Makaleler

Published on Şubat 15th, 2026

0

Türk Devletinin yeni Kürt operasyon sahası Irak | Halil Gündoğan


Türk devletinin yeni hedefi

Başta Türk devletinin dışişleri ve savunma bakanın ve keza Erdoğan’ın baş hukuk danışmanının eş zamanlı yaptıkları açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Türk devletinin yeni Kürt operasyon sahası artık Irak. Tabii operasyonun açık ve doğrudan hedefi Irak devleti değil. Operasyonun ilk ve doğrudan hedefi, başta PKK etkinliğinde olduğu iddia edilen Ezidi Kürtlerinin yurdu Şengal, BM denetimi altında bulunan Mahmur Kampı ve PKK’nin Kandil başta olmak üzere, G. Kürdistan’da üslenmiş olduğu tüm diğer alanlardaki silahlı ve kurumsal yapılarıdır.

Şengal ve Mahmur öncelikli hedef

“Şengal’de oluşturulan yarı özerk statü ve keza Mahmur Kampı, zaten öteden beridir Türk devletinin açık hedefiydi. Temel gerekçe, bu her iki alanın da “PKK’nin yeni üs sahası” olduğuydu. Dolayısıyla da bir şekilde tasfiye edilmesi, bir “beka” sorunuydu. Tabii bu her iki alana doğrudan fiili askeri operasyon düzenlemek hukuki yönüyle çok da kolay değil. Çünkü bilindiği gibi Mahmur Kampı BM denetiminde kurulmuş yasal ve meşru bir yer. Dolayısıyla da buraya doğrudan bir askeri operasyon düzenlemenin bazı getirileri olacaktır. Aynı şekilde Şengal de hukuki olarak, BM üyesi, “bağımsız ve egemen devlet” sıfatına sahip Irak’ın egemenlik sahası içinde yer alıyor. Dolayısıyla da Irak devletinin açık veya örtük onayı olmaksızın buraya da korsan askeri bir operasyon çekmenin birtakım getirileri olacaktır. Nitekim H. Fidan’ın “sırada Irak var” şeklindeki küstah sözleri Irak tarafından sert bir şekilde kınandı. Irak büyük elçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılarak uyarıldı vs.

Yapay “meşru” gerekçe

Fakat içine girilen haydutluk ve korsanlık süreci, uluslararası sözleşme ve karşılıklı güvenceleri hükümsüz kıldığından; saldırganlığı önleyici ve caydırıcı bir mekanizma bulunmuyor. “Ulusal çıkar ve güvenlik” bahanesi ardına sığınan haydut ve zorba güçler, rahatlıkla başka ülkelerin toprak bütünlüğü dahil, tüm diğer egemenlik haklarını hiçe sayarak askeri operasyonlar çekme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar da. Dolayısıyla da Türk devleti öncelikle bu her üç sorunun çözümünü Irak devletinden isteyecektir, istiyor da. Ancak Irak devletinin bugüne kadar herhangi somut sonuç alıcı bir adım atmamasını gerekçe göstererek, “uluslararası meşru savunma hakkı” çerçevesinde bu operasyonu doğrudan kendisi gerçekleştirebilir. Devlet adına yapılan söz konusu açıklamalar da zaten bunun “meşru zeminini” oluşturma amaçlıdır.

PKK’ye ültimatom

Suriye sahasından aldıkları sonucun da “vurucu etkisi” ile PKK’ye ültimatom çekiyorlar: “Suriye’den ders çıkarın ve kendinizi boşuna ezdirmeyin. Efendice kendinizi tasfiye edin. Şengal, tıpkı Rojava gibi merkezi Irak devletine entegre olsun. Mahmur Kampını tamamen boşaltın. PKK olarak tüm silahlarınızı derhal teslim edin. Mağara ve tünelleri devlete teslim edin ve örgütsel tüm yapınızı da tasfiye ederek, Kandil ve G. Kürdistan’dan çıkın gidin. Kurucu önderliğiniz zaten 27 Şubat çağrısıyla size bu buyruğu verdi. Buna uymaz veya ayak direrseniz, Rojava operasyonu benzeri bir operasyona hazır olun. ‘Şengal’i biz havadan, Haşdi Şabi güçleri karadan harekete geçerek üç günde düşürürüz.’ (Bu sözler H. Fidan’a ait.) Mahmur Kampının boşaltılması gerektiğini, oradakilerin ve hatta Avrupa vb. yerlerdeki kadro ve militanların komün yaşamı örgütlemek üzere Türkiye’ye gelmeleri gerektiği fikri, Öcalan’ın da fikri ve buyruğudur. PKK ise zaten kongre kararıyla kendisini feshetti. Haliyle PKK ye bağlı silahlı silahsız tüm yapıların da kendilerini bir an önce tasfiye etmesi gerekiyor. Aldığınız bu karara ve Önderliğinizin kesin buyruğuna uymazsanız, sonuçlarına katlanmaya hazır olun.”

Yani sözün özü, PKK bütün bunların gereğini barışçıl bir şekilde yerine getirmez ve de Irak devleti de kendisinden istenen bu operasyonları gerçekleştirmeye yanaşmaz ise, Türk devletinin gerek Haşti Şabi ve gerekse İŞİD ve diğer paramiliter çete güçleriyle koordineli bir operasyon çekeceği kuvvetle olasıdır.

Gerekçeler farklı olsa da hedef ortak

Tabii Irak sahasında düşünülen operasyonun hedefinde sadece bunlar yok. Gerek Tom Barrack’ın “federasyon tarzı Irak’a uygun değil.” şeklindeki küstah hükümran buyruğu ve gerekse Erdoğan ve devlet adına söz kuran M. Uçum’un, “Bölgesel yönetimin merkezle uyumunu sağlaması, güçlendirmesi ve Irak’ın birliğinin ayrılmaz parçası olmasıyla geleceklerini tam güvence altına alabilir. Bu konuda önümüzdeki dönem yeni gelişmeler olacağı beklenebilir.”  Şeklinde ki diplomatik ayar çekici beyanatı Güney Kürdistan’ın federasyon yapısına da bir şekilde bir ayar çekmek istediklerini ortaya koyuyor.

Tom Barrack tarafından doğrudan federasyon siteminin hedefe konması, Türk devleti açısından elbette bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirilecektir. Ancak ABD bu federasyonun tasfiyesi için fiili olarak harekete geçmez ise, Türk devletinin bunu kendi başına yapma ihtimali hayli düşük olacaktır. Çünkü sorun ABD’nin, kendisinin bir mandası pozisyonunda olan Irak’ı nasıl dizayn etmek istediğiyle alâkalı bir sorun olduğundan; Türk devletinin buna rağmen bu kesitte bir şeyler yapma lüksü pek olmayacaktır. En nihayetin de M. Uçum’un dile getirdiği çerçevede bir müdahale seçeneği olabilir.

ABD’nin hesapları İran merkezli

ABD’nin Irak politikasını ise esas olarak İran’a karşı Irak’ı istediği şekilde konumlandırıp konumlandırmayacağı belirleyecektir. Dolayısıyla da gerek Irak’ın mevcut hükümetinin ve gerekse Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin mevcut statüsünü koruyup koruyamayacaklarını, ABD’nin İran operasyonunda kendilerine ön görülen rolleri kabul edip etmemeleri belirleyecektir. Bu görevlerin başında, İran’ın Irak içindeki Şii milis gücünün tasfiye edilmesi operasyonunda aktif olarak yer almaları gelir. Tom Barrack’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin federal yapısını, adeta bir şantaj unsuru olarak, gündeme getirmesinin altında yatan esas nede de bu olsa gerek.

Keza Suriye’deki İŞİD elemanlarının önemlice bir kısmının Irak’a nakledilmeleri, öte yandan Saddam’ın kızının devreye sokulup, Colani ile Sunni Arap ittifakı oluşturarak İran’ın Irak’taki Şii dayanağını tasfiye etme girişimlerinin ardında yatan neden de budur.

Türk devletinin önceliği

Yani özetle Irak hem Türk devletinin ve hem de ABD’nin başını çektiği şer cephesinin yeni operasyon sahası durumunda. Türk devletinin öncelikli hedefi, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, “Terörsüz Türkiye ve bölge” yaftası altında, Irak’ta da Apocu Kürt Siyasal Hareketinin denetiminde olan Kürt oluşumlarını tasfiye etmek olacaktır. Gerisi, ABD’nin İran operasyonunda kendisine yüklediği görev kapsamında şekillenecek esasen.

PKK’nin olası tutumu

Apocu Kürt Siyasal Hareketinin Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı gereğince davranarak, Türk devletinin Şengal’e fiili bir askeri operasyon çekmesine zemin sunmadan, “barışçıl yolla” sorunu çözmeyi tercih edeceği kuvvetle muhtemel olan seçenek gibi duruyor. Mahmur Kampının boşaltılması da aynı şekilde “barışçıl” bir şekilde gerçekleştirilecektir. Çünkü bu da zaten yine doğrudan Öcalan talimatı gereğince böyle olmak zorunda. Kandil ve G. Kürdistan’daki silahlı PKK oluşumlarının tasfiyesi sorunu ise aslında fiili bir askeri operasyonu gerektirmiyor. Çünkü bu sorunun çözümü, Türk devletinin bu güçlerin legal alana entegrasyonunu sağlamak için gereken yasal ve hukuki koşulları oluşturmasına bağlı. Nitekim Öcalan ile devletin sorun özgülündeki mutabakatı bunu öngörüyor. Dolayısıyla da normalde olması gereken bu. Ama yine de Türk faşizminin bir operasyon dayatmasıyla; “Hayır, koşul yok. Madem kendinizi feshettiniz, silahlarınızı da derhal teslim edin ve bireysel olarak sivil yaşama dönün” tavrı takınabilir. Bu durumda PKK’nin tavrının ne olacağını kestirmek çok da kolay olmaz. Öcalan’a rağmen direniş kararı alıp, Türk devletinin façasını bir kez daha bozma seçeneğine baş vururlar mı acaba?

Demokrasi güçlerinin tutumu

Apocu Kürt Siyasal Hareketinin tavrından bağımsız olarak, başta komünistler olmak üzere sol-sosyalist ve bir bütün olarak demokrasi güçlerinin Türk devleti ve ABD’nin Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı kapsamında oluşturdukları irade ve tercihlerine yönelik her türlü müdahalesine kararlıca karşı çıkma sorumluluğu vardır. Sessizce seyirci kalmak, objektif olarak suç ortaklığı anlamına gelir. PKK direnişi tercih ederse, bu direnişe de amasız fakatsız sahip çıkıp destek vermek, olmazsa olmaz tarihi bir görev olacaktır.   


Seçtiklerimiz: Halil Gündoğan – 15.02.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑