Stuttgart’ta Çerçeve Yasa, Tasfiye Süreci ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin panel
Almanya’nın Stuttgart kentinde AVEG-KON, ATİK ve ADHK tarafından Çerçeve Yasa, Tasfiye Süreci ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin panel düzenlendi.
Atılım Stuttgart
Stuttgart’ta Çerçeve Yasa,Tasfiye Süreci ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin panele konuşmacı olarak Marksist Teori yazarı Arif Çelebi, ATİK Başkanı Süleyman Gürcan ve ADHK temsilcisi konuşmacı olarak katıldı.
Verimli, etkin tartışmalarla süren Panel, sunum ile soru ve cevaplar, fikirler, eleştiriler şeklinde iki bölümde gerçekleşti. Konuşmacılar 1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nü selamlayarak ve Ölümsüzleşenleri saygıyla anarak sözlerine başladı.
İlk sözü alan ATİK Başkanı Süleyman Gürcan, Almanya genelinde 34 kentte ağırlıklı olarak gençliğin yer aldığı eylemlere 100 bini aşkın kişinin katıldığını, başta Fransa olmak üzere Avrupa’da işçi ve emekçilerin, gençliğin artık eskisi gibi yönetilmek istemediklerini, kapitalizme duydukları öfkeyi bu isyan hareketleriyle ortaya koyduğunu belirtti. Emperyalist savaşa hazırlanan kapitalist, emperyalist ülkeler, savaş politikalarına, ırkçılığa sarılırken bir yandan da devrim ocaklarını söndürme, devrimci odakları tasfiye etme politikası izliyor” dedi.
Gürcan, “Nepal’de Maocu gelenekten gelen tasfiyeci revizyonist hareket bir burjuva harekete dönüşürken, eski gerilla komutanları dahi yeni dönemin burjuvaları oldu. Benzer uygulamaları Kolombiya’da ve Hindistan’da da gördük, tasfiyeci klikler mücadeleye ihanet ederken, onlardan kopuşanlar ise ağır darbelerle tasfiye edilmeye çalışıldı. Lübnan’da Hizbullah’a, Filistin’de Hamas’a darbeler indirildi, şimdi Yemen’de Husiler tasfiye edilmek isteniyor. PKK’nin tasfiyesi ile Güney Kürdistan özerk yapısının tasfiye edilmesi isteği ve süren tartışmalar, bu süreçten bağımsız değil” diye konuştu.
Marksist Teori Dergisi yazarı Arif Çelebi de, tasfiye sürecinin öyle anıldığı gibi Meclisin açılışı ile Bahçeli’nin DEM Partililerin elini sıkması, kardeşlik demagojisiyle başlamadığını, devletin en üst düzeyde yetkili yöneticileriyle İmralı’da Öcalan ile yürütülen tartışmaların ardından başladığının altını çizdi.
Çelebi, Öcalan da yürütülen bu tartışmalara zemin hazırlamak amacıyla önce silahlar bırakılmalı, illegal örgüt tasfiye edilmeli, sonra Kürtlerin ulusal hakları için mücadele edilmeli şeklindeki analizlerini, 27 Şubat’ta hazırladığı bir deklarasyonla kamuoyuna açıkladığını vurguladı. Ardından yayımlanan Manifestoyla da dört parça Kürdistan’da Kürt Hareketi, entegrasyon adı altında devletlerle ortak çalışmalar yürüterek devletleri demokratikleştirmeye çalışacaklarını, bununla birlikte Kürtlerin haklarını zamanla elde edebileceklerini belirtti. “Biz daha sürecin başından beri bunun hayalden öte bir şey olmayacağını, böyle bir tasfiye sürecinin Kürt halkına değil bir takım kazanımlar sağlaması, aksine mücadelesine çok büyük zarar vereceğini defalarca açıkladık. Bugün gelinen aşamada iki yıldır süren oyalama taktiği ile hareket etkisiz bir şekilde pasif hale getirilerek, bu süreçte Kürt Hareketi’nin mücadele dinamiği çürütülmek isteniyor” diye konuştu.
Çelebi, Rojava Devrimi’nin de yine aynı bakış açısıyla tasfiye edildiğini, son HTŞ çetesi ile yapılan anlaşmanın da kısmi idari özerklik talepleri ekseninde yapıldığını, bu doğrultuda Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Danışmanı olduğunu sözlerine ekledi. Rojava Devrimi’ni savunan yerli güçlerin halen orada olduğunu, Kürtlerin ulusal ve demokratik hakları için mücadeleye devam ettiğini ifade eden Çelebi, “Oradaki devrimci komünist güçler, Rojava Devrimi’nin, Kadın Devrimi’nin kazanımlarını savunmaya devam edecektir” diye konuştu.
ADHK Temsilcisi ise yaşanılan bu süreci; “Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında uygulanacak emperyalist politikaları rahatça hayata geçirmek için direnişçi çizgide var olan ve onlar için tehlikeli olan yapıların ortadan kaldırılma süreci olarak görmek gerekir. Bu sadece Kürt Hareketi’ni kapsayan bir tasfiye dalgası da değil, örneğin 3 Şubat’ta bir günde 100 kadar ESP yöneticisinin tutsak alınması da bir tasfiye saldırısıdır. Çerçeve yasa denilen tasfiyeci, teslimiyetçi yasaya aynı zamanda rehin yasası da demek gerekir. Çünkü bu yasa Kürtlerin siyasi temsilcilerini beş yılı bulan siyaset yasağı ile Kürt halkını rehin alan bir yasadır” diye değerlendirdi.
ADHK Temsilcisi, “Bu yasada Kürt ifadesi dahi geçmezken Kürtlerin ulusal demokratik taleplerine dair hiçbir şey yok. Tamamen PKK’nin silah bırakma ve örgütü tasfiye etmeye dönük bir yasadır. Faşist diktatörlüğün olduğu bir ülkede demokratik devrim gerçekleşmeden burjuva demokrasisine geçmek de mümkün değildir. Geçmişte Özal döneminden bu yana demokratikleşme isteği dönem dönem işbirlikçi Türk burjuvazisinde görüldü ancak ABD Emperyalizmine bağımlılık ve uluslararası durum her dönemde bunun önüne geçti, iktidar faşist rejimini sürdürmeye devam etti. 3. Emperyalist savaş sürecinde de bu tutumundan vazgeçmeyecektir ” ifadelerini kullandı.
İkinci bölümde soru ve cevaplar ile görüşlerin dinlenmesi ve bununla birlikte canlı yürütülen tartışmalarla panel verimli ve aydınlatıcı analizler, değerlendirmelerle sona erdi.























































