Seçim ve demokrasi | Aziz Tunç
CHP bir süreden beri erken veya ara seçim yapılmasını talep etmektedir. Erken seçim yapıldığında Erdoğan’ın tek adam rejiminin yıkılacağı hesaplanmaktadır. Seçim sistemi ve kamuoyu anketlerine bakılarak yapılan bu değerlendirme, görünüşte doğru ve hatta yaratıcı ve isabetli bir çözüm gibi görünmektedir. Ancak bu bakış açısı, Erdoğan’ın iktidar tarzını, yapısını ve dayandığı zemini anlamamak demektir.
Çünkü Erdoğan Türk devletini ele geçirmiştir. Seçimlerle veya başka biçimde iktidardan gitmemek üzere bir sistem kurmuştur. Erdoğan, hükümete geldiğinde ilk fırsatı yakaladığında bu sistemi değiştirmeye başlamıştır. Kamuoyunun yakından bildiği bir dizi düzenleme ve operasyon sonunda Türk devleti, Erdoğan’ın tek başına her boyutuyla ele geçirdiği bir aparata dönüşmüştür. Bütünüyle kendisine hizmet edecek şekilde değiştirilmiştir. Bunun için her koşulda seçimleri kazanmasını sağlayacak bir sistem oluşturmuştur. Ayrıca Erdoğan’ın iktidarını önlemeye yönelik hiçbir girişime ve çabaya fırsat ve imkân vermeyecektir. Bunun için her türlü düzenlemeyi ve hazırlığı yaptığından kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Yaşadığı sürece hiçbir seçim, Erdoğan’ın iktidardan düşmesini sağlamayacaktır. İşin daha dikkat çekici yanı da bu gerçeğin herkes tarafından biliniyor olmasıdır. Herkesin bildiği bu gerçeğin elbette sosyal ve siyasal dayanakları bulunmaktadır.
Birincisi, Erdoğan, iktidar olmasını sağlayan ve her durumda varlığını koruyan bir kitle desteğine sahiptir. Erdoğan’a verilen bu kitle desteği, güncel siyasal gelişmelerden etkilenmeyen bir kitle desteğidir. Söz konusu desteğin tarihsel, sosyal, kültürel ve siyasal boyutları bulunmaktadır. Bu kitle desteği, cumhuriyetin kuruluşunda ortaya çıkan karşıtlığın sonucunda verilen bir destektir.
Bilindiği gibi o dönem, İttihat ve Terakki Fırkası (İTF) ve takipçisi olan Kemalist kliğe karşı çıkan, padişahın ve halifeliğin devamından yana olan bir klik bulunmaktaydı. Bu iki klik arasındaki iktidar kavgasını padişah ve halife yanlıları kaybetmiştir. Ancak iktidar kavgasından vazgeçmeyen bu padişahçı ve halifeci kesim, Erdoğan’la birlikte iktidarı almıştır. Rövanş almanın motivasyonunu yaşayan bu padişahçı ve halifeci klik, iktidara dört elle sarılmış durumdadır. O nedenle bugün yüzde 30’larda olduğu düşünülen bu kitle desteği, mevcut koşullarda iktidarın bütün hatalarına rağmen devam etmektedir. Bu kitle desteğine yüzde 10’lara yaklaşan ırkçıların oyları eklendiğinde durum biraz daha Erdoğan’ın lehine gelişecektir. Ancak Erdoğan’ın kazanması için henüz yaklaşık yüzde 10 civarında oya daha ihtiyaç vardır. Zaten seçimler de bu oylar üzerinden şekillenmektedir. Bu oyların kazanılması gerekmektedir.
İkinci olarak Erdoğan bu ihtiyacı giderecek, bu oyları kazanacak bir sistem geliştirmiştir. Burjuva demokratik sistemler, normal koşullarda kuvvetler ayrılığı ilkesine göre düzenlenmiştir. Buna göre yürütme, yasama ve yargı ayrı ayrı güçlerdir. Devletin bütün imkânlarını kullanan yürütme gücü ve seçimler, bağımsız yargının denetimine tabidir. Elbette burjuva demokratik sistem, savunulması gereken en ideal sistem değildir. Ancak en azından kurallara ve bir hukuka bağlıdır.
Erdoğan bu sistemin bütün özelliklerini değiştirmiş, bütün güç odaklarını avuçlarının içine almıştır. Yürütme, yasama ve yargı; yani seçimleri kazanması için gerekli olan her imkân Erdoğan’ın elinin altındadır.
Buna rağmen, ola ki Erdoğan seçimleri kaybetti. O zaman da elindeki medya gücü, mahkemeler, polis, jandarma ve ordu marifetiyle seçimleri gasp edebilmektedir.
Burada anlatılanların hepsi yaşandı. 7 Haziran 2015 seçimlerini hatırlayalım: HDP 82 milletvekili çıkarmıştı. Erdoğan tek başına hükümet kuramıyordu. Erdoğan, yasal gereklilikleri yerine getirmeyerek seçimleri gasp etmeye yönelmiştir. Bununla yetinmemiş, 1 Kasım 2015’e giden süreçte Ankara Gar katliamı, Diyarbakır HDP mitingine ve daha birçok yere yapılan saldırılarla seçim sonuçları Erdoğan’ın isteğine uygun olarak şekillendirilmiştir. Herkes emin olabilir ki ondan sonraki bütün seçimler gasp edilmiş, hak edilmemiş seçimlerdir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, Erdoğan’ın faşist tek adam rejiminden kurtulmak bu yolla olmayacaktır.
Bütün bu gerçekler ortadayken Erdoğan’ın seçim kaybedeceğini düşünerek erken seçim çabasını temel stratejik politika olarak hayata geçirmeye çalışmak, çözümleyici ve isabetli bir politika değildir.
Bu gerçeklere rağmen CHP, erken seçimle Erdoğan’ın tek adam rejimini yıkabileceğini düşünüyor ve bu politikayı geliştirmiştir.
Bugün diyelim ki CHP’nin istediği gibi erken veya ara seçim yapıldı. Erdoğan’ın yapılacak seçimin demokratik ve hukuka uygun bir seçim olmasına fırsat ve imkân vereceğini düşünmek büyük bir öngörüsüzlük olmaz mı?
Bu şekilde kitleleri yanıltan bir algı yaratmak ve toplumun enerjisinin boşuna heba edilmesinin sorumluluğunu taşımak o kadar basit mi?
Belirtilen gerçekliği tespit etmek ve bilince çıkarmak, kesinlikle Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünün yıkılmayacağı anlamına gelmez, gelmemelidir.
Tam tersine bu tespiti yapmak, Erdoğan’ı gerçekten yıkmayı sağlayacak bir mücadele yolunun çizilmesi için gereklidir.
Erdoğan’ın faşist tek adam rejimi yıkılabilir, yıkılmalıdır. Bu çok mümkün ve yakındır. Bunun için Kürtler, Aleviler, demokrasi güçleri, kadınlar, emekçiler, gençler, yoksullar, köylüler ve işsizler yeni bir mücadele ruhu ve programı geliştirebilirler.
Bu sisteme karşı değişik düzeylerde ve biçimlerde memnuniyetsizliklerini ortaya koyan bütün toplumsal kesimler, somut beklentilerin ve amaçların bilinmeyen bir geleceğe ertelenmediği bir mücadele perspektifi geliştirebilirler. Geniş ve yaygın kitlesel itirazları örgütlü politik bir enerjiye dönüştürebilirler. DEM Parti ve devrimci demokratik güçler, Kürtler ve Aleviler oldukça net ve belirgin bir politik mücadele sürdürmektedirler.
Tam bu noktada CHP, erken/ara seçim gibi taleplerinin yanında esas olarak belirtilen mücadeleyle ortaklaşmalıdır.
Özellikle gündemde olan barış ve demokratik toplum projesinin en ileri düzeyde sahiplenilmesi çok önemli ve değerli sonuçlar yaratacaktır. Bu zemin üzerinde bütün muhalif güçlerle birlikte bir mücadele, sürecin ve dönemin hayati ihtiyacıdır.
Sonuç alıcı yöntemlerle sürdürülecek kitlesel bir mücadele hem Erdoğan’ın diktatörlüğünü yıkacak hem Kürt sorununu, Alevi sorununu çözecek hem de gerçekten demokratik gelişmelere imkân yaratacaktır.
Aziz Tunç – 16.04.2026








![“Şark meselesi [Türkiye] ve Marksizm” kitabı ile “Süreç” üzerine | Mustafa Yavuz](https://www.avrupademokrat9.com/wp-content/uploads/2026/04/mustafa-yavuz-1-136x78.jpg)















































