Berlin’de “Sessizliği Bozmak İçin 110 Neden Konferansı”
ZORA ve TSP’nin Berlin’de düzenlediği Sessizliği Bozmak İçin 110 Neden Konferansı’nın ikinci panelinde söz alan ZORA Temsilcisi Anna Lietdke, “Bu konferans bir başlangıç olmalı. Bizi kıramadılar, bizim boynuğumuzu eğdiremediler. Bu şiddete karşı savaş ilan ediyoruz. Utanç taraf değiştirdi, Korku da taraf değiştirmeli. Polis şiddetine karşı savaşmaya hazırız. Herkese öfkeli olduğumuzu görmeliyiz. Biz sadece mağdur insanlar değiliz, mücadele eden insanlarız” dedi.
Devrimci genç kadın örgütü ZORA ile Tutsakların Sesi Platformu’nun düzenlediği “Sessizliği Bozmak İçin 110 Neden Konferansı” yüzlerce kişinin katılımıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de ikinci panel ile devam ediyor.
500’e yakın kişinin katıldığı etkinlikte ikinci panelin başlığı, “Almanya’da polisin cinsel şiddetine karşı mücadele” oldu. Bu oturumda Filistinli tutsaklarla dayanışma örgütü 3EZWa ve Nürnberg Mağdurlar Çevresi temsilcileriyle ZORA Sözcüsü Anna Liedtke ve Sınıf Mücadelesi Örgütleri Federasyonu’ndan Paula Maier konuştu.
Konuşmalardan önce gönderilen video mesajlar izlendi.
“FİLİSTİN HALKIYLA ENTERNASYONAL DAYANIŞMA SÜRDÜRÜLMELİ”
Filistin Özgürlük Filosu’nda yer alan İsrailli gazeteci Noa Avisgah Schnall, 2015’den bu yana İsrail askerlerinin uyguladığı cinsel şiddette büyük bir artış olduğunu belirtti, “İsrail askerlerinin en az yarısı bu suçu işliyor. Bu askerler geri döndüklerinde kendilerine suçsuz muamelesi yapılıyor ve bu suç cezasız kalıyor” dedi. Schnall, Filistin halkıyla enternasyonal dayanışmanın sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sezin Uçar, gönderdiği video ile konferansı selamladı.
“AHMET’İN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”
İkinci panelin moderatörlüğünü yapan TSP’den Aya, Eva ve Ahmet’e Özgürlük İnisiyatifi’nin bir parçası olduklarını hatırlattı, gazeteci arkadaşımız Ahmet Polad için yürütülen mücadeleye dikkat çekti, “Eva’nın ardından Ahmet’in özgürlüğü için mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.
“POLİS NAZİLERE DEĞİL ANTİFAŞİSTLERE SALDIRDI”
Nürnberg Mağdurlar Çevresi adına konuşan Temsilci, Nürnberg’de “insan hakları platformu” adı altında örgütlenen faşistlerin her pazartesi günü eylemler gerçekleştirdiklerini hatırlattı, “Bu faşist eylemlere karşı eylemler örgütlendi. Polis, Nazilere değil antifaşistlere saldırdı. Polisin uyguladığı şiddette yaralananlar da oldu. Buna rağmen, polisler, şiddet mağdurlarına dava açtı” dedi.
Eylemlere yönelik saldırılar sırasında polisin kadınlara yönelik cinsel tacizlerinin gerçekleştiğini anlatan Temsilci, “Her pazartesi günü polislerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir eylem öncesinde gözaltına alındım. Polis çıplak arama yaptı. Pantolonumu ve tişörtümü aldılar. Beni uzun süre öyle beklettiler. Translar daha ağır baskılara uğruyor” dedi.
“POLİS SALDIRI SIRASINDA BOĞMA GİRİŞİMİNDE BULUNDU”
Yaşadıklarını anlamlandırmalarının biraz zaman aldığını söyleyen Temsilcisi, şöyle konuştu: “Önce normal diye düşündük. Sonra fark ettik ki, polislerin özel olarak boğmaya dönük girişimleri oldu. Gerilimin düşük olduğu eylemlerde de polislerin özel yönelimi ile karşılaşıyoruz. Bir keresinde polis saldırı sırasında boğma girişimde bulundu. Bu beni eylem alanında uzaklaştırma değil, kendi gücünü benim üzerimde sergileme hamlesiydi. Sonrasında benim yaşadığımın aynısını yaşayan çok sayıda kadın olduğu açığa çıktı. Bunun aynı polisler olduğunu öğrendik. 4 kadın bu konuyu açıklamaya, birlikte teşhir etmeye karar verdik. Videolarımızı yayınladıktan sonra başka kadınların da benzer boğma girişimlerine uğradığını gördük. Bu videoları açıkladıktan sonra, 11 Mart’ta, faşist örgütleri protesto edenlere yönelik operasyon oldu. Oturma eylemi nedeniyle 24 ev baskını oldu. Evleri basılanların arasında dördümüz de vardık. Bu baskından sonra polise iftira attığımız ve asılsız suçlamada bulunduğumuz gerekçesiyle polis hakkımızda suç duyurusunda bulundu. Böyle bir suçlama ile karşılaşacağımızı biliyorduk.”
“BİZİ NE ERKEKLER NE DE BU SİSTEM DURDURABİLİR”
Hiçbir cinsel şiddet türünün normalleştirilmemesi gerektiğini belirten Temsilci, “Hiçbir cinsiyetçi yorum, hiçbir çıplak arama, hiçbir elle taciz normalleştirilmemeli. Bunun karşısında durmalıyız” dedi. Bu baskılara rağmen yayınladıkları videolardan pişman olmadıklarını belirten Temsilci, “Bizi ne erkekler ne de bu sistem durdurabilir. Durduramayacaklar” dedi.
“BU SALDIRI BİREYSEL DEĞİL FİLİSTİN’LE DAYANIŞMA İÇİNDE OLAN HERKESİ HEDEF ALDI”
Panelin ikinci konuşmasını ZORA Sözcüsü Anna Lietdke yaptı. Filistin Özgürlük Filosu’na katıldığı için İsrail hapishanesinde gördüğü cinsel saldırıya dikkat çeken Lietdke, “Uzun süre düşündüm. Ancak bu mücadeleden güçlenerek çıkmanın tek yolunun saldırıya geçmek olduğunu fark ettim. Bunu açıklamak zordu ancak her açıklama beni özgürleştiriyordu. Bu bireysel bir saldırı değildi. Bu saldırı Filistinle dayanışma içinde olan herkesi hedef alıyordu” dedi.

Örgütlü mücadele ve dayanışma sayesinde süreçten güçlenerek çıktığını belirten Lietdke, Filistinli tutsaklara uygulanan şiddeti ve cinsel şiddeti protesto etti.
“CİNSİYETİMİZİ BİZ BELİRLERİZ”
ZORA Sözcüsü Anna Lietdke, Almanya’da Filistin ile dayanışma eylemlerine yönelik polis saldırısının arttığını belirtti, örnek olarak Berlin 8 Mart’ta yaşanan polis saldırısını hatırlattı. Çıplak arama gibi biçimlerin Almanya’nın bazı yerlerinde yasal görüldüğünü söyleyen Lietdke, “Bunlar meşru değildir. Translara yönelik aramaların cinsiyet tespiti için yapıldığını polis söyleniyor. Bunu kabul etmiyoruz. Cinsiyetimizi biz belirleriz, cinsiyetimiz, bizim kendi beyanımızdır” dedi.
ZORA Sözcüsü Anna Lietdke şöyle konuştu: “Biz Zora olarak çıplak aramanın bir aşağılama, nesneleştirme ve baskı aracı olarak görülmesi gerektiğini, mücadele edilmesi gerektiğini ve yasaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için mücadele etmeliyiz. Dayanışmamızı göstermeliyiz, birbirimiz için mücadele etmeliyiz.”
“POLİSLERİN TACİZİ GAZETECİLER TARAFINDAN BELGELENDİ”
Filistinli tutsaklarla dayanışma örgütü 3EZWA Temsilcisi, Filistin ile dayanışma eylemlerinden gözaltına alınanlara yönelik cinsel şiddetlerden ve bu şiddetin Alman yargı makamlarında nasıl yer aldığına dair örnekler verdi, “Eylemler sırasında Filistinli kadınların başörtülerini çıkartan polisler, ‘Ne kadar da güzelmişsin’ gibi sözlerle tacizde bulunuyor. Polisler, saldırılar sırasında özellikle kadınların göğüs gibi bölgelerine dokunuyorlar. Birçok gazeteci tarafından fotoğraflarla belgelendi” dedi. 3EZWA Temsilcisi, tüm bu saldırılara karşı birlikte mücadele etmek gerektiğinin altını çizdi.
“MÜCADELE BÜYÜDÜKÇE DEVLETLERİN ŞİDDETİ DE SERTLEŞİYOR”
Rojava’ya yönelik saldırılara karşı dayanışmak için gittiği Türkiye’de tecavüz saldırısına uğrayan FKO Temsilcisi Paula Maier, ikinci panelin son konuşmacısı oldu. Burjuva devletlerin işkence yöntemlerini de birbirlerinden öğrendiğini belirten Maier, “Kadın devrimi ve ezilen cinsel kimliklerin özgürleşmesi için yürüttüğümüz bu mücadele de enternasyonal olmalıdır” dedi. Cinsel şiddetin hedefinin kadınların geleneksel rollere geri göndermek olduğunu belirten Maier, “Mücadele büyüdükçe devletlerin şiddeti de sertleşiyor” dedi.

“Cinsel şiddet uluslararası düzeyde uygulanmalıdır” diyen Paula Maier, bu şiddete karşı mücadelenin de uluslararası düzeyde olması gerektiğinin altını çizdi. Ocak ayında Kuzey Kürdistan’a giden gençlik delegasyonunda yer aldığını hatırlatan Paula Maier, “Kendi yaşadığım tecavüzü anlattıktan sonra Türkiye’deki kadın hareketi de sokaklara çıktı. Başka ülkelerde de dayanışma eylemleri oldu. Bu benim için ve başkaları için çok önemliydi. Bizi birleştiren önemli bir faktör oldu” dedi.
“POLİSİN CİNSEL İŞKENCESİNE KARŞI MÜCADELE EDİYORUZ”
2000 yılında İstanbul’da Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Kurultay deneyimini hatırlatan FKO Temsilcisi Paula Maier, “Bugün de biz, 2000 yılındaki gibi polisin cinsel işkencesine karşı mücadele ediyoruz. Bu utanç bize ait değil diyerek, mücadeleyi büyütmeliyiz” diye konuştu. Cinsel şiddetin kadının bedenini savaş alanına çevirdiğini belirten Maier, “Buna kapitalist devletler önümüzdeki dönemde de çokça devam edecektir. Bizim de özgür bir kadın olma perspektifiyle bunlara karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
İlk sunumlarının ardından konuşmacılar ikinci kez söz aldı.

“BİZ SADECE MAĞDUR DEĞİL MÜCADELE EDEN İNSANLARIZ”
Anna Lietdke, öncelikle polisin cinsel şiddetinin açıklanması gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi: “Cinsiyetçi polis şiddetine karşı örgütlü mücadele etmeliyiz. Polis şiddetine karşı açık bir inisiyatif öneriyoruz. Yaşadığımız şiddeti açıklamalıyız, polis merkezlerinin karşısında, mahkeme önlerinde açıklamalar yapmalıyız. Farklı örgütler olarak bir araya gelmeliyiz. O zaman bu saldırıları püskürtebiliriz. Bu konferans bir başlangıç olmalı. Bizi kıramadılar, bizim boynumuzu eğdiremediler. Bu şiddete karşı savaş ilan ediyoruz. Utanç taraf değiştirdi, Korku da taraf değiştirmeli. Polis şiddetine karşı savaşmaya hazırız. Herkese öfkeli olduğumuzu görmeliyiz. Biz sadece mağdur insanlar değiliz, mücadele eden insanlarız.”
“ŞİDDETE KARŞI MÜCADELEYİ ÖZGÜRLÜK MÜCADELEMİZE BAĞLAMALIYIZ”
Paula Maier de, cinsel şiddet yaşayanların deneyimlerini daha fazla paylaşması gerektiğini belirtti, “Birbirimizin mücadele deneyimlerinden öğrenmemiz ve mücadeleleri birbirine bağlamamız gerekiyor. Şiddete karşı mücadeleyi özgürlük macadelemize bağlamalıyız” dedi.
Sessizliği Kırmak İçin 110 Neden Konferansı’nın ikinci paneli sona erdi.
Panelin ardından selamlama konuşmalarına geçildi. Kızıl Yardım Berlin, konferansı selamladı, başarılar diledi.
Ulm’deki İsrail silah şirketi Elbit’e yaptıkları eylem yaptıkları eylem gerekçesiyle yargılanan 5 devrimci için kurulan Ulm-5 Davası Dayanışma Komitesi de bir video mesaj gönderdi, 5 devrimci ile dayanışmanın sürdürülmesini istedi.
“ERKEK DEVLET, KADINLARI BEDENLERİ ÜZERİNDEN HEDEF ALIYOR”
Özgür Genç Kadın arına konuşan Yaprak Evşen Güleroğlu, konferansı selamlandı. “Erkek devlet, kadınları bedenleri üzerinden hedef alıyor” diyen Güleroğlu, polisin gözaltılar sırasında gerçekleştirdiği cinsel şiddete dair örnekler verdi. Polisin ev baskınında 18 Ekim 2015 tarihinde katlettiği Dilek Doğan’ı anan Yaprak Evşen Güleroğlu, şunları söyledi: “Kürt kentlerindeki ev baskınlarında polis, yatak odalarına ‘Geldik, yoktunuz’ yazmıştı. 3 Şubat’ta sosyalistlere yönelik saldırılarda da Kaktüs derneğine aynı cümle yazıldı. Bunlar da erkek devletin cinsel şiddetin örneklerindendir. Sokakta yapılan eylemler sırasında polislerin kadınları özel olarak hedef aldığını gördük.”
Polisin aileleri, özellikle babaları “Kızınız, 8 Mart’a katıldı” şeklinde arayarak baskı kurmaya çalışıldığını, bunun da erkek egemen şiddetin bir biçimi olduğunu belirtti, bu nedenle İlayda Zorlu’nun yaşamını yitirdiğini söyledi.
“UYGULADIKLARI CİNSEL ŞİDDET İLE BEDENLERİMİZDEN UTANMIYORUZ”
ÖGK’lı Yaprak Evşen Güleroğlu, Gülistan Doku, Şule Çet ve Rojin Kabaiş cinayetlerinin katledilmesine karşı yürüttükleri mücadeleleri hatırlattı ve ekledi: “Erkek devletin tüm saldırılarını teşhir ediyoruz, bu şiddete karşı sokaklarda mücadele ediyoruz” dedi. “Devlet bizim bedenlerimizden utanmamıızı istiyor” diyen ÖGK Temsilcisi, “Uyguladıkları cinsel şiddet ile bedenlerimizden utanmıyoruz. Her yerde onların karşısına çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz. Türkiye ve Kürdistan’dan Almanya’ya biz kadınlar, birbirimizden, mücadelemizden güç alıyoruz.”
2000 yılında İstanbul’da örgütlenen Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hayır Kurultayı’nın örgütleyicileri olan kadınlar, konferans tarafından selamlandı.
“DEVRİMCİ ÖRGÜTLERİN İŞKENCEYE BAKIŞ AÇILARI DEĞİŞTİ”
2000 yılındaki Kurultay’ın emekçilerinden olan Fransa SKB Üyesi Nazlı Top Gürbüz, serbest kürsünün ilk konuşmacısı oldu. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın kuruluş sürecinde yer aldığını hatırlatan Top Gürbüz, gözaltı sürecini anlattı: “Gözaltında tutulduğum 10 gün içerisinde işkencenin bütün biçimlerini yaşadım. Bu işkenceleri yapan polis, o sırada hamile olduğumu da biliyordu. Komünist, kadın ve kızılbaş Alevi olduğum için işkenceleri görmüştüm. Bu işkencelerden başım dik çıktım. Daha sonra yaşadıklarımı basına açık kimliğim ve fotoğrafımla anlattım. Bu dönemde yoldaşlarım, ailem, meslektaşlarım, sendikadan arkadaşlarım yanımda oldu. Ancak yargılama sürecinde ise çok örgütlü bir sahiplenme maalesef olmamıştı. Bunda elbette benim o günkü bilincimin ve mücadelenin başkaca gündemlerinin de etkisi vardı.”

Emekçi Kadınlar Birliği’nin düzenlediği Kurultay’ın kendisinde büyük bir heyecan yarattığını anlatan Nazlı Top Gürbüz, “İlk kez, cinsel işkenceye karşı örgütlü bir tutum sergilenecekti. O gün, ‘Davayı hukuki kazanamadım ama mücadeleyi toplumsal olarak kazandım’ demiştim. Konferans sonrasında cinsel işkence daha görünür oldu. Gözaltında cinsel işkence azaldı. Devrimci örgütlerin işkenceye bakış açıları değişti, cinsel işkencenin özel bir işkence yöntemi olduğu konusunda bir bilinç açıklığı oluştu. Bunlar da konferansın kazanımları oldu.”
“BEN SUSMAYACAĞIM VE BENİ KORKUTAMAYACAKSINIZ”
Genç kadınlar, polisin saldırısını ve cinsel saldırısını serbest kürsüde anlattı. Polise karşı yaptıkları suç duyurularının da sonuçsuz kaldığını belirten kadınlar, yaşadıkları deneyimin bireysel bir deneyim olmadığına dikkat çekti, “Yaşadığınız şiddeti teşhir edin” çağrısını yaptı.
Serbest kürsüde söz alan liseli genç bir kadın, Fransa’da başlayan liseli isyanı selamlandı, “Mücadele yükselttikçe, şiddet ve cinsel şiddet de yükseliyor. Genç liseli kadınlar, saldırının ilk hedefi oldu. Bu saldırılara karşı herkese çağrımdır, örgütlenin” dedi.
“MÜCADELELERİMİZİ BİRLEŞTİREREK BU ŞİDDETİ YENEBİLİRİZ”
Kürsüde, polisin cinsel şiddetine uğrayan erkekler de söz aldı. Rheinmetall eyleminde gözaltına alınan genç bir erkek, yaşadığı cinsel işkenceyi attı: “Polis, pantolonumu çıkartmamı istedi. Çıkartmadım. Kilodumun içine elini soktu, birkaç kez elini cinsel organıma soktu. Bizim onurumuzu kırmak istediler. Başaramayacaklar. Mücadelelerimizi birleştirerek bu şiddeti yenebiliriz.”
“SİZLERLE GURUR DUYUYORUZ”
Bu bölümde söz alan AVEG-KON Eşbaşkanı Esra Asiye Güden, konferansı selamladı, “Sizlerle gurur duyuyoruz” dedi. Güden, hapishanelerde süren cinsel şiddete dikkat çekti, 19 Aralık Hapishane Katliamı sırasında gerçekleşen saldırıları hatırlattı. Güden, devlet kaynaklı cinsel şiddete karşı ortak bir mücadele örgütü kurulmasını istedi.
Yeryüzünün Sonu adına yapılan konuşmada, polisin, cinsel saldırıları arasında “elle cinsiyet belirleme” şeklinde bir yöntemin de olduğunu belirtti, “Bu tip saldırılarda da artış söz konusu. Bunlara karşı önümüzdeki günlerde bir ifşa hareketi geliştirmek istiyoruz” dedi.

“CİNSEL İŞKENCEYE KARŞI ORTAK BİR İNİSİYATİF OLUŞTURMALIYIZ”
Kürsüde söz alan seks işçisi, “Seks işçisi olarak çalışırken, polisin cinsel şiddetine maruz kalmak, günlük hayatımızın bir parçası. Yaşadığımız şiddeti, polise giderek şikayet de edemiyoruz. Önümüzdeki günlerde çıkacak yasal düzenlemeyle seks işçilerinin durumu daha da ağırlaşacak. Göçmen seks işçilerinin durumu daha da ağır. Dayanışmaya ihtiyacımız var, devletin baskıları karşısında bizi yalnız bırakmayın.”
Kürsü bölümünde yapılan konuşmalarda öne çıkan mesajlar şöyle:
-“Avrupa’da cinsel işkence artıyor.
–Çıplak arama hemen hemen her gözaltıda uygulanıyor ve çıplak arama bir işkencedir.
-Polisin cinsel şiddeti normalleştiriliyor.
-Filistin eylemlerinde polis, özellikle kadınların başörtülerini çıkartmaya çalışıyor.
-Cinsel şiddet ile aynı zamanda yalnızlaştırılmak isteniyoruz. Yalnız değiliz.
-Translar gözaltına alındığında polis, ‘cinsiyet belirleme’ adı altında cinsel tacizde bulunuyor, cinsel organlara dokunarak işkence yapıyor.
-Mülteciler özel olarak hedef alınıyor, mülteci erkeklerler cinsel şiddetinin hedefi oluyor.
-Cinsel işkenceye karşı mücadele enternasyonal bir mücadele olarak yürütülmeli.
-Kendimizi koruma mekanizmalarımızı yaratmalıyız.
-Cinsel şiddete karşı ortak bir mücadele inisiyatifi kurmalıyız ve sokakta şiddete karşı sokağa çıkmalıyız. “
*Konferansın ilk oturumunun haberini okumak için tıklayınız.
(etha)
























































