Makaleler

Published on Mart 2nd, 2026

0

Halkın petrolü, burjuvazinin yanılgısı ve emperyalizmin dişleri | Erkan Karakaplan


Tarih, sınıf mücadelelerinin kesintisiz bir akışıdır. Bugün geriye dönüp 1950’lerin İran’ına baktığımızda, sadece bir “hükümet değişimi” ya da “diplomatik kriz” görmüyoruz. Gördüğümüz şey; yarı-sömürge bir halkın prangalarını kırma girişimi ve bu girişimin, ulusal burjuvazinin tereddütleri nedeniyle trajik bir biçimde boğulmasıdır.

Kağıttan kaplanlar ve gerçek zincirler

Muhammed Musaddık, 1951’de petrolü millileştirme kararı aldığında, aslında İngiliz emperyalizminin kalbine bir hançer saplamıştı. Halk sokaklara döküldü, milli gurur şaha kalktı. Ancak Musaddık’ın yaptığı en büyük hata, düşmanının doğasını yanlış anlamaktı. Başkan Mao’nun dediği gibi: “Emperyalizm ve tüm gericiler kağıttan kaplandır.” Ancak bu kaplanı alt etmek için yalnızca kağıt üzerinde yasalar çıkarmak yetmez; kitlelerin devrimci gücü ve sarsılmaz örgütlülüğü gerekir.

Musaddık, sömürgeci İngiltere’ye karşı “demokratik” Amerika’dan medet umdu. Bu, kurttan kaçarken aslanın pençesine sığınmaktı. Emperyalizmin farklı renkleri olabilir ama özü tektir: sömürü.

Devrimci bir öncünün yokluğu

O dönemde İran sokaklarında büyük bir enerji vardı. İşçiler ve köylüler ayağa kalkmıştı. Fakat Musaddık, bir “milli burjuva” lideri olarak kitlelerin bu devrimci potansiyelinden çekindi. Toprak ağalarını (feodal kalıntıları) tamamen tasfiye edecek bir toprak reformuna girişemedi. Köylüyü toprakla, işçiyi emeğinin gücüyle buluşturamadı.

Öte yandan revizyonist Tudeh Partisi, Sovyetler Birliği’ne kuyrukçu bir çizgi izleyerek gerçek bir Marksist öncü rolü üstlenemedi. Halkı stratejik bir hedef doğrultusunda birleştirecek, sahte demokrasilere kanmayacak bir öncü partinin yokluğu, 1953 darbesinin önünü açtı.

1953: Komprador ihaneti

Ağustos 1953’te CIA ve MI6 düğmeye bastığında, karşılarında silahlanmış bir halk ordusu değil; parlamento koridorlarında hukuk arayan bir başbakan buldular. Şah ve çevresindeki komprador burjuvazi (Batı işbirlikçileri), efendilerinin emirlerini harfiyen uyguladı.

Musaddık’ın trajedisi, parlamenter sisteme ve burjuva demokrasisine olan sarsılmaz güveniydi. Oysa ordu ve polis, halkın değil; mülk sahibi sınıfların ve onların emperyalist ortaklarının elindeki birer baskı aygıtıydı. Bu aygıtı parçalamadan özgürlük kazanılamazdı.

Tarihin dersi

Bugün 1953 darbesinden çıkaracağımız ders nettir: Emperyalizme karşı mücadele, reformlarla ya da diplomatik manevralarla kazanılamaz. Devrim, kitlelerin eseridir ve kitleler ancak doğru bir ideolojik rehberlikle zafere ulaşabilir. Musaddık onurlu bir yurtseverdi, fakat devrimci değildi. Onun yenilgisi, sömürge halklarına şunu öğretti:

Emperyalizmle uzlaşılmaz; o yalnızca yıkılır.


Erkan Karakaplan – 02.03.2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑