Makaleler

Published on Mayıs 6th, 2026

0

Zulüm!.. | İskan Tolun


Uyudum mu dün gece? Duyduklarım düş müydü? Zincir sesleri, açılıp kapanan kapılar, postal gıcırtıları… “Sağlıcakla kalın; kendinize iyi bakın!” diye gür sesle bağırdı mı birisi?

Bugün 5 Mayıs. Demin Atilla hocam (Keskin), 6 Mayıs başlıklı bir yazı taslağı gönderdi bana. Yarın 6 Mayıs; Deniz’lerin / Üç Fidan’ın idam edildiği, ölümsüzleştiği gün. Neredeyse her takvim yaprağı, acı bir olayı anımsatır olmuş maalesef. Daha geçen hafta, idam tehdidi altındaki genç bir delikanlının kaleme aldığı açık mektupla yüreğimiz dağlanmıştı. Ne yazık ki dünya bu açık mektuba sessiz kaldı; çok geçmeden infaz gerçekleşti, fidan kökünden koparıldı.

Şimdiye kadar daha nice ana kuzusu asılmıştır kim bilir? Elbette hiçbiri böyle bir cezayı hak etmiyordu; hiç kimse etmez de. Hele suçsuz, günahsız biri ise… Naser Bekirzade hiç aklımdan çıkmıyor, onu bir türlü unutamıyorum. Verilen idam cezası iki kez bozulmuş, suçsuz ve günahsız olduğu anlaşılmıştı. Buna rağmen asılmaktan kurtulamadı maalesef. Yazık, çok yazık!.. (Detayları “Bu Genç Yaşamalı!” — Almanca versiyonu: Dieser Junge Mann Muss Leben! — başlıklı online yazımda.)

Mezkûr taslağı, Atilla hocam Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler adlı kitabının (9. Baskı) 139. sayfasından alıntılar yaparak hazırlayıp göndermiş. Söz konusu taslaktan birkaç paragraf aktarayım:

“Mamak Askerî Cezaevi. Ön hücrelerin havalandırması. Görünen her şey; bir gün, beş gün, beş ay öncesinin aynı. Duvarlar, tel örgüler, karşıda tepesi görünen kel bir dağ bozuntusu, tutuklular, askerler, gardiyanlar, subaylar… Korkunç bir farklılık var ama bugün. Görülmeyen bir farklılık bu. Sadece duyulan ve duygularla algılanan bir farklılık.

Havalandırmada volta atıyorum. Diğer arkadaşlarım da aynı şeyi yapıyor. Bu kez herkes beton bahçede tek tek volta atıyor. Hızlı ama alabildiğince ses çıkarmamaya çalışarak atılıyor voltalar. Becerebildiğim kadar dik tutuyorum başımı. Gözlerim yerde de olsa başım dik durmalı. Yerde bir su birikintisi var. Ona basmamaya çalışarak yürüyorum.

Ama bugün farklı. Korkutucu bir sessizlik egemen tüm cezaevine; kimse konuşmuyor, kimse kuramsal tartışma yapmıyor; kimse şarkı, türkü söylemiyor; koşan, kültürfizik yapan da yok bugün. Kimse ‘merhaba’, ‘nasılsınız’ bile demiyor. Askerlerin, gardiyanların, subayların bile sesi çıkmıyor.

Biz ki sokak köpeklerine, dağ başında yanlışlıkla basıp ezdiğimiz çiğdeme üzülen; sevgililerimizin hasretine dayanamayıp iki tek attıktan sonra sulu zırtlak olan; içerikli bir filmi, tiyatro oyununu seyrederken çekinmeden gözyaşlarını akıtabilen bir kuşağız.

İşte en yakınımızdaki, en dost üç yoldaşımızı koparıp almışlar bizden; hem de sonsuza değin.”

Atilla hocam, Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler adlı bu kitabını (7. Baskı) bana Frankfurt Kitap Fuarı’nda imzalayıp vermişti: “Deniz’lerin sıcaklığıyla!.. Sevgiyle!..”

Kitabı titizlikle okumuş, çok etkilenmiştim. (Zaten Deniz’in Ütopyası — Almanca versiyonu: Deniz’ Utopie — adlı romanım üzerinde araştırma yapıyordum. Unutmadan söyleyeyim: Atilla hocam o ara çok yardımcı olmuştu, sağ olsun!..)

Deniz’leri okuyup da etkilenmemek elde mi? Hele Deniz’lerin yaşadıklarını yakından gören, aynı maddeden yargılanan Atilla hocam yazmışsa… Nitekim 18 kişiye idam cezası verilmişti. Daha sonra idamlar elendi; Atilla hocam 4. sıradayken, idamlar 3’e indirgenmişti: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan.

6 Mayıs 2026, Deniz’lerin / Üç Fidan’ın idam edildiği, ölümsüzleştiği günün 54. yıl dönümü. Dile kolay, tam 54 yıl olmuş. Oysa ben, 6 Mayıs 1972 sabahını dün gibi hatırlıyorum:

Altı-yedi yaşlarındaydım. Sabah erkenden, neşeli neşeli köyün ortasından sığırları güdüyordum; sığırtmacın önündeki nahıra katmak için. “Kolanê” dedikleri alana varmak üzereydim. Bir pencereden radyo spikerinin heyecanlı sesi geliyordu. Durdum, toplanmış ihtiyarların yanında. Herkesin yüzünde bir hüzün vardı. Aralarında Türkçe bilen bir genç, üzgün bir sesle ihtiyarlara:

“Deniz Gezmiş ile birlikte arkadaşlarını da bu sabah astılar, idam ettiler…” diyordu.

O ortamdaki hüznün bana da yansıdığını şimdi çok net hatırlıyorum. Evet, neşem kaçmıştı. Sadece adını ve devrimci olduğunu duymuştum. Devrimcinin ne demek olduğunu da bilmezdim ya… Fakat o yaşta bile, haksızlığa karşı savaşan yiğit biri olarak zihnime kazınmıştı.

Deniz’leri / Üç Fidan’ı saygıyla anarken, bu yazıyı da geçenlerde idam edilen Naser Bekirzade’ye ithaf ediyorum!..


İskan Tolun | 06.05.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑