Makaleler

Published on Kasım 5th, 2026

0

Amedspor ağzıyla top tutsa bile yaranamaz! | Hüseyin Şenol


Amedspor’a yönelik ulusalcı önyargılardan Sırbistan’ın sömürgeci politikalarına, Türkiye’deki barış sürecinin çelişkilerinden seçim anketlerine ve Avrupa’da yükselen gençlik mücadelesine uzanan siyasal gündem…

Amedspor, lider Galatasaray’ın yalnızca iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu cumartesi Galatasaray’a yenilse bile en kötü ihtimalle ilk üçteki yerini koruyacak. Ya kazanırsa? Irkçı ve ulusalcı damarların nasıl kabaracağını, Kürt alerjisinin nasıl yeniden depreşeceğini tahmin etmek hiç de zor değil!

Şimdiden takımın başarısını futbolcuların emeğiyle, sahadaki mücadelesiyle ve taraftarlarının desteğiyle açıklamak yerine, işin arkasında mutlaka bir devlet hesabı arayanlar var. Üstelik bunların arasında kendisini sosyalist, devrimci, hatta enternasyonalist olarak tanımlayanlar da bulunuyor.

Bu arada, ben de bir Galatasaraylıyım. Gerçi Fatih Terim’le birlikte, zaten futbolla az ilgilenen bir taraftardan, neredeyse hiç ilgilenmeyen bir taraftara dönüştüm.

Ama hep söylediğim gibi, ırkçılıkla ulusalcılık arasında çok ince bir çizgi vardır. Amedspor söz konusu olduğunda bu çizginin nasıl kolayca aşıldığını bir kez daha görüyoruz.

Nitekim Amedspor’un başarısının ardından başlayan tartışmalar bunun çarpıcı bir örneği.

İddiaya bakılırsa devlet, devam eden siyasal süreç nedeniyle Amedspor’u destekliyormuş! Cumhurbaşkanı’nın iktidarını korumasından Abdullah Öcalan’a yönelik toplumsal tepkilerin yumuşatılmasına kadar türlü gerekçeler sıralanıyor. Maçların uzatma dakikaları, penaltılar, kırmızı kartlar da bu iddianın kanıtı olarak sunulmaya çalışılıyor.

Peki, somut kanıt nerede?

Devletin Kürt sorunundaki politikalarını, Öcalan’ı, DEM Parti’yi, adına barış süreci denilen gelişmeleri eleştirmek başka şey; Kürt kimliğiyle özdeşleşmiş bir futbol kulübünün başarısını devletin gizli operasyonuna bağlamak bambaşka şey.

Ben de bu siyasal süreci eleştiriyorum. Hem de birçok yönüyle! Ama bunun Amedspor’un sahadaki başarısını inkâr etmekle ne ilgisi var?

Burada bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum: Amedspor’un başarısını devlet desteğiyle açıklayan herkesi elbette ırkçı veya ulusalcı olarak değerlendirmiyorum. Aralarında samimi sosyalistler, devrimciler ve enternasyonalistler de var. Ancak bu, onların da farkında olarak veya olmayarak ulusalcı önyargılardan etkilenebilecekleri gerçeğini değiştirmiyor. Eleştirdiğim, kişilerin kimlikleri değil, bu yaklaşımın taşıdığı ve yeniden ürettiği ulusalcı anlayıştır.

Kürt alerjisinin futbol sahasındaki yansıması

Amedspor’un geçmişten bugüne karşılaştığı negatif ayrımcılığı biliyoruz. Peki, şimdi sözünü ettikleri pozitif ayrımcılık nerede? Nasıl yapılıyor? Kim tarafından, hangi somut müdahalelerle?

Üstelik geçmişte uğradığı ayrımcılık nedeniyle Amedspor’un zaten alacaklı olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Türkiye gibi sömürgeci, inkârcı ve baskıcı politikalar izleyen bir devletin, egemenliği altında tuttuğu halkın ulusal kimliğini ve aidiyet duygusunu güçlendiren bir spor kulübünü özellikle desteklediğini ileri sürmek, her şeyden önce ciddi kanıtlar gerektirir.

Kürt halkının ulusal kimliğini, dilini ve kolektif haklarını tanımayan sömürgeci bir devlet, aynı halkın ulusal kimliğini ve aidiyet duygusunu güçlendiren Amedspor’u neden desteklesin? Üstelik bunu gizlice yaptığını ileri sürenlerin elinde tek bir somut kanıt bile yokken!

Çünkü Amedspor yalnızca bir futbol kulübü değildir. Milyonlarca Kürt için aynı zamanda kimliğin, aidiyetin, dayanışmanın ve toplumsal özgüvenin simgelerinden biridir.

Geçtiğimiz eylül ayında yayımlanan “Sömürgecilik ve dünyanın Amedsporları” başlıklı yazımda, Athletic Bilbao’dan Barcelona’ya, Priştina’dan JS Kabylie’ye kadar çeşitli örnekler üzerinden futbolun ezilen halkların ulusal kimliği ve aidiyet mücadelesindeki yerini ele almıştım. Amedspor’u da bu tarihsel ve siyasal çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Amedspor’un başarısını devletin lütfuna bağlamak, Kürt halkının kendi gücünü, futbolcuların emeğini ve taraftarlarının mücadelesini görmezden gelmektir.

Üstelik ortada tuhaf bir mantık var.

Amedspor ligi ilk beşte, hatta ilk üçte bitirse bile ulusalcı damarlar rahat durmayacak. Yarın son sıralara gerilese, bu kez de işi iyice abartıp “Devlet, tepkileri dindirmek için desteğini çekti ve Amedspor’u alt sıralara itti” diyecekler!

Yani Amedspor kazansa da kaybetse de suçlu!

Amedspor ağzıyla top tutsa bile ulusalcı damara yaranamaz!

Çünkü mesele futbol değil. Mesele, Kürt kimliğine duyulan tahammülsüzlük!

Irkçıların, açık milliyetçilerin tutumuna şaşırmıyorum. Asıl düşündürücü olan, aynı önyargıların solculuk ve enternasyonalizm adına yeniden üretilmesidir.

Kürtlerin sportif başarısında bile devletin lütfunu arayan anlayışın neresi sosyalist, neresi enternasyonalist?

Sırbistan’da özgürlük, Kosova’ya esaret mi?

Benzer çelişkiyi Sırbistan’da da görüyoruz.

Kendileri için demokrasi, özgürlük ve değişim isteyen kimi muhalif çevreler, konu Kosova’nın bağımsızlığına gelince aynı ilkeleri savunmuyor. Nüfusunun ezici çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu Kosova’nın kendi kaderini tayin hakkını tanımak yerine, “Kosova Sırbistan’dır” söylemine sarılıyorlar.

Kendine özgürlük isterken başka bir halkın özgürlüğünü reddetmek nasıl demokratlıktır?

Sırbistan’da sömürgeci egemenlik anlayışını sorgulamadan demokrasi savunuculuğu yapmakla, Türkiye’de Kürt halkının ulusal haklarını reddederek sosyalizmden söz etmek arasında önemli bir benzerlik var.

Sırbistan’dan bahsederken sömürgecilikten söz etmemek ne kadar enternasyonalizmdir?

Türkiye’de de kendisini sosyalist olarak tanımlayan, ancak Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı gündeme geldiğinde devletin resmi ideolojisine yaklaşan çevreler bulunuyor.

İşte sosyal şovenizmin en belirgin özelliklerinden biri budur: Kendi halkına özgürlük, ezilen halka devletin çizdiği sınırlar!

Barış söylemi var, kayyumlar yerinde!

Amedspor’a devlet desteği arayanlara bir de şu tabloyu hatırlatmak gerekiyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ahmet Türk’ün görevine dönmesini istiyor. Ama İçişleri Bakanlığı, Mardin’deki kayyumun görev süresini iki ay daha uzatıyor.

Bir yanda barış söylemleri, diğer yanda seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzak tutulması!

Kürt halkının iradesi üzerindeki kayyum vesayeti devam ederken, kolektif hakları tanınmazken, anadilinde eğitim ve demokratik özyönetim talepleri karşılanmazken hangi barıştan söz ediliyor?

Üstelik 4 Kasım 2016’da tutuklanan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, on yıldır cezaevinde.

Her ikisinin de siyasi değerlendirmelerine katıldığım ve katılmadığım noktalar var. Özellikle Demirtaş’ın son dönemdeki bazı görüşleriyle aynı düşüncede değilim. Ancak bu, onların ve diğer siyasi tutsakların özgürlüğünü savunmama engel değil.

Figen’in on yıllık tutukluluğa rağmen mücadele kararlılığını koruması da ayrıca önemlidir.

Barıştan söz ediliyorsa önce bu hukuksuzluklara son verilmeli!

Asıl mesele yalnızca Öcalan’ın statüsü ve özgürlüğüyle de sınırlandırılamaz. Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları, kendi kaderini tayin hakkı dahil, güvence altına alınmalıdır.

Önce barışın siyasal ve hukuki koşulları yaratılmalı. Sömürgeci politikalar sürerken tek taraflı silahsızlanmayı çözüm olarak sunmak, barışın kendisi değildir.

İşte bütün bunlar ortadayken Amedspor’un başarısını devletin Kürtlere yönelik özel desteğiyle açıklamak nasıl bir siyasal çözümlemedir?

Anketler kötü, siyasal alternatif daha da kötü!

Son seçim anketleri de üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Bunca yoksulluğa, sömürüye, baskıya ve adaletsizliğe rağmen AKP hâlâ ilk sırada. İkinci sıradaki YENİ Parti de emekçilere ve ezilen halklara gerçek bir alternatif oluşturmuyor. YENİ-CHP çizgisi umut vermek bir yana, mevcut düzenin sürmesine hizmet ediyor.

DEM Parti de maalesef eski muhalif duruşundan oldukça uzaklaşmış durumda.

Burada bir soruyu sormadan geçemiyorum: DEM Parti neden erken seçim konusunu yeterince gündemine almıyor? Devam eden süreç nedeniyle bir siyasal tercih yapmak zorunda kalmaktan mı çekiniyor?

Elbette bunun yanıtını verecek olan DEM Parti’nin kendisidir.

Ancak şu açık: Sorun yalnızca iktidarda değil, düzen muhalefetinde ve bu düzenin kendisinde.

Halkın hoşnutsuzluğu büyürken emekçilerden ve ezilen halklardan yana güçlü, bağımsız bir siyasal seçeneğin ortaya çıkamaması, üzerinde durulması gereken temel meselelerden biridir.

Türkiye’de “devrimci durum var” diyenler de bu tablo karşısında bir kez daha düşünmeli ve tezlerini gözden geçirmelidir. Çünkü toplumsal hoşnutsuzluğun büyümesi, tek başına devrimci bir durumun varlığı anlamına gelmez. Önemli olan, bu hoşnutsuzluğun örgütlü bir devrimci güce ve mevcut düzene karşı gerçek bir siyasal alternatife dönüşebilmesidir.

Üstelik hâlâ iktidardan medet umuluyorsa bir değil, bin kez düşünmek gerekir! Devrimci durumun temel göstergelerinden biri olan “Yönetenlerin eskisi gibi yönetememesi, yönetilenlerin de eskisi gibi yönetilmek istememesi” koşullarının Türkiye’de gerçekten oluştuğu söylenebilir mi? Yönetenler yönetmeye, geniş halk kesimleri de bütün hoşnutsuzluklarına rağmen mevcut düzen içinde çözüm aramaya devam ederken, “devrimci durum var” demek ne kadar gerçekçidir?

Gençler sokakta, umut mücadelede!

Bütün bu karamsar tablo içinde umut veren gelişmeler de var.

Fransa’da başlayan ve Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayılan gençlik protestoları Almanya’da da karşılık buluyor. Gençler, eğitim ve sosyal hizmetlerdeki kesintilere, hayat pahalılığına, militarizme ve zorunlu askerlik politikalarına karşı sokaklara çıkıyor. Irkçılığa ve faşizme karşı mücadele de gençlik hareketinin önemli bir parçası haline geliyor.

Bu eylemlerin henüz ne kadar güçlü ve kalıcı bir harekete dönüşeceğini bilmiyoruz. Ama gençlerin mevcut düzene itiraz etmeleri, kendi geleceklerini egemenlerin insafına bırakmak istememeleri önemli.

Sosyal adaletsizliğe, militarizme, faşizme ve ırkçılığa karşı gençlerle dayanışmayı büyütmek gerekiyor.

Çünkü değişimin umudu, egemenlerin vaatlerinden çok, ezilenlerin ve emekçilerin örgütlü mücadelesinde yatıyor.

Ulusalcılıkla hesaplaşmadan enternasyonalizm olmaz!

Son olarak yeniden Amedspor’a dönelim.

Ümit Kocasakal’ın Kürtçeye yönelik yasakçı yaklaşımından, cumhuriyetin 103. yılındaki Türkçülük gösterilerine; Kosova’nın bağımsızlığını reddeden Sırp milliyetçiliğinden, Amedspor’un başarısını devletin gizli desteğine bağlayan sözde solcu yorumlara kadar uzanan ortak bir zihniyet var.

Bu zihniyet, ezilen halkların kendi kimlikleriyle, kendi iradeleriyle ve kendi güçleriyle var olmalarına tahammül edemiyor.

Oysa enternasyonalizm, yalnızca başka halkların acıları karşısında dayanışma açıklaması yapmak değildir. Her şeyden önce kendi devletinin sömürgeci politikalarına karşı çıkabilmektir.

Kendi devletinin egemenliği altında tuttuğu halkın özgürlüğünü savunamayanların enternasyonalizmi eksiktir.

Amedspor yarın Avrupa kupalarına katılırsa ne olacak? Bugün başarılarını küçümseyenler, o zaman onu “Türkiye’yi temsil eden takım” diye sahiplenmeye mi kalkacak?

Böyle bir sahiplenme olsa bile ne kadar samimi olacağı tartışılır. Bana kalırsa asıl göreceğimiz, ırkçı, faşist ve ulusalcı tepkilerin doruğa çıkması olacak. Amedspor’un Kürt kimliğiyle uluslararası alanda boy göstermesi, bu çevrelerin tahammülsüzlüğünü çok daha görünür hale getirecek.

Kürt ve Êzidî kökenli futbolcu Deniz Undav’ın daha önce Türkiye’de maruz kaldığı ırkçı saldırıları hatırlamak yeterli. Daha geçtiğimiz salı günü Galatasaray ile Stuttgart arasında oynanan karşılaşmada da Undav’ın karıştığı gerginlik gündeme geldi. Kürt kimliğiyle bağlantılı tartışmaların futbol sahalarına nasıl taşındığını gördük. Amedspor’un uluslararası arenaya çıkması halinde benzer tepkilerin yaşanmayacağını kim söyleyebilir?

Sonuçta Amed, sömürgeleştirilmiş Kürdistan’ın tarihsel ve siyasal merkezlerinden biri olan, halk tarafından başkent olarak kabul edilen Diyarbakır’ın Kürtçe adıdır. Bu isme bile tahammül edemeyen bir zihniyetin, aynı adı taşıyan ve milyonlarca Kürt için ulusal kimliğin simgesine dönüşen Amedspor’un başarısına tahammül etmesini nasıl bekleyebiliriz? Mesele yalnızca futbol değil; bir halkın adıyla, diliyle, kimliğiyle ve kendi iradesiyle var olmasına gösterilen tahammülsüzlüktür.

Benim açımdan mesele açık.

Amedspor’un sahadaki başarısını da başarısızlığını da önce futbolun kendi gerçekleri içinde değerlendirmek gerekiyor. Kanıtlanmış bir müdahale varsa elbette eleştirilir. Ama Kürt kimliğiyle özdeşleşmiş bir takımın her galibiyetinin arkasında devlet hesabı aramak, siyasal çözümleme değil, ulusalcı önyargının dışavurumudur.

Devleti eleştirmek başka, Kürtlerin başarısını devlete mal etmek başka!

Amedspor’un başarısını devletin değil, Kürt halkının hanesine yazmak gerekiyor. Ve unutulmamalı: Ulusalcılıkla hesaplaşmadan gerçek enternasyonalist olunamaz!


Hüseyin Şenol – 05.11.2026

Tags: , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑