Sırbistan

Published on Ekim 27th, 2026

0

Sırbistan’da öğrenci hareketinin zaferi ve önündeki sınav

Sırbistan’da Öğrenci Listesi’nin parlamento seçimlerinde çoğunluğu kazanması, Aleksandar Vučić’in 14 yıllık iktidar hâkimiyetine son verirken ülkede yeni bir siyasal dönemin kapısını araladı. Ancak seçim başarısının kalıcı demokratik ve toplumsal değişime dönüşüp dönüşmeyeceği, hareketin kitlesel mücadeleyle bağlarını korumasına bağlı olacak.

Sırbistan’da ilk kez parlamento seçimlerine katılan Öğrenci Listesi, 250 sandalyenin yaklaşık 140’ını elde ederek büyük bir başarıya imza attı. Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yıllardır sürdürdüğü siyasal egemenliğin kırılmasında, öğrencilerin öncülük ettiği ve toplumun geniş kesimlerinin desteklediği protesto hareketi belirleyici rol oynadı.

Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin yaşamını yitirmesiyle başlayan protestolar, kısa zamanda yolsuzluğa, kayırmacılığa ve otoriter yönetime karşı ülke çapında bir mücadeleye dönüştü. Hareket, 2025 yılında başbakanın istifasını sağladıktan sonra seçimlerde de iktidar değişikliğinin önünü açtı.

Ancak seçim sonuçları önemli bir soruyu da beraberinde getirdi: Sokaklarda, üniversitelerde ve işyerlerinde gelişen kolektif mücadele, parlamenter siyasetin sınırları içine girdiğinde demokratik niteliğini koruyabilecek mi?

Dragan Plavšić: Seçim zaferi mücadelenin sonu değil

Sırbistan’daki Marks21 sosyalist çevresinin ve Londra merkezli sosyalist yayın ve kampanya ağı Counterfire’ın üyesi olan Marksist yazar, siyasal yorumcu ve sosyalist aktivist Dragan Plavšić, 26 Ekim 2026 tarihinde Counterfire’da yayımlanan “Sırbistan’daki öğrenci hareketi belirleyici bir seçim zaferi kazandı” başlıklı makalesinde, seçim sonuçlarını ve öğrenci hareketinin geleceğini değerlendiriyor.

Balkanlar’ın siyasal tarihi, milliyetçilik, sosyalist hareketler ve emperyalizm üzerine çalışmalarıyla tanınan Plavšić, Andreja Živković ile birlikte 2003 yılında yayımlanan Balkan Sosyalist Geleneği ve Balkan Federasyonu, 1871–1915 (The Balkan Socialist Tradition and the Balkan Federation, 1871–1915) adlı kitabın editörlüğünü üstlendi.

Counterfire ve LeftEast gibi yayınlarda makaleleri yayımlanan Plavšić, Kosova, Bosna-Hersek ve Sırbistan üzerine yazılarında milliyetçiliği eleştirirken Balkan halkları arasında sosyalist dayanışmanın geliştirilmesini savunuyor. Rusya, Çin, NATO ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki güç ilişkilerini de sınıfsal bir yaklaşımla ele alan yazar, bölgenin büyük güçlerin rekabetinden bağımsız bir siyasal çizgi geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.

Plavšić’e göre Öğrenci Listesi’nin seçim başarısı, yalnızca Vučić yönetiminin yenilgiye uğratılması açısından değil, halkın kendi gücüne dayanarak siyasal düzeni değiştirebileceğini göstermesi bakımından da önem taşıyor.

Bununla birlikte yazar, seçim başarısının hareket açısından yeni tehlikeler doğurduğuna dikkat çekiyor. Yeni yönetimin ekonomik ve siyasal güç odaklarının baskılarıyla karşılaşacağını belirten Plavšić, öğrenci hareketinin sokaklarla, üniversitelerle ve emekçi kesimlerle ilişkisini kaybetmesi durumunda kazanımların sınırlı kalabileceğini ifade ediyor.

Yolsuzluğa karşı protestolardan iktidar değişikliğine

Novi Sad’daki tren istasyonunda yaşanan felaket, Sırbistan’da uzun süredir biriken toplumsal hoşnutsuzluğun açığa çıkmasına neden oldu. Yeniden inşa edilen istasyondaki çökme, kamu ihaleleri, denetimsizlik ve siyasi sorumluluk tartışmalarını gündeme taşıdı.

İlk olarak inşaatla ilgili belgelerin açıklanmasını ve sorumluların yargılanmasını isteyen öğrenciler, kısa zamanda daha geniş bir demokrasi mücadelesinin öncüsü hâline geldi.

Üniversite işgalleri, kitlesel yürüyüşler, yol kapatma eylemleri ve protesto gösterileri ülkenin birçok kentine yayıldı. Öğrenciler yalnızca büyük kentlerde değil, küçük yerleşimlerde de halkla doğrudan ilişkiler kurdu. Öğretmenler, akademisyenler, işçiler ve farklı toplumsal kesimler hareketin içinde yer aldı.

Hareketin dikkat çeken özelliklerinden biri, geleneksel muhalefet partelerinden bağımsız davranması ve kararların üniversitelerde oluşturulan genel kurullarda, yani plenumlarda kolektif biçimde alınmasıydı.

Seçimlere katılma kararı da bu örgütlenme anlayışının devamı olarak ortaya çıktı. Öğrenci Listesi’nin adayları üniversite ve fakülte genel kurullarında önerildi, tartışıldı ve değerlendirildi. Öğrenciler tarafından oluşturulan listede öğrenci adaylara yer verilmedi.

Akademisyenlerin, doktorların, aktivistlerin ve daha önce herhangi bir siyasi partiyle bağlantısı bulunmayan isimlerin yanı sıra Sırbistan Merkez Bankası’nın eski başkanı ve eski bir basketbol yıldızının da yer aldığı liste, oldukça farklı siyasal ve toplumsal eğilimleri bir araya getirdi.

Bu çeşitlilik geniş bir toplumsal desteğin sağlanmasına yardımcı olurken gelecekte izlenecek ekonomik ve siyasal politikalar konusunda görüş ayrılıkları yaşanabileceğine de işaret ediyor.

Öğrenci Listesi’nin programında yolsuzlukla mücadele ve kurumların hesap verebilirliği yanında geçici iş sözleşmelerinin 12 ayla sınırlandırılması, temel ilaç fiyatlarının düşürülmesi, köylerde sağlık merkezlerinin yeniden açılması ve ilk ve ortaöğretimde ücretsiz ders kitabı sağlanması gibi sosyal talepler bulunuyor.

Bu talepler, hareketin yalnızca siyasal yönetimi değiştirmekle yetinmeyip halkın günlük yaşamını etkileyen ekonomik sorunlara da yöneldiğini gösteriyor.

Ancak Plavšić, Sırbistan’ın ekonomik yapısında köklü bir değişim gerçekleşmeden yalnızca hükümetin değişmesinin yeterli olmayacağı görüşünde.

Yazara göre Vučić’in iktidardan uzaklaştırılması, ülkenin büyük sermaye çevrelerinin, çıkar ilişkilerinin ve devlet içindeki güçlü grupların etkisini kendiliğinden ortadan kaldırmayacak. Bu kesimler yeni hükümeti kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışacak.

Bu nedenle hareketin bağımsız örgütlenmelerini sürdürmesi, üniversite genel kurullarının etkisizleştirilmemesi ve işçilerin bağımsız sendikalar aracılığıyla siyasal süreçlere katılması önem taşıyor.

Demokrasinin yalnızca yöneticilerin değişmesi değil, halkın kendi yaşamını ilgilendiren kararlar üzerinde söz ve denetim sahibi olması anlamına geldiği vurgulanıyor.

Avrupa Birliği ve büyük güçlerin baskısı

Plavšić’in değerlendirmesinde dikkat çektiği bir başka konu, Sırbistan’ın dış politikada karşılaşacağı baskılar.

AB’nin Vučić yönetimiyle ilişkilerinde zaman zaman demokratik haklar ve hukukun üstünlüğü konularında eleştiriler yöneltmesine rağmen ekonomik ve stratejik çıkarları söz konusu olduğunda işbirliğini sürdürdüğünü belirten yazar, bu çelişkiye örnek olarak Sırbistan’daki lityum madenciliği anlaşmalarını gösteriyor.

2024 yılında dönemin Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Belgrad ziyareti sırasında resmiyet kazanan stratejik işbirliği, çevresel kaygılar nedeniyle geniş protestolara yol açan lityum projesine rağmen sürdürüldü.

Plavšić’e göre bu durum, AB’nin Balkanlar politikasında demokratik ilkelerden çok ekonomik ve jeopolitik çıkarların belirleyici olabildiğini ortaya koyuyor.

Öğrenci Listesi’nin iktidara gelmesiyle birlikte Brüksel’in Sırbistan’ı Batı ittifakına daha fazla yaklaştırmak isteyeceğini öngören yazar, özellikle Rusya’ya yaptırımlar konusunda yeni yönetim içinde görüş ayrılıkları doğabileceğini belirtiyor.

Ancak Plavšić, Batı politikalarına karşı çıkmanın Rusya veya Çin’in politikalarını desteklemek anlamına gelmediğini de vurguluyor.

Rusya, Çin, ABD ve AB’nin kendi ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini hatırlatan yazar, Sırbistan’ın bir büyük gücün etkisinden çıkarak başka bir gücün denetimine girmesinin gerçek bir bağımsızlık sağlamayacağını savunuyor.

Bu nedenle ülkenin farklı devletlerle eşit ilişkiler kurabileceği, herhangi bir jeopolitik bloğa bağımlı olmayan bağlantısız bir dış politika izlemesini öneriyor.

Plavšić, Sırbistan’daki öğrenci mücadelesini Avrupa genelinde gelişen toplumsal protestoların bir parçası olarak da değerlendiriyor.

Fransa’da eğitim koşullarına, Belçika’da öğrenim ücretlerine ve eğitim alanındaki kesintilere karşı gelişen öğrenci hareketleri ile İtalya, İspanya, Portekiz ve Arnavutluk’taki toplumsal tepkilerin ortak ekonomik sorunlardan beslendiğine dikkat çekiyor.

Yazara göre neoliberal politikaların yol açtığı güvencesiz çalışma, konut krizi, kamu hizmetlerindeki gerileme ve yaşam maliyetlerinin yükselmesi, farklı ülkelerdeki toplumsal hareketlerin ortak mücadele zeminini oluşturuyor.

Kosova sorunu ve Balkan halkları arasında dayanışma

Plavšić’in değerlendirmesinin önemli bölümlerinden biri de Balkan halkları arasındaki ilişkiler ve milliyetçilik sorunu.

Sırbistan ve Arnavutluk’taki öğrenci hareketlerinin yolsuzluk, eğitim, ekonomik güvencesizlik ve demokratik haklar gibi benzer sorunlara karşı gelişmesini, bölgedeki tarihsel milliyetçi ayrılıkların aşılması açısından bir fırsat olarak görüyor.

Ancak bu dayanışmanın geçmişte yaşanan haksızlıkların görmezden gelinmesi anlamına gelemeyeceğine dikkat çekiyor. Özellikle Sırp devletinin Arnavutlara karşı işlediği tarihsel haksızlıkların aşılması gereğini vurguluyor.

Kosova, Bosna-Hersek ve Sırbistan üzerine çalışmalarında milliyetçi politikaların halklar arasındaki ilişkileri nasıl zehirlediğini ele alan Plavšić, farklı uluslardan öğrencilerin, işçilerin ve toplumsal hareketlerin doğrudan ilişkiler kurmasını savunuyor.

Karşılıklı ziyaretler, ortak tartışmalar ve dayanışma eylemleri aracılığıyla Balkanlar’da büyük güçlerin müdahalelerinden ve milliyetçi karşıtlıklardan bağımsız bir işbirliğinin geliştirilebileceğini belirtiyor.

Bununla birlikte Sırbistan’daki öğrenci hareketinin Kosova’nın bağımsızlığı ve Arnavut halkının kendi kaderini tayin hakkı karşısında nasıl bir tutum alacağı, demokratik iddiaları açısından önemini koruyan temel sorunlardan biri olmaya devam ediyor.

Balkan halkları arasında gerçek bir eşitlik ve dayanışmanın kurulması, geçmişteki sömürgeci uygulamaların ve ulusal baskıların tanınmasının yanı sıra halkların kendi gelecekleri üzerinde özgürce karar verme hakkına saygı gösterilmesini de gerektiriyor.

Mücadele yeni bir döneme giriyor

Sırbistan’da öğrenci hareketinin elde ettiği seçim başarısı, yıllardır süren otoriter yönetimin toplumsal seferberlikle geriletilebileceğini gösterdi.

Ancak Plavšić’e göre asıl sınav bundan sonra başlayacak.

Yeni yönetimin sermaye çevrelerinden, devlet bürokrasisinden ve uluslararası güçlerden gelecek baskılara karşı nasıl bir politika izleyeceği, seçim başarısının toplumsal kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek.

Öğrenci hareketinin önünde yalnızca hükümeti değiştirmek değil, demokratik katılımı geliştirmek, ekonomik eşitsizliklere karşı mücadeleyi büyütmek ve Balkan halkları arasında milliyetçilikten uzak, eşitlikçi ilişkiler kurmak gibi görevler bulunuyor.

Bu hedeflerin gerçekleşmesi için öğrencilerin, işçilerin ve diğer toplumsal kesimlerin bağımsız örgütlenmelerini koruması ve kitlesel mücadeleyi sürdürmesi gerekiyor.

Belgrad’daki zafer kutlamalarında taşınan bir pankart, gelinen aşamayı ve geleceğe ilişkin beklentiyi özetliyor:

“Rejim devrildi. Mücadele daha yeni başladı.”


(bianet, Avrupa Dempkrat)


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑