Makaleler

Published on Temmuz 15th, 2026

0

Almanya’da sağın yükselişi ve “demokrasi sorunu” olarak ırkçılık ve milliyetçilik | Cumali Yağmur


AfD’nin yükselişi yalnızca göç politikalarıyla açıklanamaz. Almanya’da derin tarihsel ve kültürel köklere sahip ırkçılık ve milliyetçilikle mücadele, partinin yasaklanmasının ötesinde yeni bir demokrasi anlayışını gerekli kılıyor...

Tarihsel olarak şu gerçeğin farkında olmak gerekir: AfD’nin yükselişi, yalnızca göçle bağlantılı bir olgu değildir. Irkçılık ve milliyetçiliğin bu ülkede derin kökleri bulunan kültürel olgular olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz.

Irkçılık ve milliyetçiliğin bu topluma adeta “anne sütüyle” aşılandığı düşünüldüğünde, bundan kimlerin zarar göreceği bellidir. Bir azınlık olarak göçmenlerin ırkçılık, milliyetçilik ve faşizmden ilk etkilenen kesim olduğu tartışmasızdır. Geçmişte de milliyetçilik ve ırkçılık, Yahudilerden kaynaklanan ideolojiler değildi; aksine onları hedef alıyordu. İlk etapta Yahudiler, Romanlar ve Sintiler bu ideolojiler nedeniyle büyük acılar çekti. Ancak güçlenen ırkçılığın nihayetinde tüm topluma zarar verdiği su götürmez bir gerçektir. Çünkü bu ideolojiler, kendi dünya görüşlerine uymayan herkese düşmandır.

AfD’nin yasaklanması, bu ülkedeki ırkçılığın, milliyetçiliğin ve filizlenen faşizmin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Ancak AfD’nin yasaklanmasıyla, ırkçılık ve faşizmin aktif savunucularının artık “açıktan” politika yürütemeyecekleri kesinleşmiş olur. Bu nedenle AfD’nin topluma daha fazla zarar vermesine göz yumulamaz ve yasaklanması zorunludur.

Yarım kalan demokratik devrim

Tarihsel olarak geriye dönüp bakıldığında, Almanya’da burjuvazinin ve işçi sınıfının geçmişte yürüttüğü demokrasi ve “uluslaşma” mücadelesinin hiçbir zaman tam olarak tamamlanmadığı görülür. Bu mücadelede, isimlerinde “von” bulunan soylu ailelerin finans oligarşisinde hisseleri olduğu için iktidar burjuvazi ile soylular arasında paylaşıldı. Bu durum, burjuva devriminin yarım kalmasına neden oldu. Tarihçiler, Alman tarihindeki faşizme kitlesel yönelimi ve bunun sonucunda ülkenin uğradığı muazzam zararı genellikle bu nedene bağlarlar. Altını çizerek belirtmek isterim ki bu, son derece doğru bir tespittir.

Buna karşılık Fransa ve İngiltere’de bu süreç tamamlanmıştır. Marx ve Engels, İngiltere’deki ileri düzey işçi sınıfı sayesinde “barışçıl” ve şiddet içermeyen bir sosyalizmin mümkün olabileceği görüşünü bile savunmuşlardı. Daha sonra tarih, bize ve bizim gibi düşünenlere aksini öğretti. Devrimlerin emperyalizm zincirinin en zayıf halkasında başlayacağı tespitiyle özeleştiri verilerek gözler Rusya’ya çevrildi.

Bu tarihsel gerçeklere bakıldığında, faşizmin Almanya’da derin yaralar bıraktığı görülür. Demokratik devrim tamamlanmadığı için faşistler, savaşın hemen ardından “kahverengi gömleklerini” çıkarıp yeni kıyafetler giyerek bir gecede kendilerini “demokrat” ilan edebildiler.

Bu ülkede yeni bir demokrasi anlayışı ve buna eşlik eden toplumsal bir mücadele geliştirilmediği sürece, ırkçılık ve milliyetçilik insanların zihninden silinemeyecektir. Bugün AfD’yi yasaklarsanız, yarın başka bir faşist parti ortaya çıkacak ve güç kazanacaktır. Bu, AfD’nin yasaklanmasına karşı olduğum anlamına gelmez. Aksine AfD yasaklanmalıdır; ancak bu, tek başına yeterli değildir.

Günümüz koşullarında, Almanya gibi bir sivil toplum gerçeğinden hareketle demokrasi anlayışı okullarda, iş yerlerinde ve hayatın her alanında yeniden tartışılmalıdır. Milliyetçilik, ırkçılık ve faşizmin “insanlık düşmanı” ideolojiler olduğu geniş bir toplumsal çerçevede ele alınmalıdır. Geçmişle açık ve net bir biçimde hesaplaşmak, geçmişten ders çıkarmak ve bugünün koşullarında yeni bir tartışma yürütmek gereklidir. Irkçılık ve milliyetçilik, Alman toplumunda kültürel olgulardır ve insanların kendilerini bu olgulardan kurtarmaları gerektiği sürekli olarak vurgulanmalıdır.

AfD’nin Doğu Almanya eyaletlerinde birinci parti konumuna gelmesinde, geçmişte sosyalizm adı altında kurulan bürokratik Erich Honecker diktatörlüğünün oynadığı rolü unutmamak gerekir. Duvarın yıkılmasıyla aradığını bulamayan kitleler yeniden bir arayış içine girerken, çareyi AfD gibi faşist ve yabancı düşmanı bir partide aramaktadır.

Yabancı düşmanlığı, genellikle ülkede yaşayan yabancılar tarafından tetiklenen yeni bir olguymuş gibi sunuluyor. Göçmen azınlık ise bu düşmanlığı her gün bizzat yaşıyor. Yabancı düşmanlığının, ırkçılık ve milliyetçilikten ya da faşizmden farklı ve yeni bir fenomen olduğu iddia edilse de ülkedeki göçmen azınlıkların tüm bunlardan büyük zarar gördüğü kesindir.

Ortak demokrasi mücadelesi

Bugün bu ülkede göçmen kökenli 15 milyon insanla barış içinde bir arada yaşamak bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu nedenle demokrasi sorununu çözmek için birlikte mücadele etmeliyiz. Siyasetçilerin her sorunu demagoji amacıyla araçsallaştırması ve göçmenleri hedef hâline getirmesi son derece sorumsuzca bir davranıştır.

Bu sorumsuzluk, demokrasiye vurulmuş bir darbe olarak görülmelidir. Sorumsuz siyasetçiler, demokrasi sorununu önce kendi kafalarında çözmedikleri sürece tüm toplum bundan zarar görecektir. Ülkedeki her sorundan göçmen azınlığı sorumlu tutma anlayışından bir an önce vazgeçilmelidir. Asıl sorunun bir “demokrasi sorunu” olduğu herkesin bilincine yerleşmelidir.

Demokrasi yalnızca çoğunluğun bir aracı olarak görüldüğü ve azınlıklara yönelik antidemokratik uygulamalar devam ettiği sürece bu sorunlar çözülmeyecektir. Demokratik ilkelerin azınlıklar için de eşit derecede geçerli olduğu kavranmadıkça, zihinlere gerçek bir demokratik ruh yerleştirilemez. Demokrasi her düzeyde eşit bir biçimde uygulanmadığı sürece göçmenler; milliyetçi, ırkçı ve faşist ideolojilerin ilk hedefi ve kurbanı olmaya devam edecektir. Üstelik bu ideolojiler yalnızca göçmenlere değil, kendileri gibi düşünmeyen tüm insanlara da düşmanca yönelecek ve onlara zarar verecektir.

Günümüzde Avrupa’da toplumların sağa kaydığı gerçeğinden hareketle yeni bir demokrasi anlayışı geliştirilmeli ve göçmenlerle ortak bir demokrasi mücadelesi fikri büyütülmelidir. İçinde yaşadığımız sivil toplumda bireyler de bu sorunların çözümü konusunda sorumluluk taşımaktadır. Bugün için geçerli bir tartışma kültürü oluşturmak amacıyla, geçmişten nasıl ders çıkarabileceğimize ilişkin metodik yollar mutlaka araştırılmalıdır. Geç kalınmadan ve AfD’nin topluma daha fazla zarar vermesi beklenmeden, partinin yasaklanması konusunda halk ikna edilmelidir.


Cumali Yağmur – 15.07.2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑