Makaleler

Published on Mayıs 3rd, 2026

0

Kürtler neden acımasız düşmanlarının safında yer alsınlar ki? | Mehmed S. Kaya


Hassas bir dönemden geçiyoruz. Türk devleti ve Abdullah Öcalan PKK hareketinin iҫ ve dış ilişkilerini devlete entegre etme ҫabasındalar. Gӧrüldüğü kadarıyla ana motivasyon, Israil ve ABD’yi hedefe koyup Türk-Kürt entegrasyon planı dizayn etmeyi düşünüyorlar.

1) Dış ilişkilerdeki eksen değişimin amacı nedir?

Abdullah Öcalan son notlarında sürekli İsrail’i hedefe koyuyor. Şu iddiada bulunuyor: “Koku aldım. İsrail’in kendi yükselişi Kürtlerin mezara konulması seklinde bir diyalektik üzerine kurmuştur. Bu çok açık, İngiliz aklıdır, siyonizm Londra üzeri gelişiyor”.

Devamında şu iddiayı da dile getiriyor: “Eğer bir Kürt devleti kurarsak sonra ne oluyor? Yüz yıl daha savaşalım. Küçülen biz, büyüyen Israil olur”.

Akademisyen Yektan Türkyılmaz haklı olarak şu soruyu yӧneltiyor: «Türk devletinin sıkı kontrolü altında, dış dünya ile ilişkisi olmayan Öcalan nasıl bir şeylerin kokusunu alır? Bu, muhtemelen devletin ona verdiği kokudur».

Öcalan, Kürtleri Gaza ile tehdit ediyor. Koku ile ima edilen, yani beni dinlemezseniz Gaza’da yaşanan katliamları siz de yaşarsınız, demek istiyor.

Türkiye’de Israil-ABD üzerinden yurutulen bir Kürt düşmanlığı var. «Israil/ABD Büyük Kürdistan devleti kuracak» yalanıyla bu iki ülkeye ҫok derin nefret dile getiriliyor. Büyük Kürdistan iddiası komplo teorilerine dayanıyor, ҫünkü ortada resmi bir belge veya aҫıklama bulunmuyor. Büyük Kürdistan iddiası aşırı Türk milliyetçileri, başta Doğu Perincek olmak üzere, emekli kemalist subaylar, kendilerini sӧzde güvenlik uzmanı olarak tanıtanlar, bu komplo teorisi yayıcıları, ellerinde sopa ile Televizyonlarda Büyük Kürdistan sahte haritalar gösteriyorlar.

Öcalan’nın anti-Israil/ABD aҫıklamaları da bu ekseni destekler gibi. O da bu koroya katılmış.

AKP-MHP hükümeti hem resmi olarak NATO/Batı yanlısı görünüyor, hem de İsrail/ABD’ye karşı derin bir düşmanlık besliyor. Ve Türkiye’de Israil-ABD üzerinden yürütülen bir Kürt düşmanlığı var. Bu iki devletin Büyük Kürdistan projesini hayata geçirmeye çalıştığı iddia ediliyor.

Öcalan’ın aҫıklaması bize neyin mesajı veriyor?

Öcalan’i İsrail’e karşı motive eden ne? Niçin Öcalan İsrail’i hedefe koyup Kürtlere zulum eden Türk devletine yana tavır alıyor? Bu neyin mantığı? Öcalan’ın açıklamaları, son zamanlarda Türk devletinin İsrail’e karşı duyduğu derin öfkeyi yansıtıyor gibi görünüyor. Sanki İsrail Kürt sӧmürgecilerini atıp kendisi Kürtlerin sӧmürgecisi olmak istiyormuş gibi bir mantıkla bu iddialar ileri sürülüyor.

Öcalan Kürtlere  tarihi fırsat doğunca düşmana yakın tavir alıyor. İsrail ve ABD Haziran 2025’te İran’a saldırdığında, Öcalan ve DEM-parti İsrail ve ABD’ye karşı tavir aldı. Suriye’de de İsrail’e karşı tavir almıştı. Bu bize Öcalan’ın eksen değişimi üzerine önemli veri veriyor. Kürtlüğe düşman olan cephede yer aldı.

Öcalan, Kürtleri Türkiye’nin bölgesel bir güç olma hırslarının bir vekil güçü haline mi dönüştürüyor?

Türk hükümeti muhtemelen ortak bir din (İslam) aracılığıyla Kürtleri İsrail’e karşı cepheye çekmenin daha kolay olacağını düşünüyorlar. İlk olarak, Kürtlere haklarını tanıma vaadinde bulunmak, ardından haklarını inkar etmek kötü bir miks olduğunu Mustafa Kemal’in yönettiği Lozan ӧncesi ve akabindeki süreçte yaşandı. Kemalistlere alternatif olarak iktidara gelmiş AKP hükümeti Kemalistlerin yolundan gitmeyeceğini ummuştum. Muhtemelen yanılmışım.

2) İç ilişkilerdeki eksen değişimin amacı nedir?

Kürtlerde artık Abdullah Öcalan’ın anti-sӧmürgeci ekseninden kaydığı ve Türk devletinin eksenine uyum sağladığı görüşü domine olmaya başladı, Öcalan’ın eski eksenini kısaca ӧzetlemek gerekirse; Türk sömürgeciliğine, emperyalizmine ve egemenliğine aktif olarak karşı çıkan, sömürgecilik karşıtı bir yönelime sahip olduğu söylenebilir. Bu durum, Türk devlet baskısı altındaki Kürtler için özgürlük, özerklik ve egemenlik vaadiyle gerekçelendirildi.

Türk devleti ekseni ise Öcalan ve hareketinin her türlü özerklik talebinden vazgeçerek Türk toplumuna entegre olmasını ve devletin bir parçası haline gelmesini şart koşuyor.

PKK, Türk devletine karşı 41 yıllık silahlı mücadelede Türklerle pazarlık için en büyük kozu elde etmişti. Ancak Öcalan, 27 Şubat 2025 ҫağrısıyla karşılığında hiçbir şey talep etmeden bu kozdan vazgeçti. Böylece Öcalan, Türk devletinin şartlarını kabul etti. Bu durum Kürtleri derinden hayal kırıklığına uğrattı. Geniş Kürt kesimleri Öcalanın bu ҫağrısına ve bundan sonraki aҫıklamalarından rahatsız. Şimdiye kadar yapılan müzakerelerde Kürtlere hiç bir şey vaat edilmiyor. Kürt halkının varlığı tanınmıyor, haklarından bahsedilmiyor.

Kürtler, yeni süreç için yeni bir Lozan aldatma oyunundan endişeliler. Yeniden aldatılmaktan endişe duyuyorlar. Öfkeli Kürtlere göre, Türk devletinin amaçlarından biri Öcalan aracılığıyla Kürtleri bölmektir. Öcalan bir yılan gibi kullanılıyor ve zehir saçıyor, deniliyor.

Yanlış stratejiler Kürtlerin mücadele alanı sürekli daraltıyor

Öcalan’ın aҫıklamaları Kürt siyasetinin anti-sӧmürgeci mücadelenin alanını daraltıyor. Kürtlerin Türk kültürü ve kimliğine entegre (bütünleşme) olmasını istiyor. Kürtler ise kendi kültürlerini ve kimliklerini korumak istiyorlar. Kendilerini Türkҫülüğün bir parçası olmak istemiyorlar. Öcalan Kürt hareketini rejimin bir parçası haline getirmek istiyor. Bu, Kürtlerin ulusal talepleri ile uyuşmuyor. Rejimin parçası olmak türkҫülüğün bir parçası olmak demektir. Ancak atalarımız bunu redd ettiler. Yüzbinden fazla Kürt bunun için isyanlarda şehit oldu. Rejimin bir parçası olmak Kürt ulusal kimliğini kaybetmektir, muhalif kimliğini kaybetmektir.

Abdullah Öcalan Kürt meselesini Türkiye’nin demokratikleşmesi için pazarlık konusu yaptı. Bu yanlış bir stratejidir. Kürtler buna tepkili. Onun için Öcalan Kürt meselesini ҫözme gücüne sahip değil. Kürtlere sadece «demokratik siyaset yapma» fırsatı talep ediyor. Bu da, iyi bilinen bir Kürt atasözünü hatırlatıyor: «Kalo ne mıre buhar tẽ, pirẽ ne mıre pıncar tẽ».

Zaten Türkiye, demokrasiye geçişe yanaşmaması nedeniyle 2005-2014 müzakere dӧnemi AB üyesi olamadı. AB o dӧnemde Türkiye’den Atatürk’ün devlet ilkelerini değiştirmesini talep etmesi etti; AB’ye göre Atatürk ilkeleri demokrasiyle bağdaşmıyordu. Ancak Erdoğan hükümeti bu talebi gӧze alamadı. Muhtemelen Kemalistleri karşısına almayı cesaret edemedi. Çünkü Kemalistler o dӧnem orduda çok güçlüydüler.

Öcalan artık özgürlüğün veya ulusal kurtuluşun sembolü gӧrülmüyor. O, ulusal kurtuluş hedefini “Demokratik entegrasyon”, «demokratik siyaset yapma» fikirleri ile eksen değiştirdi.

Öcalan irademizdir diyen anlayış kaybetti

Öcalan’a yönelik şüpheciliğin bir diğer nedeni de, onun ilk uzlaşmada verdiği karşılıksız tavizlerdir. Silahlarin susması için haklarını şart koşsaydı bu durumu yaşamazdılar. Bunu şart koşmadığı için devlet kontrolüne girdi. 41 yıl savaştılar masa basinda kaybettiler. Devlet sahada kazanmadı, masada kazandı. Sahada kazansaydı Öcalan ile müzakere etmezdi. Öcalan irademizdir diyen anlayış bu sonuca mahkum oldu. 

Silah bırakmanın koşulu Kürtlerin hakları tanınmalı olmalı, sıkҫa dile getiriliyor. Farzedelim Öcalan’ın istediği gibi silahlar koşulsuz bırakıldı, PKKliler teslim oldu ve ardından Kürtlerin hakları tanınmadı, ülke otoriter yönetimle devam etti. Peki, ne olur o zaman? Bu, tam bir teslimiyet değil mi? Ve Kürtler tekrar yeniden dağa çıkmayi düşünmezler mi?

Bu süreç iktidarın kazanımıdır, Türk üstünlüğü tahkim ediliyor, iktidar güçleniyor ve Kürtler hem dağıtılıyor hem savunmasız bırakılıyor. Ardından Kürtler neler ile karşılaşacağı belirsiz.

Dolayısıyla süreç hiç de dürüst gӧrülmüyor. Türkiye Kürtlerle barışmak istiyorsa neden Suriye ve İran’da Kürtlerin taleplerini engelliyor. Kürtler, Türkiye’nin komşu ülkelerdeki Kürtlerin mücadelesini engelleme girisimlerine, Kürtlerin egemenlik hakkını ihlali olarak görüyorlar. Yani Kürtlere “siz yaşadığınız bӧlgelerde egemen olmayı hak etmiyorsunuz” mesajı veriyor.

Öcalan’ın baş müzakereci olması sorunlara yol açmıştır

Öcalan’ın muhatap alınması ve süreci yürütmesi desteği hem Kürt hem Türk toplumunda tartışmalı bir konudur. Türkler arasinda desteği hiç yoktur. Kürtlerin geniş kesimi ona güvenmiyor. Öcalan herkese (Kürtlere) ağır eleştiriler yapıyor, ancak kendisine yӧnelik eleştiriye açık değil. Öcalan ile olmuyor, deniliyor. Öcalan’in tezleri (düşmanına yapışmak) meşruiyet üretmiyor. Bu süreci yürütebilen ve her iki tarafın desteğini alabilen biri var ise o da Selahattin Demirtaş’tır, diyenler ӧne ҫıkıyor.

Kürtlerin yapacağı en akıllıca adım, Öcalan’ı ciddiye almamaktır. Giderek daha fazla Kürt, Öcalan’sız karar alma arzusunu dile getiriyor. Öcalan’ın Kürtler adına müzakereleri yürütme güveni en düşük seviyededir. Çünkü Öcalan’ın söyledikleri ve istediği, Kürtlerin deneyim ve istekleriyle örtüşmüyor.

Bu nedenle, müzakereci olarak Selahattin Demirtas’a odaklanılıyor. Ayrıca sadece Öcalan ile müzakere etmek bir çözüme götürmeyecek. Öcalan gibi düşünmeyen Kürtlerin de söz hakkı olmalıdır, gӧrüşü yaygın.

Çoğu Kürt Demirtas’a daha çok güvense de, Demirtas’ın geçen yıl Türkiye Kürtlerin soyadı olduğunu söylemesinin ardından bazı endişeler ortaya çıktı. Bu durum onu Öcalan’dan çok farklı kılmıyor.


*Mehmed S. Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.


Mehmed S. Kaya – 03.03.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑