Makaleler

Published on Eylül 27th, 2026

0

Britanya modeli: Devolution | Mehmed S. Kaya


Merkezden yerel yӧnetimlere yetki deviri Kürt-Türk barışı için bir model olabilir mi?

İskoçya, Quebec, Katalonya ve Kürdistan, uluslararası literatürde “devletsiz uluslar” olarak adlandırılıyor. Bunlar, kişinin kendi ulusuyla özdeşleşmesinin, o bölgenin şu anda parçası olduğu devletle özdeşleşmesinden daha güçlü olduğu alanlardır.

İskoçların özerklik elde etmek için yıllarca siyasi mücadele vermek zorunda kalmış olmaları, örneğin Katalanların İspanyol devletiyle olan zayıf ilişkisine kıyasla, yaygın İngiliz etkisine rağmen İskoç kimliğinin neden güçlü olduğunu açıklayabilir. Buna karşılık, Basklar ve Kürtler, devlete karşı ulusla özdeşleşme konusunda İskoçlarla neredeyse aynı derecede güçlü bir bağlılığa sahipler.

Dünyada özerk yönetim statüsüne sahip birçok bölge vardır, ancak bu yazıda yalnızca İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’yı ele alacağım.

Birleşik Krallık’ta yetki devri (siyasi gücün merkezden uzaklaştırılması), başbakan Tony Blair’in İşçi Partisi hükümeti döneminde 1997-1999 yılları arasında uygulamaya konmuştur. Yetki devri, daha önce hükümetin ve Ulusal Meclisin sorumluluğunda olan görevlerin, coğrafi bazda, yeni bir alt, seçilmiş organa devredilmesidir. İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda, Quebec, Katalonya ve Samiland (Norveç’te) bu statüye sahiptir. Bunların kendi bölgelerinde önemli bir yetkiye sahip kendi seҫilmiş parlamentoları vardır.

Yetki devirin ӧzerklik alanları

Yetki devri uzun vadeli ve kendi içinde barışçıl bir süreçtir. Devrimler genellikle Fransız, Rus, Çin ve Küba devrimlerinde ve bir ölçüde Avrupa’da Demir Perde’nin yıkılmasında olduğu gibi hızlı, şiddetli ve yaygın olurken, yetki devri daha uzun süreli, barışçıl ve sınırlıdır. İskoçya’da yetki devri, 1 Temmuz 1999’da Kraliçe’nin İskoç Parlamentosu’nun açılış töreniyle resmen yürürlüğe girdi. Yetki devri yalnızca sınırlı politika alanları ve belirli bölgeler için geçerlidir. Birleşik Krallık’taki yetki devri bu nedenle asimetriktir çünkü yalnızca Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’i kapsar, İngiltere’yi kapsamaz.

İskoçya, Birleşik Krallık içinde geniş bir özerkliğe sahiptir ve Edinburgh’daki İskoç Parlamentosu, sağlık ve sosyal bakım, eğitim, kültür ve spor, hukuk ve düzen, vergilendirme ve refah, çevre ve ulaşım gibi toplumun birçok önemli alanında kendi yasalarını çıkarma yetkisine sahiptir.

Galler de 1999’da kendi parlamentosuna (Senedd Cymru) kavuştu. O zamandan beri Galler, tıpkı İskoçya gibi, toplumun birçok önemli alanını yönetmektedir.

Kuzey İrlanda Meclisi ve hükümet, toplumun iç işlerine ilişkin çok çeşitli alanlarda tam yasama ve yürütme yetkisine sahiptir. Buna ek olarak, Kuzey İrlanda hükümeti, İrlanda Cumhuriyeti ile çeşitli alanlarda işbirliği yapmaktadır.

Gördüğümüz gibi, Birleşik Krallık gücü Londra’dan daha yakın etnik bölgelere kaydırdı. Yerel ve bӧlgesel yönetimlere yetki devri deneyimi, siyasi ve idari gücün bölgelerin sakinlerine daha yakın hale getirilmesi topluma çok daha fazla açıklık, halktan daha az uzaklaşma ve siyasi sisteme olan güvenin artmasına yol açtı. İnsanlar merkezi hükümetten ziyade yerel ve bölgesel sistemlerle daha çok özdeşleşiyor, yerel demokrasiye ve yönetime katılımın artmasına, karar vericilere olan mesafenin kısalmasına, daha dengeli farklılıklara, yerel ihtiyaçlara uyarlanmış hizmetlere ve insanların siyasi yönetişimle daha iyi özdeşleşmesine yol açar.

Yerel veya bölgesel aidiyet, sevinci, ortak duyguları, üzüntüyü ve baskıya karşı direnci daha kolay harekete geçirir. Bu, kolektif aidiyetin bir işaretidir. Bu durum İskoçya’da açıkça ifade edilmektedir. İskoçya’da olduğu gibi, dünyanın başka yerlerinde de bu durum yaşanıyor. Örneğin, Bursa’da veya başka bir Türk şehrinde Amedspor’a yapılan saldırı (ki bu sık sık yaşanıyor), neredeyse tüm Kürt illerinde protesto edilir.

Gӧrüldüğü gibi Anayasal ve İskoçya’ya yetki devri projesi, Westminster (Birleşik Kırallık Parlamentosu) ulus devlet modelinden farklı ve daha iyi, daha basit, daha açık ve daha uzlaşmacı bir siyasi sisteme dönüşmüştür.

Özerkliğin ardından İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da birkaç yeni konsolosluk da açıldı. Şimdi gündeme gelen soru şu: İskoçya zamanla ulusal kimliğini ve bağımsızlığını daha da geliştirecek ve bağımsız bir devlet olmaya çalışacak mı?

Ulus devlet modeli aşınma sürecinde

Çeşitli etnik grupları zorla boyunduruk altına alan egemen ulus devlet modeli aşınma sürecindedir. “Britanya”nın ne anlama geldiği giderek daha belirsiz hale geliyor ve Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’in daha fazla bağımsızlık arzusuna giderek daha fazla vurgu yapan talepler bu gelişmeyi pekiştiriyor.

Cardiff Deklarasyonu

14 Eylül’de Kuzey İrlanda’nın Sinn Féin partisi, İskoçya’nın İskoç Ulusal Partisi (SNP) ve Galler’in Plaid Cymru partisi, 10 Downing Street’i anayasal değişiklikler hazırlamaya ve kolaylaştırmaya çağıran tarihi bir deklarasyon yayınladı. Bu partiler kendi ӧzerk bölgelerini yönetiyorlar. Deklarasyonun en ӧnemli mesajı ki, sömürgeciler için hassas olabilirken, sömürgecilik karşıtları için cesur noktası şudur:

«Uluslarımızın kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Westminster’daki hiçbir hükümetin demokrasiyi engelleme veya halklarımızın kendi geleceklerini belirlemesi ilkesini baltalama hakkı yoktur. [-] Birleşik Krallık hükümetinin bu alanların her birinde anayasal değişiklikler hazırlamasını, planlamasını ve kolaylaştırmasını talep ediyoruz,” denildi açıklamada.

Açıklamada “Westminster’ın hegemonyasının sona ermekte olduğu” belirtiliyor ve bağımsızlık veya yeniden birleşme konusunda yeni referandumlar düzenlenebilmesi için yasal bir çerçeve oluşturulması çağrısında bulunuluyor. Partiler, gelecekteki uluslarının hedefi AB’de yer almasıdır; Brexit’in onları bu haktan mahrum bıraktığına inanıyorlar.

Partilerin farklı stratejileri olmasına rağmen – İskoçya ve Galler tam bağımsızlık ararken, Kuzey İrlanda’daki Sinn Féin İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme için çalışıyor – ancak İngiliz merkezi gücüne karşı birleşmiş durumdalar: yani, merkezi gücü Londra’dan bӧlgelere dağıtmak. Mevcut durumun sürdürülemez olduğunun bundan daha açık bir işareti olamazdı.

Cardiff deklarasyonu okuduğumda, hükümet tarafından dikte edilen ve Ağutos ayında Türk parlamentosu tarafından aceleyle kabul edilen PKK’nin silah bırakılmasına ilişkin Çerçeve Anlaşmasını düşündüm. PKK ile Türkiye arasındaki süreci İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki benzer süreçlerle karşılaştırdığımızda, Kürtlere atfedilen konumun ne kadar zayıf, aşağılayıcı ve antidemokratik olduğunu görüyoruz. PKK’nın 42 yıllık silahlı mücadelesi böyle bir muameleyi hak ediyor mu, diye soruyor insanlar.

Kürtlerin mücadelesi neden düşük seviyeye indirildi?

Kürtler ile İskoç, Galli ve Kuzey İrlandalılar arasındaki en ciddi fark, Kürt hareketlerinin kötü liderler tarafından yönetilmesidir. Örneğin, Abdullah Öcalan ve destekçileri, “ulus devletin işlevini yitirdiğini” iddia ediyorlar; oysa herkes bu iddianın sömürgecilerin zekâsı olduğunun farkında. Ancak İskoç, Galler ve Kuzey İrlandalı liderler bunun tam tersini cesaretle savunuyorlar. Onlar, yetki devrinin, ӧzellikle sömürge statüsünde olan milletler için, ulus devlete yeni bir siyasi boyut kattığını, yeni bir siyasi yapı, yaratıcı bir yenilik getirdiğini, canlı ve işleyen bir demokrasiye ve kültürel çeşitliliğin gelişmesine katkıda bulunduğu sӧylüyorlar.

PKK’nın kendisi bu onur kırıcı duruma kendini sürüklemiştir. Abdullah Öcalan, Kürtler için herhangi bir hak talep etmeden partisini feshetti ve bunun yerine silah bırakma çağrısında bulundu. Bu, Kürtleri hem şaşırttı, hem derin hayal kırıklığına uğrattı. Bu durum, Öcalan’ın Türklere güvenecek kadar saf olmasıyla açıklanabilir mi? Hayır! Bence Öcalan, Türklerin tarihteki hilelerinin farkında. Muhtemelen Türklerin, Batı Avrupalıların güven duyulabilecek seviyesine henüz ulaşmadığının da farkındadır.

Kötü liderliğin bir başka örneği de, Abdullah Öcalan’ın Kürtler için entegrasyon talebi, ne yazık ki 1921 anayasasının çok gerisinde kalıyor. Türkiye’nin ilk Büyük Millet Meclisi tarafından Kurtuluş Savaşı sırasında hazırlanan ve 1921’de kabul edilen Anayasa (Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu), Büyük Britanya’da uygulanan yetki devrine benzetilebilir. Ancak Mustafa Kemal bu anayasaya karşıydı. Önce ilk parlamentoyu feshetti ve yeni parlamentoya kendi adamlarını atadı. Ardından 1924’te kendi anayasasını oluşturdu ve Kürt bölgelerine yetki devredilmesine izin veren 1921 anayasasındaki maddeyi çıkardı. Kürtlere yönelik zulüm işte burada başlıyor. Kemal’in Kürtlere karşı düşmanca eylemleri, dӧrt büyük Kürt ayaklanmalarının ve yüz binlerce ölüm, sürgün ve sürekli baskı ve ayrımcılığın başlıca nedenidir. Dolayisiyle Türkiye Cumhuriyeti ile Kürtler arasındaki tarihsel çatışma, derin bir düşmanlık içinde yaşıyor. Kemal’in devlet yönetimi uygulamaları, Kürt-Türk barışının önündeki en büyük engeldir.

İngiltere ve Türkiye arasındaki bazı benzerlikler ve temel farklılıklar

Demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, azınlıklara hoşgörü vb. konularda Türkiye, İngiltere ile kıyaslanamaz. Fakat İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve Kürdistan’ın bazı ilginç kurumsal benzerlikleri var. Örneğin, güçlü komşu ülkeler olan İngiltere ve Türkiye ile ortak tarihi deneyimlere sahipler; ancak Türkiye’nin Kürtlere, İngiltere’nin sömürgelerine davrandığından çok daha kötü davrandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla yeni İskoç Parlamentosu ve İskoç siyaseti, özellikle Kürtler için, önemli ve heyecan verici bir örnek teşkil ediyor.

Türkiye’nin yükü İngiltere’nin yükünden çok daha ağırdır. İngilizleri ve Türkleri sömürgeleriyle ilişkileri açısından karşılaştırırsak, İngilizler sömürgelerine karşı Türklerden çok daha az ırkçıdır. Anayasal olarak İngiltere, sömürgelerinin dillerine kıyasla İngilizceyi tercih etmiştir, ancak sömürgelerinin dillerini, kültürünü, tarihini veya kimliğini hiçbir zaman yasaklamamıştır.

Bir diğer önemli fark ise, Türklerin aksine İngilizlerin sömürgelerindeki halkı koruma anlayışı. Bunu yakından gözlemlediğim bir örnekle açıklayacağım: Hint/Pakistan kökenli birkaç göçmen, İrlandalı, Galli ve İskoç aktivistleri eleştirdiler. Ancak İngilizlerden cevap gecikmedi: “Geldiğiniz yere def olun geri gidin; oraya aitsiniz!»

Türkiye’de ise, Türklerin Kürtleri koruduğunu hiç görmedim. Turhan Comez, Ümit Özdağ, Ahat Andican ve daha birçok göçmen kökenli kişinin Kürtlerin meşru hak taleplerine aktif olarak karşı çıktığına her gün şahit oluyoruz. Bunlar kӧken olarak Türk değiller, ancak Türklerden çok daha Türkҫü gibi bir görev üstlenmişler. Bu çevreler, YouTube ve sosyal medyada yayınladıkları sayısız video ile bizi adeta bombardımana tutuyorlar. Videolarda Kürtlere karşı küfürlü, aşağılayıcı, meydan okumalar ve son derece hakaret içeren ifadeler kullanıyorlar. Hatta, bazıları Kürtlerin «Türkiye’yi sevmiyorsan ülkemizden ҫık git» ifade ettiler. Bunlar Kürt topraklarını kendi toprakları olarak görüyorlar. Ancak Türk kökenliler, “yedek Türklerine” İngilizler gibi tepki göstermediler.

Göçmenleri bu şekilde Kürtlere karşı kışkırtmak, Mustafa Kemal’den beri özel bir devlet faaliyeti olmuştur. Ancak, Kürtler Türkiye’de haklarını elde ettiğinde bu Kürt karşıtı göçmenlerin nasıl bir durumla karşılaşacaklarını merak ediyorum. Tarihte yapılan vahim hatalar nasıl düzeltilebilir? Bunu da merak ediyorum.

Yetki deviri ile ilgili şu kaynaklar tavsiye edilir:

Michiel S. Vries: The rise and fall of decentralization. A comparative analysis of arguments and practices in European countries. European Journal of Political Research, 2000.

Peter Lynch: Scottish Government and Politics. An Introduction. Edinburgh University Press, 2001.


* Mehmed S. Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.


Mehmed S. Kaya – 27.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑