Barış mı pazarlık mı: Türkiye siyasetinde çözüm sürecinin gerçek dinamiği | Mehmet Ali Demir
Türkiye siyasetinde “barış”, “çözüm” ya da “normalleşme” gibi kavramlar çoğu zaman ilkesel bir demokratikleşme programının değil, güç dengeleri içinde şekillenen stratejik hamlelerin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle mevcut iktidarın Kürt meselesine yönelik tutumunu değerlendirirken, normatif beklentilerden ziyade rasyonel siyasal hesaplara odaklanmak gerekir.
Bugün gelinen noktada dikkat çekici olan husus, iktidarın uzun süredir somut bir “barış adımı” atmıyor oluşudur. Bu durum, çoğu yorumda güvenlikçi politikaların devamı ya da milliyetçi ittifak dengeleriyle açıklansa da, daha derin bir okuma farklı bir ihtimali gündeme getirmektedir: Barışın kendisi bir amaç değil, bir pazarlık aracıdır.
“Barış”ın Şarta Bağlanması: Yeni Anayasa ve Siyasal Mühendislik
Siyasal iktidarın olası bir çözüm ya da yumuşama sürecini, yeni anayasa tartışmalarıyla ilişkilendirme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Türkiye’de anayasa yapımı, yalnızca hukuki bir reform değil, aynı zamanda rejim tasarımının yeniden kurulması anlamına gelir. Bu bağlamda yürütmenin yetkilerini genişletecek ya da mevcut liderliğin siyasal ömrünü uzatacak düzenlemeler, kritik bir hedef olarak öne çıkmaktadır.
Bu çerçevede şu soru önem kazanmaktadır:
Eğer yeni bir anayasa paketi, fiilen mevcut Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığının önünü açacak şekilde Meclis’e sunulursa ve bu süreç Kürt siyasi hareketine dolaylı ya da açık biçimde “barış karşılığında destek” formülüyle getirilirse, nasıl bir tablo ortaya çıkar?
DEM Parti’nin İkilemi: Kurumsal Siyaset ve Kurucu İrade Arasında
Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidarın böyle bir strateji izlemesi durumunda, asıl kırılma noktası DEM Parti içinde yaşanacaktır. Çünkü parti, bir yandan parlamenter siyaset içinde hareket eden kurumsal bir yapı, diğer yandan ise tarihsel ve ideolojik referanslarını örgütsel geçmişten alan bir gelenek üzerine kuruludur.
Bu noktada Abdullah Öcalan faktörü belirleyici olabilir. Öcalan’ın geçmişte çözüm süreçlerinde oynadığı rol ve hareket üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, olası bir yönlendirmesi parti içinde ciddi bir tartışma yaratacaktır.
Bu durum, DEM Parti milletvekillerini ve tabanını şu ikilemle karşı karşıya bırakabilir:
– Parlamenter siyaset içinde ilkesel bir duruş mu korunacak?
– Yoksa “tarihsel liderlik” çağrısına uyum mu gösterilecek?
Demirtaş Faktörü ve İçsel Gerilimler
Bu denklemde Selahattin Demirtaş’ın konumu da ayrı bir önem taşımaktadır. Demirtaş’ın siyasi çizgisi, zaman zaman daha bağımsız ve Türkiye geneline hitap eden bir demokratikleşme perspektifi sunarken; Öcalan merkezli yaklaşım daha farklı bir stratejik çerçeveye işaret edebilmektedir.
Bu iki yaklaşım arasındaki olası gerilim, DEM Parti içinde yalnızca taktiksel değil, aynı zamanda ideolojik bir ayrışma riski de barındırmaktadır.
CHP’nin Konumu ve Muhalefetin Etkisizliği Tartışması
Ana muhalefet partisi olan Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin yürüttüğü miting siyaseti ise ayrı bir tartışma konusudur. Kitlesel mobilizasyonun süreklilik kazanamadığı durumlarda, bu tür eylemler sistem üzerinde dönüştürücü bir baskı üretmekten ziyade, toplumsal öfkenin kontrollü biçimde boşaltılmasına hizmet edebilir.
Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu faktörünün hala siyaset sahnesinde bir denge unsuru olarak varlığını koruması, iktidarın muhalefet içi rekabeti stratejik bir araç olarak kullanabileceğine işaret etmektedir.
Türkiye siyasetinde aktörler çoğu zaman son derece rasyonel hareket eder; ancak bu rasyonellik, toplumsal refah ya da demokratikleşme üretmeyebilir. Aksine, elitler arası pazarlıklar geniş toplum kesimlerinin beklentilerinden kopuk biçimde ilerleyebilir.
Bu bağlamda klasik bir siyaset bilimi metaforu durumu özetlemektedir:
“Filler tepişirken çimenler ezilir.”
Bugün Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar, yoksulluk ve toplumsal gerilimler dikkate alındığında, siyasal aktörlerin yürüttüğü stratejik hesapların merkezinde halkın değil, iktidar dengelerinin yer aldığı görülmektedir.
Dolayısıyla “barış” söylemi de dahil olmak üzere tüm büyük politik başlıklar, yalnızca ne söylendiğiyle değil, hangi koşullarda, hangi pazarlıkların parçası olarak gündeme geldiğiyle analiz edilmelidir.
Seçtiklerimiz: Mehmet Ali Demir – welgmedya.com – 24.04.2026














![“Şark meselesi [Türkiye] ve Marksizm” kitabı ile “Süreç” üzerine | Mustafa Yavuz](https://www.avrupademokrat9.com/wp-content/uploads/2026/04/mustafa-yavuz-1-136x78.jpg)









































