Makaleler

Published on Mayıs 3rd, 2026

0

Alevilere küfretmenin dayanılmaz cazibesi | Aziz Tunç


İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü yaşanıyor. Yıllardır yaşanan 1 Mayıs’ı yaratan ve katledilen, ayrıca yıllardır kutlanan 1 Mayıslarda katledilen tüm emekçileri saygı ile anıyor, Bıjı Yek Gulan diyerek 1 Mayıs’ı kutluyorum. Sömürü ve zulüm makinası olan bu emperyalist kapitalist sistemi yıkmak, bunun için işçi sınıfıyla birlikte mücadele etmek bütün ezilenlerin görevi ve sorumluluğudur ve insanlığın kurtuluşu bu mücadelenin başarısıyla sağlanacaktır.

Bilindiği gibi işçilerin yanında farklı toplumsal kesimlere yönelik saldırılar ve baskılar da bitmeden devam etmektedir.

Tam da 1 Mayıs’ın ön gününde Alevi halkına yönelik böyle bir saldırı yapılmıştır. Bu saldırıya karşı tutum almak işçi sınıfının mücadelesine güç katmayı sağlayacaktır.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü bitiren, ayrıca Fransa’da eğitim gören ve 1996 yılından beri yazı, kitap yazan sözde yazar Mine G. Kırıkkanat, “kılıç artığı” diyerek Alevilere ve bütün soykırım mağduru halklara hakaret etmiştir.

“Kılıç artığı” ne demektir? Bu deyim, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Ermenilere, Rumlara, Süryanilere, Yahudilere, Kürtlere ve Alevilere karşı yapılan katliamlarda bir biçimde sağ kalabilmiş insanlara aşağılamak amacıyla söylenen bir ifadedir. Yani bu topraklarda soykırım mağduru olan toplumsal kesimlerden birindeyseniz ve sağ kalmışsanız, “kılıç artığı” sayılırsınız. Soykırımcı Mine Kırıkkanat da geçmişte yaşattıkları soykırımları hatırlatarak, soykırımlardan sağ kalanlara “önceden yaşattığımız soykırımı bir kez daha yaşatmamızı istemiyorsanız sesinizi çıkarmayın” demeye getirmiştir. Böylece “kılıç artığı” ifadesini bir tehdit dili olarak kullanmıştır.

Egemen ulusun kibrini kuşanmış olan bu ırkçı kadın, 8 Mayıs 2016’da BirGün gazetesine verdiği bir röportajda Kürt kadınlarına da hakaret etmiştir. Yani bu kadın kemikleşmiş bir soykırımcıdır ve bu yaklaşımını yalnızca Alevilere değil, Kürtlere ve kendisi gibi düşünmeyen herkese yönelik olarak sürdürmüştür.

Bu topraklarda farklı toplumsal kimliklere hakaret etmek sadece Alevilere yapılmamaktadır. Aynı zamanda Ermenilere “Ermeni oğlu Ermeni” denilerek, Yahudilere ve Rumlara da benzer şekilde hakaretler edildiği bilinmektedir.

Görüldüğü gibi Alevilere ve farklı etnik ve dinsel kimliklere küfretmek zamanlar üstü ve her durumda tekrar edilen bir cazibe taşımaktadır. Farklı sosyo-politik atmosferlerde ve birbirinden bağımsız biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. O nedenle bu topraklarda Sünni Türk İslam toplumunun dışındakilere yaşama imkânı tanınmamaktadır.

Çünkü bu durum özgün koşullarda ortaya çıkmış basit bir tutum değildir. Bu tutum, sistemli ve sürekli olarak sürdürülen ve karşılığında hiçbir müeyyidenin olmadığı politik bir tutumdur.

Öyle olduğu içindir ki cumhuriyetin ilk yıllarında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, yıllar önce Güner Ümit, daha sonra Mehmet Ali Erbil gibi birçok sözde tanınmış unsur, farklı zamanlarda ve birbirlerinden bağımsız biçimde aynı hakaretleri yapmışlardır.

Adı geçen hakaretlere karşı Alevi toplumu ve demokrasi güçleri gerekli cevabı verdikleri gibi, aynı tepkiyi soykırımcı Mine Kırıkkanat’ın bu aşağılık ifadesine karşı da göstermişler; böylece bu soykırımcılara prim vermeyeceklerini ortaya koymuşlardır.

Bunun üzerine adı geçen yazar “bu sözün anlamını bilmediğini” ileri sürerek güya özür dilemiştir. Bunun samimiyetten uzak, karşısındakileri aptal yerine koyan bir özür olduğu her hâliyle sırıtmıştır. Üniversitenin sosyoloji bölümünden mezun olacaksın, yıllarca yazı yazacak, güya fikir üreteceksin ve ülkede defalarca soykırıma uğramış olan bir toplumu tanımayacaksın! Bu büyük bir yalan ve aynı zamanda okuyucuya ve Alevi toplumuna karşı en büyük saygısızlıktır.

Zaten sözde yazar daha sonra sosyal medya hesabında yaptığı “kazandınız kötüler” paylaşımıyla özrünün sahte olduğunu ya da “özrü kabahatinden büyük” denilen türde bir özür olduğunu kendisi ortaya koymuştur. Sözde yazar bu şekilde davranarak kendisini eleştiren Alevi toplumuna ve demokrasi güçlerine karşı bir kez daha tavır almış ve bu tutumuyla da söylediklerine sahip çıkmıştır.

Şimdi sırasıyla şu soruların cevabını arayalım. Bu yazar neden, hangi koşullarda ve nasıl Alevi toplumuna karşı bu hakareti yapabilmektedir? Bir, yazar egemen ulusun ırkçısı olmanın üsttenciliğiyle, bütün ezilen uluslara karşı duyduğu kinin ve nefretin sonucunda bu kötülüğü kusmaktadır. İki, bu yazar egemen olan ırkçı ve soykırımcı sosyo-politik ortamın verdiği rahatlıkla bu hezeyanlarını ifade edebilmektedir. Yani Osmanlı’dan devralınan ve cumhuriyet döneminde en kanlı biçimiyle sürdürülen soykırımcı politikalar, söz konusu kadının pervasızca bu şekilde yazmasına imkân tanımıştır.

Üç, bu kadın etrafına yaydığı ırkçı zehirle halklar, toplumlar ve inançlar arası düşmanlığı körükleyerek nefret tohumları ekmekte, katliamlar ve soykırımlar zeminini hazırlamaktadır. Bu kapsamda soykırımcıları toplumun muteberleri olarak sunmak da bu tür sözde yazarların görevleri arasındadır.

Yani bu kadın soykırımcı mekanizmanın/politikasının bir aparatıdır; ne kendisi yanlıştır ne de yaptığı yanlıştır. Tam tersine verilen politik görevi yerine getirmiştir. Böylelerinin soykırımcı mekanizma içinde rolleri düşmanlıkları güncellemek, katliamın ateşini harlamak ve saldırı öncesi ortamı hazırlamaktır.

Böylelerinin mevcut koşullarda en muteber varlıkları, Türklük ve İslam adına kıyım yapan M. Ağarları, Yeşilleri, Çatlıları, Kırcıları, Çakıcıları, Pekerleri ve daha nice katliamcıyı topluma idol olarak sunmaktır. Mine G. Kırıkkanat katliamcı mekanizma içindeki bu görevini yerine getirmiştir.

Sonuç

Konuyla ilgili bir başka noktaya da dikkat çekmek gerekir. Mine Kırıkkanat katı bir Kemalisttir. Daha önce Alevilere karşı benzer yaklaşım sergileyenlerin büyük çoğunluğu da farklı düzeylerde aynı düşünce çizgisine sahiptir. Örneğin CHP’nin üst düzey yöneticilerinden Onur Öymen’in Dersim nefreti unutulmadı.

Bu kişiler ve Mine Kırıkkanat, Alevilere karşı saygısız davranmaktan en küçük bir tereddüt duymamışlardır. Çünkü Kemalizm, Alevi toplumunun sandığı gibi Alevilere yakın değil, tam tersine Alevi düşmanı bir politik güçtür.

O nedenle Mine Kırıkkanat’ın yazdıklarının bu tarihsel ve siyasal arka planda beslendiği unutulmamalıdır. Ayrıca bu soykırımcı söylem ve uygulamalardan kurtulmanın, bu tür saldırıları püskürtmenin yolu vardır. Yapılması gereken, Alevilerin, Kürtlerin, demokrasi güçlerinin ve devrimci sosyalist kesimlerin sürdürülen mücadeleyi daha ileri bir noktaya taşımaktır. Demokratik bir ortamda nefret söylemlerini kullanmak bu kadar cazip, kolay ve mümkün olmayacaktır.


Aziz Tunç – 03.05.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑