Gelişmeler ve CHP’nin durumu | Aziz Tunç
Barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin rahatsız edici bir sessizlikten sonra önemli gelişmeler yaşanmaya başlandı. Daha önce olduğu gibi süreç yine Bahçeli tarafından hareketlendirildi. Bilindiği gibi yaşanan süreç, Sayın Öcalan’ın statüsünün belirlenmesi noktasında duraklamıştı. Kürtlerin bu talebine karşı devletten bir hareketsizlik yaşanıyordu. En son Kürt halkı adına yapılan açıklamalarla konu güncelleştirildi. Bunun üzerine Bahçeli ile Erdoğan, içeriği açıklanmayan bir görüşme yaptılar.
Bu gelişmelerden sonra Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme oturan açıklamalar yaptı. Bahçeli, Sayın Öcalan’ın statüsünün belirlenmesini ve bu statünün “Barış Koordinatörü” olmasını önerdi.
Elbette Bahçeli’nin temsil ettiği politik çizginin geçmişte yaptıkları ve bugün izlediği temel politikanın halk düşmanı olduğu gerçeği ortadadır ve bu yok sayılamaz. Dolayısıyla Bahçeli’nin önerisinin güvenilmezliği ortadadır. Bu konu, başlı başına ve özel olarak üzerinde durulması gereken bir konudur.
Mevcut konu, tarihî Kürt sorununu ve demokrasi sorununu çözmeye hizmet edecek olan bu öneriye nasıl yaklaşılması gerektiğine dairdir. Ortada bütün ezilenlerin geleceğini çok derinden etkileyecek olan anlamlı ve önemli bir öneri bulunmaktadır. Böylesine son derece önemli bir sorunu görmezden gelmek, böyle bir gelişme olmamış gibi davranmak doğru olmayacaktır. Kürt dinamiklerinin bu öneriye değer biçtikleri ve buna uygun gelişmelerin yaşanmasını bekledikleri ortadadır. Ancak esas olan, hem hükümet eden AKP’nin hem de ana muhalefet partisi olan CHP’nin yaklaşımıdır.
CHP, bu öneriyi destekleyerek önemli ve doğru bir tutum belirlemiştir. Böylece hem halkların beklentisine cevap olmuş hem de demokrasiye hizmet edecek olan bir gelişmeyi güçlendirmiştir.
Bilindiği gibi CHP, barış ve demokratik toplum sürecini başından beri destekledi, bu doğru bir tavırdır. Ancak bu destek; etkin ve yönlendirici değil, sürüklenen, ikircikli bir destek olmuştur. Böyle olduğu için CHP yetkilileri İmralı’ya gitmeyerek sürece yapabilecekleri katkıyı yapmaktan kaçınmışlardır. Yine de hem komisyon çalışmalarına katılarak hem de negatif tutum almayarak sürece değer katmışlardır.
Esasında CHP, bu sürece en çok katkı sunması, en güçlü desteği vermesi gereken partidir. Politik programından öte, CHP demokrasi ve barış isteyen toplumsal kesimlerle en çok ilişkili olan bir parti olarak bunu yapmak durumundadır. CHP’ye oy veren toplumsal kesimin kahir ekseriyeti, sıradan bir sosyal demokrattan daha fazla demokrasi, özgürlük, barış, devrim ve sosyalizm yanlısıdır. CHP bu gerçekliği dikkate almadığı için gelişememektedir. Kimse yanlış hesap yapmasın; çözüm gücü olamadığı hâlde demokratik muhalefet yürüten toplumsal kesimlerin CHP’ye oy vermesi, CHP’nin doğruluğundan veya gücünden değildir. Tersine umut veren alternatiflerin gelişmesinin devlet tarafından engellenmesi bu sonucu yaratmaktadır.
Her şeye rağmen CHP, halkların ve kendi toplumsal tabanının taleplerine yeterince etkili bir şekilde sahip çıkamamaktadır. Dört elle sarıldığı klasik Kemalist yaklaşım, CHP’nin gerçekten demokratikleşmesini engellediği gibi hükümet olmasını da engellemiştir. Kemalizmde ısrar, halkın çıkarlarını savunmak yerine devleti, ırkı ve dini koruma refleksi, CHP’yi toplumdan uzaklaştırmış, gücünü zayıflatmıştır. Çünkü Türkiye’nin sosyolojisi Kemalizmi savunmaya uygun değildir.
Uzun yıllardan bu yana Türk Devleti’nin yönetimine Kemalist CHP’nin dışında partilerin gelmesinin nedeni de budur. CHP’nin iktidar olduğu 1950’lere kadar izlediği ırkçı, gerici ve despotik yönetim, toplumun CHP’den uzak durmasına yol açmıştır. CHP, ne zaman halka yakın, halkın taleplerine uygun bir tutum içine girdiyse o zaman oyları yükselmiştir.
CHP’nin tarihinde en çok oy aldığı dönem 1974 seçimleridir. Bu seçimlerde Kemalizmden vazgeçmemiş olsa bile halktan yana bir tutum almış olması ona bu imkânı sunmuştur.
Söz konusu tecrübe açıkça göstermektedir ki CHP, iktidar olmak için daha çok halktan, daha çok emekçiden, ezilenden, Kürtten, Aleviden, kadından yana olmak zorundadır.
Hâlbuki CHP, bu gerçekten kaçınarak daha sağcı, daha gerici bir tutum izlemeyi tercih etmiştir. Bu zihniyet, CHP’nin her türden ırkçıyla ve her renkten gericiyle bir araya gelmesine yol açmıştır.
CHP’nin Deniz Gezmişlerin idamına parmak kaldırmasının, Kürtlerden fersah fersah uzak durmasının, Alevileri tasfiye etmek için temizlik hareketleri yapmasının nedeni budur. Aynı zihniyet devam ettiği için Kemal Kılıçdaroğlu, altılı masayla başlattığı ilkesiz birlik anlayışını Ümit Özdağ’la kurduğu gizli ittifakla sürdürmüştür. Yani CHP, iktidar olmanın yolunu halkların gücünde değil, egemenlerle kurduğu veya kuracağı ilkesiz, gerici ve rantçı ilişkilerde aramaktadır.
CHP’nin önündeki bu engelin aşılmasını sağlayacak son derece radikal adımlara ihtiyacı bulunmaktadır. Böyle bir gelişme mümkün mü ve gerekli mi, bu şu an giremeyeceğimiz ayrı bir tartışma konusudur.
CHP’nin Kemalizmden kaynaklanan bu ilkesiz ve anti-demokratik yaklaşımı bugün de sürmektedir. Özgür Özel, kısa süre önce yaptığı bir açıklamada iktidara gelmek için, “Kiminle kol kola girmek gerekiyorsa onunla gireceğiz” diyerek aynı anlayışın içinde olduğunu göstermiştir. Zaten ırkçılığı tescilli unsurları partiye alarak da bu anlayışın devam ettiğini göstermektedir.
CHP bu politikadan dolayı topluma güven vermemekte ve seçimleri kazanamamaktadır. Elbette politika çoğu zaman farklı kesimlerle ittifak yapmayı gerektirebilir. O nedenle politikanın esnek olması gereklidir. Ancak esnek olmak, ilkesiz olmak değildir.
Çünkü barış ve demokrasi, ona ihtiyacı olanlar tarafından gerçekleştirilir; barışın ve demokrasinin düşmanlarıyla barış ve demokrasi gelmez. Ayrıca barış ve demokratik toplum süreci, adından da görüldüğü gibi barışla birlikte demokrasinin de zorunlu olduğu bir süreçtir. Yani barışın olması, demokrasinin olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu süreç, demokratikleşme olmadan ilerlese bile, demokrasi olmayınca eksik kalacaktır. Kürtlerin temel hakları, Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, işçilerin ve emekçilerin zorunlu hakları; kısacası bütün toplumun demokratik hakları verilmeden hiçbir sorun gerçek anlamda çözülmeyecektir. Barış ve Demokratik Toplumun inşası, belirtilen sorunların çözülmesi için önemli bir imkân sunmaktadır. Buna rağmen CHP, bu imkânı değerlendirmek yerine sanki değişmek ölümmüş gibi eskide takılı kalmakta ısrar eden bir tutum izlemektedir.
Dolayısıyla CHP, ilkeli bir tutum alarak yönünü ikirciksiz, tereddütsüz ve sınırlandırmaya çalışmadan halklara dönmek durumundadır. Bunun güncel formülasyonu olan Barış ve Demokratik Toplum sürecine sahip çıkmak, CHP’nin demokrasiye ve halklara karşı sorumluluğudur.
O nedenle CHP; Kürtlerle, Alevilerle, işçilerle, kadınlarla, emeklilerle, emekçilerle, öğrencilerle, tüm mağdur ve yoksullarla birlikte kararlı, etkili ve sonuç almaya kilitlenmiş bir mücadeleye girişmek zorundadır. CHP’ye yönelik olarak Erdoğan’ın sürdürdüğü baskıları ve saldırıları püskürtmenin, yapılan bütün kumpasları boşa çıkartmanın ve geleceği kurtarmanın yolu da bu birleşik ve demokratik mücadeleden geçmektedir.
Aziz Tunç – 09.05.2026























































