Makaleler

Published on Temmuz 10th, 2026

0

Devletin katliam mekanizması | Aziz Tunç

Temmuz ayı geldiğinde, 2 Temmuz Madımak Kıyımı ve 27 Mayıs’ta başlayarak 6 Temmuz’a kadar devam eden Çorum Kıyımı, Alevi toplumunun yüreğine bir hançer gibi saplanmış ve kanamaktadır.

Bu yıl da her yıl dönümünde olduğu gibi Alevi toplumu ve kurumları, 2 Temmuz Madımak Kıyımı’nı ve Çorum Kıyımı’nı unutmadılar. Bu vesileyle katledilen canları saygıyla anıyor ve katliamcıları şiddetle kınıyorum.

Dahası, bu sene yapılan anma etkinlikleri daha yaygındı ve çeşitlilik taşıyan bir içeriğe sahipti. Türkiye’de, Kürdistan’da, Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde yapılan bu etkinliklerin etkili ve kazandırıcı olduğunu belirtmek gerekir. Bu etkinliklerin en akılda kalacak pratiğini özellikle kaydetmek gerekiyor.

Alevi kurumları, yıllardır talep ettikleri “Madımak Utanç Müzesi” talebini kendileri fiilen gerçekleştirdiler. Bu durum dışarıdan bakıldığında sıradan görünebilir. Öyle ya, “Ne var sanki bir tabelayı monte etmekte? Üstelik o tabela yarın kaldırılabilir.” denilebilir.

Ancak sorun böyle değildir. Bu tabelanın oraya monte edilmiş olması, tam da hak talep edenlerin “öz savunma” yöntemini hayata geçirmesidir. Bu tabelanın asılması, hak ve özgürlüklerin engellendiği, gasp edildiği koşullarda hakkını alabilme iradesini ortaya koymanın ifadesidir. O nedenle bu eylem, selamlanması ve sahip çıkılması gereken değerli bir eylemdir.

Bu eyleme, “İyi de yarın onu yerinden kaldıracaklar.” diye itiraz edilebilir. Bu tabelayı sökmeleri mümkündür. Ancak buna karşın aynı tabelayı tekrar yerine monte etmek Alevilerin işidir. Kaç defa ve kim ya da kimler sökerse söksünler, Aleviler de düşmanları kadar kararlı ve ısrarcı olmalı ve her defasında o tabelayı yeniden aynı yere asmalıdırlar. Alevi toplumu ve Alevi kurumları bu konuda duyarlı ve ilgili olabilirlerse, bu eylemin sonuç alması sağlanabilir.

Madımak ve Çorum kıyımlarının yıl dönümünün yaşandığı bu koşullarda, bu kıyımların sistematiğini bir kez daha ele almak, tanımak ve teşhir etmek önemlidir. Alevi toplumu da Kürt toplumu da her katliam ve soykırım dönemlerinde bu meseleleri tartışmaktadır. Bu doğru ve gereklidir. Çünkü katliamcı ve soykırımcı politika ve uygulamaları tanımak, katliamlara ve soykırımlara karşı mücadelenin ilk şartıdır.

Önce bir tespiti paylaşmak gerekiyor. Devlet, katliamları ve soykırımları uygulayan özel politikalara ve bu politikaları uygulayan kurumlara sahiptir. Bu politikaları kim veya hangi kurum oluşturuyor, bunların başkanını ve elemanlarını tanımayabiliriz. Ancak bu durum, devletin böyle bir yapılanmasının varlığını ortadan kaldırmaz.

Devletin örgütlediği bu yapılanmanın görevi, devletin istediği katliamlar ve soykırımlar için politikalar üretmek, kıyımların ortamını hazırlamak ve bu kıyımların hayata geçirilmesini sağlamaktır.

En başında, soykırımcı-katliamcı devletlerin bütün topluma ve her dönemde uyguladıkları genel bir politikadan söz etmek gerekir. Bu politikanın temel özelliği, devletin kutsanmasına dayanır. Devlet kutsallaştırıldığında, devleti yönetenler ve bütün devlet görevlileri kutsal varlıklara dönüşürler.

Bu durumda en büyüğünden en küçüğüne kadar devleti temsil eden herkes, korkulan canavarlara dönüşür. Aynı şekilde her devlet görevlisine boyun eğmek, zorunlu bir ibadet olarak topluma önce benimsetilmeye, sonra dayatılmaya çalışılır.

Aynı şekilde devletin bütün görevlilerine, bu anlayışa uygun olarak sıradan insanlardan üstün oldukları, onlara her istediklerini yapabilecekleri empoze edilir; devleti, ırkçılığı ve gericiliği kutsamaları teşvik edilir.

Bu politik atmosferin dışında kalanı, devlete, ırkçılığa ve dinî gericiliğe değişik düzeylerde farklı bakanı, ırka ve dine düşman olanı, öldürmek dâhil her biçimde cezalandırmak asli görev olarak kabul edilir.

Sosyo-politik olarak bu mantaliteyle yetiştirilen devlet görevlilerine, hırslarını, kaprislerini ve komplekslerini tatmin etmenin, yani bireyciliğin en kaba, en dayanılmaz hâlinin çok muteber bir durum olduğu öğretilir. Bu dünya görüşüyle yetişen bir unsur, bireysel istek, ihtiyaç ve arzularını, kendisi gibi düşünmeyen ve “düşman” olarak kabul ettiği mazlumlardan yararlanarak yerine getirmeyi en doğal hakkı olarak görür. Bu anlayış sadece devlet görevlilerine değil, topluma da dayatıldığı için toplumdan da böyle düşünen, böyle yaklaşan önemli bir güruh oluşmuş olmaktadır.

Katliamcı-soykırımcı yapılanma için bundan sonrası zor olmayacaktır. Bu şekilde şartlandırılmış, eline yetki ve imkân verilmiş bu bireylerden en hırslı olanlardan bazıları, katliamcı-soykırımcı yapılanma için değerlendirilir.

Katliamcı ve soykırımcı mekanizmanın kurumsal bir yapılanma olduğu açıktır. Bu yapılanmanın devletin bütün kurumlarından ve imkânlarından faydalanmak gibi bir avantajı bulunmaktadır. Medya, ilgili kurumun ihtiyacına uygun olarak yapılan katliamı gizler veya meşru göstermeye çalışır. Askerî güçler, katliamcıların işini kolaylaştırmak için gerekli müdahaleyi ya hiç yapmaz ya da gecikerek yapar. Özetle devletin bütün kurumları, bu katliamcı mekanizmaya hizmet etmek ve kendilerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmek zorundadır.

Bu katliamcı ve soykırımcı yapı, yaptığı işi kamufle etmek ve ahlaki meşruiyet kazandırmak için yalan argümanlar üretir ve bunları topluma benimsetmek için her yolu kullanır.

Mesela katliamları ve soykırımları, devleti korumak ve kollamak veya güncel adıyla devletin bekasını sağlamak için yaptığını ileri sürer. Böylece hem kanlı icraatlarını gizleyecek hem de meşruiyet oluşturacaktır.

Bu katliamcı mekanizma, devletin hiçbir kurumuna karşı sorumluluk taşımamaktadır. O nedenle yaptıklarından dolayı suçlanamaz, cezalandırılamaz.

Türk devleti içindeki bu katliamcı mekanizma, 2 Temmuz ve Çorum kıyımları da dâhil her dönem faal ve işlevsel olmuştur. Bir dönem bu mekanizmanın adı “Özel Harp Dairesi”, bir başka dönem “Kontrgerilla”, son dönemde ise “JİTEM” olarak karşımıza çıkmıştır. Binlerce faili meçhul cinayetin, sayısız katliamın ve soykırımın sorumlusu, devletin örgütleyip aktifleştirdiği bu katliamcı mekanizmadır.

Dolayısıyla hiçbir katliam ve soykırım, rastgele, kendiliğinden veya iddia edilen çeşitli nedenlerle değil, devletin belirtilen mekanizmasının örgütlemesiyle gerçekleştirilmiştir. Bu soykırımcı katliamcı mekanizma bugün de katliamlar ve soykırımlar yapabilecek şekilde aktif ve faaldir. Bu eli kanlı çeteye karşı gerekli dikkatin gösterilmesi ve karşı koyacak örgütlülüğün hazır olması hayatidir.

Bu mekanizmanın yaptıklarının hesabını soracak tek güç ise halkın örgütlü gücüdür.


Aziz Tunç – 10.07.2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑