İnsan Hakları

Published on Eylül 22nd, 2026

0

Rıdvan Karakoç’un dosyası zamanaşımına sokuldu, vazgeçmeyeceğiz…

Geçen hafta Rıdvan’ın dosyası, 30 yıllık zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı. Üstelik gerekçe olarak delillerin yeterince toplanamamış olması gösterildi. Bulunan her iki cesedin de emniyette daha önce parmak izi kayıtları olmasına rağmen; Hasan’ı 58 gün, Rıdvan’ın ise 110 gün kimliksiz bırakan bir adalet sistemi, bugün delillerin toplanamamış olmasını gerekçe gösteriyor.


Aysel Ocak, Cumartesi Anneleri

Bu bir anı yazısı değil. Tanıklığımdır.

31 yıldır meydanlarda, salonlarda Rıdvan Karakoç’un cansız bedeninin bulunmasının tanıklığını çok kez anlattım. Bunu yazılı hale getirmek benim için çok zor oldu. Bu metne başlarken, bu kez bitirmeyi umarak başladım.

Elbette abim Hasan Ocak’ı arama ve onu Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkarıp kendi mezar taşının olduğu yere taşıma süreci de son derece can yakıcıydı. Rıdvan’la tam da o süreçte tanıştık.

Hasan’ı aradığımız 58 günlük süreçte Adli Tıp’a, çeşitli savcılıklara başvurduk. Son durağımız Beykoz Adliyesi oldu. Hüseyin abimle o adliyenin kapısından içeri, aslında Adli Tıp arşivinde Hasan abime benzeyen bir cansız bedene ilişkin DNA karşılaştırması yapılması için dilekçe vermek amacıyla girdik.

Ancak karşımızda, neredeyse mizah dergilerinde rastlayabileceğiniz bir savcı tiplemesi vardı. Savcının kendi hastalıklarından, dertlerinden ve kendisini aklama çabasından sonra bizi adliyenin arşivindeki bir dosyaya yönlendirdi.

Arşive indik. Savcının elimize tutuşturduğu dosya numarasını görevliye verdik. Görevli bize bir dosya uzattı. Dosyada üç fotoğraf vardı. Fotoğraflardaki kişi Hasan değildi. Ancak hem Hüseyin abim hem ben, 1994 yılında Ankara’da kaybedilen Kenan Bilgin’e benzettik.

Dosyanın ayrıntılarına ya bakmadık ya da o anki ruh halimizle algılayamadık. Görevli bir hata olduğunu söyledi ve baska bir dosya verdi.

58 gün boyunca korktuğumuz, dillendiremediğimiz ne varsa başımıza gelmişti.

O Hasan’dı.

Tekrar savcının odasına çıktık. Fotoğraflardan teşhis ettiğimizi söyledik. Hüseyin abim, bize yanlışlıkla verilen ilk dosyanın, ailesinin uzun zamandır aradığı Kenan Bilgin’e ait olabileceğini söyledi.

Adliyeden çıkar çıkmaz İrfan Bilgin’i aradık ve yaşadıklarımızı anlattık.

28 Mayıs’ta o dosyanın sahibinin adını öğrendik: Rıdvan Karakoç.

Rıdvan’dan 15 Subat 1995’ten beri haber alınamıyordu. O da Hasan gibi  Beykoz, Dedeler Köyü mevkiinde bulunmuş; Adli Tıp’ta bekletildikten sonra, Hasan gibi Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmişti.

Akşam saatlerinde evlerine gittik. Abileri oradaydı. Biz, iki hafta önce ne yaşadıysak, onların bakışlarında da aynı çöken umudu gördük. Ertelediğim ne varsa o an ruhuma çöktü.

İçeri geçip Asiye Anne’yi gördüm. Sobanın arkasında çökmüş, ağıtlardan yorulmuştu.

İki hafta önce kendi anneme, kapının önünde, oğlunun cansız bedenini bulduğumuzu söylemiştim. Şimdi başka bir dosyanın peşinden koşarken, başka bir annenin ağıtlardan yorgun düşmüş bedenine sarılıyordum.

O günlerde, çocuklarının bir yerlerde hâlâ yaşadığına inanmalarının onlar için daha mı iyi olduğunu çok düşündüm.

30 Mayis da yine aynı mezarlıktan Rıdvan’ın cansız bedenini aldık.

Sonları da aynı oldu. Onu da Gazi Mezarlığı’na defnettik.

Karakoç ailesi, Rıdvan için adalet istemekten hiçbir zaman vazgeçmedi. Asiye Anne de tıpkı annem gibi, oğlunun faillerinin yargılandığını göremeden hayatını kaybetti.

Bugün bunları neden yazıyorum?

Geçen hafta Rıdvan’ın dosyası, 30 yıllık zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı. Üstelik gerekçe olarak delillerin yeterince toplanamamış olması gösterildi.

Bulunan her iki cesedin de emniyette daha önce parmak izi kayıtları olmasına rağmen; Hasan’ı 58 gün, Rıdvan’ın ise 110 gün kimliksiz bırakan bir adalet sistemi, bugün delillerin toplanamamış olmasını gerekçe gösteriyor.

Delilleri toplamayanlar, bugün delillerin toplanamamış olmasını gerekçe gösteriyor.

Evrensel hukukta zorla kaybetmeler, özellikle devlet görevlilerinin dahil olduğu ve yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olduğu durumlarda, insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebiliyor. Bu suçlara ilişkin uluslararası hukukta zamanaşımına karşı güçlü bir yaklaşım bulunmasına rağmen, Türkiye’de gözaltında kaybedilenler hâlâ zamanaşımı tartışmasının içinde bırakılıyor.

Faillerin cezalandırılmaması, mağdurlar açısından cezasızlık anlamına gelir. Unutmamak gerekir ki cezasızlık yalnızca geçmişte işlenmiş suçlarla ilgili değildir; aynı zamanda benzer suçların tekrarlanması riskini de büyütür.

31 yıl sizler için uzun bir zaman olabilir.

Ama biz, yakınlarına kavuşamadan, adalete ulaşamadan yasını tamamlayamayanlar için daha dün.

Rıdvan’ın ölüm yıldönümlerinde Musa Anter’le çekilmiş fotoğrafı düşer önüme. Gülüşürler.

Bir karede, akıbetleri karanlıkta bırakılmış iki insanın gülüşü vardır.

O gülüşleri unutmayalım.

Onlar için adalet istemekten biz vazgeçmiyoruz.Sizlerin de vazgeçmeyişinizi vicdanınıza bırakıyorum.


(Editör: Asya Tekyaşar – T24)


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑