çünkü sistem, kirlilikle, kan ve irinle yaşayan ve büyüyen bir sistemdir.
Savaşlar da bu sistemin sonuçlarıdır. Sözde manyak olmayanlar, sayısız savaşlar çıkarmaktan sakınmadılar. Dünyanın yakın tarihte yaşadığı savaşlar, bu gerçeği göstermek için yeterlidir. Hasılı, günümüzde yaşanan savaş ve sorunlar, bir veya birkaç manyağın ya da bir psikopatın sorunu değil, bir sistem ve insanlık sorunudur.
Bu noktayı belirttikten sonra esas konumuza dönebiliriz. Bölgemizde bir savaş yaşanıyor. Bu savaş, insanlığın değerlerini tahrip eden, insanlık karşıtı bir savaştır. Yine ülkemizde, bölgesel boyutu da olan barış ve demokratik toplum süreci devam etmektedir.
Bu coğrafyanın en kadim halklarından olan Aleviler, bu iki gelişmeyle çok yönlü olarak ilişkilidirler.
Öncelikle haksız savaşların insanlık açısından yarattığı tahribatın kendisi, Alevilerin bu savaşa karşı çıkmasını gerektiren temel nedenlerin başında gelmektedir. Ayrıca Aleviler, ülkemizde sürdürülen barış ve demokratik toplum projesini hiçbir ikircik yaşamadan desteklemiş bulunuyorlar. Aleviler, en başından beri hem barıştan yana oldukları için hem de demokrasiye yaşamsal anlamda ihtiyaç duyduklarından dolayı bu sürece büyük bir katkı sunmuş bulunmaktadırlar. Kurumsal yapılarının büyük çoğunluğuyla bu sürecin yanında yer alan en temel toplumsal grubun Aleviler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Böyle olması doğru ve doğal olandır. Çünkü sorun sadece savaş, barış ve demokratik bir mücadele olmanın çok ötesindedir. Bugün gerek ülkede, gerek bölgede ve gerekse dünyada insanlığın bütün kazanımlarının risk altında olduğu bir süreç yaşanmaktadır. Dolayısıyla sorun sadece demokrasiyi ve barışı savunmak değil; bir bütün olarak insanlığı, insanlığın bütün kazanımlarını savunmaktır. Bugün adalet, vicdan, ahlak gibi insanlığın temel değerleri ciddi oranda aşınmış, altüst edilmiş bulunmaktadır. Ondan dolayı Epstein gibi insanlık dışı rezillikler, milyarlarca insanın gözlerinin içine bakılarak alenen yaşanabilmektedir ve bunu yapan alçaklar emperyalist devletleri yönetmektedirler.
İnançsal varlığını insanlığın temel değerleri ile ifade eden Alevilik, tam da bugün insanlığı savunma göreviyle karşı karşıyadır. Yani Aleviler bugün konjonktürel konuların yanında, aynı zamanda çok temel sorunlardan dolayı da yaşananlara müdahil olmak durumundadır.
İnsanlığı savunmak, elbette birçok toplumsal grupla birlikte Alevilerin de en temel sorunu olmuştur.
Bugün yaşanan savaş, iç ve dış barış ve demokratikleşme sorunlarının çözümü mevcut devletlere bırakılamaz. Bu devletlerden adil bir barış ve demokratik bir toplum gerçekleştirmeleri beklenemez.
Çözüm, halkların birleşik mücadelesiyle sağlanacaktır. Tam da bunun için Alevilere büyük ve tarihsel bir rol düşmektedir. Aleviler hem iç ve dış barışın sağlanması için hem de demokratik toplumun gerçekleştirilmesi için tarihsel bir fonksiyonu yerine getirebilirler.
Bunun için yapılması gerekenler çok açıktır. Bütün Alevi kurumları, rutin faaliyetlerinin yanında barış, savaş ve demokratik toplumun inşasını çalışmalarının merkezine alan bir çalışma planı çıkarabilirler. Bu plan kapsamında bütün demokrasi güçlerini harekete geçirebilecek bir yol haritası oluşturabilirler. Alevi kurumlarının mücadele tecrübelerinin ve birikimlerinin, özgüvenlerinin böyle bir çalışma planı ve yol haritası çıkarmak için fazlasıyla uygun olduğu bilinmektedir. Gerekli irade de açığa çıkacaktır. Çünkü Alevi toplumu, yöneticilerden veya bireylerden ibaret değildir. Alevi toplumuna ve kurumlarına aktarılan bir mücadele hafızası mevcuttur ve buna güvenmek en doğrusudur.
Alevi kurumları, böyle bir yönelimin ilk adımı olarak kendilerini demokrasi ve barış mücadelesinin yardımcıları olarak görmemeli, bu şekilde konumlanmamalıdırlar. Çünkü dünyada, bölgede ve ülkede yaşanan sorunlar, tüm Alevileri en can alıcı yönleriyle ilgilendirmektedir. Savaşın, sayısız insanlık dışılığın, barış ve demokratik toplum sürecinin Alevileri ilgilendirmediğini düşünmek mümkün müdür? Bütün bunlar açıkça ortaya koymaktadır ki Aleviler, yaşanan bütün sorunların esas çözüm güçlerinden birisi olarak fonksiyon icra etmelidirler, edebilirler.
Yine Aleviler akademik ve teolojik çalışmalar yapıyorlar, yapmalıdırlar. Bu tür çalışmalar anlamlı ve gereklidir. Ancak bu faaliyetler, günün acil görevlerinin yerine geçmemelidir. Kurumların ve toplumun temel görevlere odaklanmasını sağlamalıdır. Böyle bir tavır güçlendirici bir tutum olacaktır. Bu durumda mevcut enerji potansiyeli daha verimli kullanılacaktır.
Ayrıca Aleviler, insanlığı ve insani değerleri savunma görevini sınırlı taleplere hapsetmeyecek kadar duyarlıdırlar. Alevilerin insanlığı ve insani değerleri savunmak gibi daha fazlasını yapmaya yönelmesi gerekiyor ve bu bir tercih değil, dayatılmış bir görevdir. Çünkü Alevilerin bütün talepleri demokrasi ve barış mücadelesiyle karşılanacak olan taleplerdir. Demokrasi ve barış olmadan Alevilerin talepleri de karşılanamaz.
Bu önermelere dair ilk akla gelen, “Aleviler böylesine büyük bir sorumluluğu yerine getirebilirler mi? Ya da böylesine kapsamlı ve siyasal bir partinin yapması gereken sorumlulukları Alevilerden beklemek doğru mu?” gibi sorulardır. Evet, bu önermeler yanlış değildir. Son tahlilde siyasal partileri harekete geçirecek olan da demokratik kurumlardır. Aleviler ise hem bölgede hem ülkede Kürtlerden sonra en örgütlü toplumsal kesimdir. Ayrıntıya girmeden belirtilebilir ki Alevilerin bunu yapabilmeleri mümkündür ve mevcut koşullar bunun için çok uygundur.
O hâlde Alevi örgütlülüğü, Kürt halkıyla ve demokrasi güçleriyle birlikte geleceği haramilerin kanlı ve kirli ellerinden alabilir, kurtarabilir. Bunun için ilk yapılması gereken, kararlı ve örgütlü bir irade geliştirmektir. Bunlar da Alevilerin sahip olduğu değerlerdir. Değil mi ki günün sonunda örgütlü olanlar kazanacak.
Aziz Tunç – 10.04.2026





![“Şark meselesi [Türkiye] ve Marksizm” kitabı ile “Süreç” üzerine | Mustafa Yavuz](https://www.avrupademokrat9.com/wp-content/uploads/2026/04/mustafa-yavuz-1-136x78.jpg)


















































