Prosfygika Ölüm Orucu Direnişçileri ile söyleşi
ATİK Haber Merkezi (AHM), Atina’daki Prosfygika İşgal Evleri’ne yönelik zorla tahliye girişimlerine karşı sürdürülen direnişte olan ölüm orucundaki Aristotelis Hantzis ve Suzon Doppagne ile bir röportaj gerçekleştirdi.
AHM: Prosfygika hakkında biraz bilgi verir misiniz ve burada yürütülen mücadelenin temel hattı nedir?
Prosfygika, Atina’nın merkezinde yer alan, 27 farklı milliyetten ve çeşitli geçmişlerden 400’den fazla insanı barındıran bir mahalledir. Bu binalar büyük bir tarihsel öneme sahiptir ve ilk iskân edildikleri günden bugüne kadar halkın içinden gelen insanların ve toplumun en radikal kesimlerinin direniş ve mültecilik yolculuğunun izlerini taşımaktadır.
Binalar, 1930’larda Anadolu’dan gelen mültecileri barındırmak amacıyla inşa edilmiştir. 1944 yılında İngiliz emperyalizminin desteğini alan Yunan burjuvazisine karşı yürütülen gerilla savaşlarında önemli bir rol oynamışlardır. Kurşun ve mermi izleri hâlâ binaların üzerinde görülebilmektedir. Mahalle aynı zamanda diktatörlük karşıtı mücadelede de rol oynamış; tarihsel ve kültürel miras açısından koruma altına alınmış bir anıt olarak tescil edilmiştir.
1990’ların sonunda binaları yıkıp yerlerine bir alışveriş merkezi inşa etme planı yapılmıştır. Sakinlerin büyük çoğunluğu zorla mülksüzleştirme politikalarıyla yıldırılmış ve bölgeden uzaklaştırılmıştır. Ancak 2000’li yılların başında sakinler, örgütler ve dernekler bu tarihî binaların yıkılmasını engellemek için hukuki bir mücadele yürütmüşlerdir. Bunun sonucunda Prosfygika, mimari tarzı (Bauhaus) ve modern tarih anıtı niteliği nedeniyle kültürel miras anıtı ilan edilmiştir.
Bu dönemde Prosfygika’daki evler, çok farklı siyasi ve sosyal geçmişlerden gelen insanlar tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. 2010 yılında mahalle bir topluluk olarak örgütlenmeye karar vermiştir. O dönemde kolektifleşmenin temel amaçlarından biri, mahalleyi ve burada yaşayan insanları sömüren mafyatik yapılardan kurtarma ihtiyacıydı.
Böylece sakinler, farklılıklarının (kültürel, ideolojik, dinî ve dilsel) ötesinde ortak olanı yaratmayı ve güçlendirmeyi tercih ederek meclis temelinde örgütlendiler. Yaşadıkları işgal evlerinin topluluk meclisi tarafından yönetilmesine karar verdiler ve alanı özgürleştirerek, temel ihtiyaçları karşılamaya yönelik yapılar oluşturarak ve radikal harekete aktif biçimde katılarak topluluğu inşa etmeye başladılar.
Böylece 16 yıldır topluluk, yatay ve öz-örgütlü, tabandan gelişen sosyal ve siyasi bir proje olarak varlığını sürdürmektedir. Öz-örgütlenme, yataylık, kolektif karar alma, süreklilik, bağlılık ve katılım ilkeleri aracılığıyla; demokrasi, eşitlik, özerklik, kadın kurtuluşu, sosyal adalet, ekoloji ve dayanışma değerlerine dayanmaktadır.
Enternasyonalizm, topluluğun temel dayanaklarından birini oluşturmaktadır; hem topluluğun bileşiminden hem de enternasyonalist mücadelelere aktif katılımından dolayı… Türkiye Devrimci Hareketlerinden ve Kürt Özgürlük Hareketinden insanlar da bu toplulukta yaşamakta ve topluluğun parçası olmaktadır.
Bugün topluluk; gıda, sağlık, eğitim, kültür ve barınma desteği de dâhil olmak üzere temel sosyal ihtiyaçları karşılayan 22 sosyal yapıyı işletmektedir. Ayrıca yakınındaki hastanede tedavi gören kanser hastaları için bir konaklama alanı da sağlamaktadır.
Bugün topluluk, varlığını savunmak için mücadele yürütmektedir. Bu mücadelenin ön saflarında, 5 Şubat’tan itibaren topluluğun üyesi ve sakini Aristotelis Chantzis tarafından başlatılan ve daha sonra ölüme kadar açlık grevine dönüşen direniş yer almaktadır. Aynı şekilde, 1 Mayıs’tan itibaren topluluğun üyesi ve sakini Suzon Doppagne de işgal edilmiş Prosfygika topluluğunu savunmak amacıyla ölüme kadar açlık grevine başlamıştır.
Mücadele, başta Attika Bölgesi olmak üzere devlet kurumları arasında imzalanan ve mahallenin “yeniden düzenlenmesi” bahanesiyle tahliye edilmesini ve sözde kamu yararına kullanılmasını öngören programatik sözleşmeye karşı yürütülmektedir.
AHM: Devletten ve özellikle sağcı çevrelerden size yönelik yoğun saldırıların ardındaki temel nedenler nelerdir?
Topluluk, yıllar boyunca devlet ve onun çeşitli mekanizmaları tarafından sürekli saldırılara ve gündelik tacizlere maruz kalmıştır. Bunlar arasında, 2016 yılında mahallenin polis ve faşistlerin koordineli saldırısına karşı savunulması için verilen büyük mücadele; 2022 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen polis operasyonları ve baskınları sırasında yaşanan direnişler yer almaktadır. Son operasyon özellikle topluluğun gençliğini hedef almıştır. Bunlara ek olarak, terörle mücadele biriminin gerçekleştirdiği baskınlar, bir topluluk üyesinin asılsız suçlamalarla tutuklanması ve daha sonra mahkemede tüm suçlamaların çökmesiyle beraat etmesi de yaşananlar arasındadır.
Yıllar boyunca ve farklı hükümetler döneminde, mahalleye yönelik baskıyı artıran ve topluluğun tahliyesini öngören çeşitli “yeniden düzenleme” planları gündeme getirilmiştir. Bu baskının arkasındaki nedenler, Atina’nın geniş merkezinin yeniden yapılandırılması ve soylulaştırılmasıyla bağlantılı ekonomik çıkarlara dayanmaktadır; mahalle önemli bir yatırım alanı olarak görülmektedir. Ancak bu saldırıların aynı zamanda açık bir siyasi boyutu da vardır. Devlet ve bugün Miçotakis hükümeti açısından topluluk, hem tasfiye edilmesi gereken siyasi bir muhalif hem de ekonomik olarak değerlendirilecek değerli bir varlık olarak görülmektedir.
Merkezi siyasi talimatlarla hazırlanan topluluğa yönelik “Yeniden Düzenleme” planı, Atina ve Yunanistan’daki en büyük öz-örgütlü sosyal girişimlerden birini dağıtmayı ve bu mekânın temsil ettiği perspektifi zayıflatmayı amaçlamaktadır. Topluluğa yönelik saldırılar; topluluk yaşamına, öz-örgütlenmeye, dayanışmaya ve toplumsal direnişe doğrudan bir saldırı niteliği taşımaktadır. Bu, hâkim siyasi ve ekonomik yapılara meydan okuyan alternatif bir kolektif yaşam modelini ortadan kaldırma girişimidir. Çünkü Prosfygika, insanların farklılıklarının ötesinde bir araya gelerek öz-örgütlenme yoluyla ihtiyaçlarını karşılayabileceğini ve toplumsal adalet doğrultusunda yaşayabileceğini somut olarak ortaya koymaktadır.
Sağcı çevreler açısından ise topluluğa yönelik saldırılar aynı zamanda onların varlık nedenleriyle de ilişkilidir. Topluluk, mahalle yakınlarında faaliyet gösteren “Ulusal Cephe” ofislerinin kapatılması için diğer radikal güçlerle birlikte yürütülen girişimlerin bir parçasıdır. Prosfygika her zaman antifaşist mücadelenin bir parçası olmakta – varlığıyla, pratiğiyle ve siyasi duruşuyla faşist güçlerin mahallede ve Atina’nın geniş merkezinde etkisini artırmasına karşı bir set oluşturmaktadır. Bu nedenle topluluğa yönelik saldırılar, yalnızca bir mekânı hedef almamakta; aynı zamanda antifaşist, öz-örgütlü ve dayanışmacı bir yaşam anlayışını da hedef almaktadır.
AHM: Açlık grevi, bir mücadelede genellikle son çare olarak görülür. Bu kararı hangi temelde aldınız ve bu karara nasıl ulaştınız?
Prosfygika İşgal Topluluğu olarak, en başından itibaren Prosfygika’nın özgürleştirilmiş topraklarını ve bu topraklar üzerinde inşa edilen öz-örgütlü topluluğu savunmaya ilişkin kararlılığımızı ilan ettik. Topluluğu sonuna kadar savunma iradesi doğrultusunda alınan kolektif bir kararın ardından, topluluğun üyesi ve sakini Aristotelis Chantzis 5 Şubat’ta yaşamı savunmak amacıyla ölüme kadar açlık grevine başladı. Ardından, topluluğun üyesi ve sakini Suzon Doppagne de 1 Mayıs’ta devletin planlarına karşı bir direniş barikatı oluşturarak ölüme kadar açlık grevine başladı.
Devlet, Prosfygika’nın tasfiyesi ve tahliyesine ilişkin son sözleşmede burada yaşayan insanları tanımamakta; onları yalnızca “taşınabilir nesneler” olarak görmektedir. Bu nedenle açlık grevi aracılığıyla yalnızca burada insanların yaşadığını değil, aynı zamanda topluluğu ve burada inşa ettiğimiz yaşamı gerekirse kendi canlarımız pahasına savunmaya hazır olduğumuzu da ortaya koyuyoruz.
Ölüme kadar açlık grevi, topluluğun karşı karşıya olduğu gerçek riskleri en çarpıcı biçimde görünür kılmaktadır. Olası bir tahliye ve baskı durumunda aramızdaki pek çok insan evsiz kalacak; bazıları hayatını kaybedecek, bazıları hapishanelere, toplama kamplarına gönderilecek ya da otoriter rejimlere sınır dışı edilecektir. Bu nedenle ölüme kadar açlık grevi, yaşananların gerçek anlamda bir ölüm kalım meselesi olduğunu ortaya koymak amacıyla gündeme gelmiştir.
Mahalleyi kolektif olarak savunmanın bir yolunu bulmamız gerekiyordu. Çünkü öz-savunma, en başından beri üstlendiğimiz temel bir sorumluluktur. Baskı karşısında bireysel çözümlere yönelmiyoruz; topluluğun fiziksel alanını da özerkliğini de teslim etmeyeceğiz.
Bedel ödenmeden ve sınırlar aşılmadan mücadele olmaz. Giderek Batılılaşan bir hareketten ve toplumdan geliyoruz ve Batı dünyasında verilen mücadelelerin sınırlarını gördük; devletin bize dayattığı ve içinde mücadele etmeyi kabul ettiğimiz sınırları da.
Bu nedenle daha en başından, bu mücadelenin söz konusu sınırların ötesine geçmeyi gerektirdiğini ve bedel ödemeden kazanılamayacağını biliyorduk. Böyle bir yıpranmayı göze almak ancak güçlü yoldaşlık bağları ve derin bir bağlılıkla mümkündür; başkalarını kendinizden biri olarak gördüğünüzde, topluluk bağları bireysel sınırların ötesine geçtiğinde ve korku kolektifleştirilerek birlikte aşıldığında mümkün olur. Direnişin bir aracı ve düşmanın kalbine yöneltilmiş doğrudan bir saldırı olarak ölüme kadar açlık grevine bu anlayışla başvurduk.
AHM: Prosfygika uzun süredir baskı ve tehdit altında ve geçmişte bu saldırılara karşı çeşitli direniş eylemleri örgütlendi. Önceki direniş deneyimleri bugünkü mücadelenize katkıda bulundu mu? Geçmişten bugüne ne tür birikimli bir deneyim oluştu?
Daha önce de belirttiğimiz gibi, topluluğun kolektif öz-savunması varlığının ilk günlerinden itibaren şekillenmeye başlamıştır. Yalnızca bulunduğu konum nedeniyle bile — Atina Emniyet Müdürlüğü ile İstinaf Mahkemesi arasında yer alması nedeniyle — burada yaşam ve gündelik hayat öz-savunmadan ayrı düşünülemez. Gündelik yaşam, bir yandan kendi yaşam modelimizi yaratmayı, diğer yandan ise kolektif bedenin içinden doğan ve tüm topluluk üyelerine yayılan, yaşamı ve onuru savunan bir içgüdüyle sürekli bir uyanıklık hâlini ifade etmektedir.
Saldırılar yalnızca fiziksel olmadığı için — devletin ve kapitalizmin çok farklı araçları bulunduğundan — öz-savunma aynı zamanda kolektivizmin, işleyiş biçimimizin ve ortak kültürümüzün savunulması anlamına da gelmektedir.
Yıllar içinde gördük ki topluluk öz-savunmasının temel unsuru fiziksel güç değildir. Asıl belirleyici olan, kolektif bedenin uyumu, yoldaşlık ilişkileri ve insanların birbirini karşılıklı olarak korumasıdır. Öz-savunma, yalnızca belirli kişilerin üstlendiği bir fiziksel güç meselesi değil; tüm topluluğun ortak sorumluluğudur.
Devletin mahalleye yönelik son planlarıyla birlikte, kolektif kimliğimizi savunma konusundaki kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik. Topluluk içinde kurulan yoldaşlık bağlarının, ortak amaca duyulan inancın ve dayanışma hareketinin desteğinin, kolektif bir mücadeleyi zafere taşıyabilecek temel güçler olduğunu biliyoruz.
Aynı zamanda baskıya yaratıcılıkla yanıt vermeyi de öğrendik. Bu nedenle her saldırının ardından topluluk daha güçlü bir şekilde yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır. Örneğin 2024 yılında topluluğun gençliğine yönelik saldırının ardından, çocuk evi buna bir park inşa ederek yanıt vermiştir.
Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Devletin “Yeniden Düzenleme” planı, mahallenin tasfiyesi ve müteahhitlerin kâr elde etmesi için bir gerekçe oluştururken, topluluk kendi öz-finansmanına dayanan yeniden düzenleme planını çoktan açıklamış ve uygulamaya koymuştur. Bu çalışma, topluluğun kendi imkânlarıyla ve dayanışma hareketinin desteğiyle oluşturulan uzmanlar komitesinin katkılarıyla yürütülmektedir.
Bu nedenle geçmişteki baskı operasyonlarından edindiğimiz deneyimle, mahalleyi savunmak için fiziksel mücadeleye de hazırız. Ancak bizim için öz-savunma yalnızca çatışma anlarında ortaya çıkan bir pratik değildir; o ana kadar her gün inşa ettiğimiz yaşamın, ilişkilerin ve kolektif yapının kendisidir. Bugün savunduğumuz şey de tam olarak budur.
AHM: Direnişiniz dünyanın pek çok yerinde yankı uyandırdı ve dayanışma eylemleri örgütlendi. Bunun mücadelenize etkisi ne oldu? Hükümet ya da ilgili devlet kurumları sizinle görüşmeye ya da temas kurmaya çalıştı mı?
Hükümetin ve devlet kurumlarının tutumu, gerçekte sürekli oyalama taktiklerinden ve iletişim manevralarından ibarettir. Topluluğu ve açlık grevcilerini kırılma noktasına sürükleyerek geri adım atmaya zorlamak istedikleri açıktır. Ancak ölüme kadar açlık greviyle yeni bir aşamaya taşınan bu mücadele ve farklı coğrafyalara yayılan dayanışma hareketinin kararlı duruşu, Yunan devletinin tutumunu kesinlikle etkilemiştir. Attıkları her adımı büyük bir dikkatle hesaplamak zorunda kalıyorlar. Aynı zamanda bu süreç, topluma Prosfygika’nın ne olduğunu ve neyi savunduğunu anlatma imkânı da yaratmıştır. Devletin yaşananları görünmez kılmaya çalıştığı ve fiili bir medya ambargosu uyguladığı düşünüldüğünde, bu son derece önemli bir gelişmedir.
Uluslararası kurumlar düzeyinde de önemli bir gelişme yaşanmıştır. Uluslararası Af Örgütü, 27 Nisan 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada, açlık grevinin yarattığı aciliyet koşullarına dikkat çekerek Attika Bölgesi’nin 864/16-6-2025 sayılı programatik sözleşme kararıyla ortaya koyduğu planların derhal durdurulması çağrısında bulunmuştur.
Uluslararası Af Örgütü’nün açıklaması, bizim ilk günden itibaren dile getirdiğimiz görüşleri doğrulamaktadır. Attika Bölgesi’nin bu hukuksuz ve usulsüz planının sürdürülmesi ve uygulanması, topluluk sakinlerinin açıkça hukuka aykırı biçimde zorla tahliye edilmesi anlamına gelmektedir. Açıklamada da belirtildiği gibi, bu durum başta yeterli barınma hakkı olmak üzere birçok temel insan hakkının ihlal edilmesine yol açmaktadır.
Enternasyonalist dayanışma açısından dünyanın birçok yerinden güçlü destekler gördük. Örgütler, toplumsal yapılar, sendikalar, yakınlarımız, yoldaşlarımız ve işgal evleri dayanışma gösterdi. Türkiye’den, Kürdistan’dan, Chiapas’tan, Rojava’dan ve Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden devrimci örgütler destek verdi. Aynı zamanda çok sayıda sanatçı ve akademisyen de topluluğun yanında yer aldı.
Binlerce dayanışma mesajı gönderildi; Yunan devlet kurumlarının önünde çok sayıda eylem gerçekleştirildi. Bütün bunlar topluluğa büyük bir güç veriyor. Çünkü burada yaşananların başka mücadelelerin ve hareketlerin de bir parçası olduğunu görmemizi sağlıyor. Bir anlamda, mücadelenin ortak olduğu duygusunu yeniden hissettiriyor.
Savunduğumuz yer yalnızca fiziksel bir mekân değildir. Burası belirli bir etik ve siyasi anlayışın, komünal yaşamın ve kolektif örgütlenmenin yaşayan bir örneğidir. Dünyanın farklı yerlerinden insanların bu deneyimi savunma ihtiyacı hissetmesi bizim için son derece anlamlıdır. Uluslararası dayanışmanın bize kattığı gücü bu şekilde anlıyoruz.
Elbette bunun kampanya açısından da çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Atina’dan ve Yunanistan’dan pek çok girişimde bulunabiliriz. Ancak zaferi getirecek asıl baskının uluslararası alandan geleceğini düşünüyoruz. Yunan devlet kurumları üzerinde uluslararası düzeyde baskı kurulursa, insanlar bu konuyu konuşur ve dayanışma hareketi büyürse, devletler bunu dikkate almak zorunda kalacaktır.
Bu durum, onların planlarını hayata geçirmesini zorlaştırır, yeni engeller yaratır ve attıkları adımları yeniden değerlendirmeye mecbur bırakır. Bu nedenle uluslararası dayanışma yalnızca moral bir destek değil, aynı zamanda mücadelemizin başarısı açısından somut bir siyasi güçtür.
AHM: Avrupa Parlamentosu’nda direnişle ilgili bazı girişimler olduğunu ve belirli eylemlerin de planlandığını duyduk. Bu konuda bize bilgi verebilir misiniz?
Her şeyden önce, topluluktan bir heyet Avrupa Parlamentosu’na gidecek. Bu ziyaretin temel amacı, Avrupa Parlamentosu üyeleriyle görüşmek ve tahliye planının hukuksuzluğunu ortaya koymaktır. Avrupa Birliği fonlarının geri çekilmesi ve söz konusu sözleşmenin iptal edilmesi gerektiğini vurgulayacağız.
Aynı zamanda 3 Haziran’da, saat 16.00–18.00 arasında Avrupa Parlamentosu önünde bir gösteri gerçekleştirilecek. Hollanda, İtalya, Lüksemburg, Berlin, Köln ve Fransa’dan insanların katılım göstereceği şimdiden duyuruldu. Bu nedenle sokaklarda güçlü bir enternasyonalist karakter ve görünürlük bekliyoruz.
Aynı gün saat 19.30–22.30 arasında Zone Neutre işgal alanında bir etkinlik düzenlenecek. Bu etkinlik, Prosfygika’daki direnişi tanıtmak, güncel gelişmeleri paylaşmak ve farklı ülkelerden gelen dayanışma güçleri arasında bağları güçlendirmek açısından önemli bir buluşma olacak.
Ertesi gün ise Brüksel’deki Yunan Büyükelçiliği önünde bir nöbet gerçekleştirilecek. Nöbet, basın toplantısıyla (La Fleur en Papier Doré, Rue des Alexiens 55) eş zamanlı olarak düzenlenecek ve saat 16.00’da başlayacak. Gazetecilerin, medya çalışanlarının ve iletişim alanında faaliyet yürüten herkesin bu sürece dâhil olması ve gelişmeleri görünür kılması büyük önem taşımaktadır.
Bazı şehirlerde de merkezi olmayan dayanışma eylemleri planlanmaktadır. Örneğin Viyana’da Avrupa Birliği ofislerinin önünde eylemler yapılacağı duyurulmuştur. Bunun yanı sıra dünyanın farklı bölgelerinde Avrupa Birliği kurumlarını ve Avrupa temsilciliklerini hedef alan yeni dayanışma girişimlerinin ortaya çıkmasını bekliyoruz.
Tüm bu faaliyetlerin amacı yalnızca Prosfygika’daki gelişmeleri duyurmak değil, aynı zamanda tahliye planının uluslararası düzeyde teşhir edilmesini sağlamak ve Yunan devletinin üzerinde siyasi baskı oluşturmaktır. Mücadelenin sonucunu belirleyecek önemli unsurlardan birinin uluslararası dayanışma olduğuna inanıyoruz ve bu nedenle Avrupa Parlamentosu’ndaki girişimleri de bu mücadelenin önemli bir parçası olarak görüyoruz.
AHM: Son olarak, demokratik kitle örgütlerine, ilerici kurumlara ve kamuoyuna çağrınız nedir? Direnişinizle dayanışmak isteyen kişilere ne mesaj iletmek istersiniz?
Önümüzdeki günlerde Avrupa Parlamentosu’nda yürüteceğimiz çalışmalar sırasında, özellikle Yunan büyükelçilikleri ve konsoloslukları önünde dayanışma eylemlerinin örgütlenmesi son derece önemlidir. Bu nedenle herkesi, özellikle de Brüksel’de, Belçika’da ve Brüksel’e yakın farklı ülkelerde yaşayan insanları, Avrupa Parlamentosu önünde gerçekleştirilecek protesto gösterisine katılmaya çağırıyoruz.
İçinden geçtiğimiz dönem kritik bir aşamaya ulaşmıştır. Özellikle ölüme kadar açlık grevini sürdüren Aristotelis Chantzis’in sağlık durumunun giderek ağırlaştığını ve hayati organlarında ciddi hasar belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığını biliyoruz. Bu nedenle dayanışma faaliyetlerini ve siyasi baskıyı daha da yoğunlaştırmamız gerekiyor.
Herkesi 2-5 Haziran Avrupa Parlamentosu odaklı yapacağımız çalışmaların ardından, 14 Haziran’daki küresel eylem gününe güçlü bir şekilde katılmaya, ancak yalnızca o günle sınırlı kalmadan, o tarihe kadar geçen süreç boyunca da tüm imkânlarıyla harekete geçmeye çağırıyoruz.
İnsanları, adil taleplerimizi destekleyen imza kampanyalarına katılmaya çağırıyoruz. Aynı zamanda tüm aydınları, akademisyenleri ve sanatçıları, Prosfygika ile dayanışma amacıyla hazırlanmış ve ilgili kurumlara sunulacak olan dayanışma bildirgesini imzalamaya davet ediyoruz.
Prosfygika’nın dış cephelerinin ve binalarının restore edilebilmesi için maddi dayanışma çağrısında da bulunuyoruz. Dayanışma hareketinin bunu başarabileceğini ve insanların kendi güçleriyle yaşam alanlarını koruyup geliştirebileceğini göstermek son derece önemlidir.
Bugün Prosfygika’yı savunmak yalnızca belirli bir mahalleyi savunmak anlamına gelmemektedir. Bu mücadele; öz-örgütlenmeyi, dayanışmayı, kolektif yaşamı, antifaşizmi, barınma hakkını ve insanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilme hakkını savunma mücadelesidir.
Bu nedenle herkesi, bulunduğu yerden ve imkânları ölçüsünde bu direnişin bir parçası olmaya çağırıyoruz. Çünkü Prosfygika’nın geleceği yalnızca burada yaşayan insanları değil, dünyanın farklı yerlerinde özgürlük, adalet ve kolektif yaşam için mücadele eden herkesi ilgilendirmektedir.
İmza kampanyaları, dayanışma bildirileri, maddi destek çağrıları ve güncel bilgilendirmelerin tamamına, şu anda aktif olarak kullanılan sosyal medya hesaplarımız ve iletişim kanallarımız aracılığıyla ulaşılabilir. Dayanışmanın büyümesi ve mücadelenin görünür kılınması bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.
https://linktr.ee/saveprosfygikainternationalist
Academia Call
https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSfWhSa2BjwoHHRFCoayHAr-94Qt1GslXmz2LmOrFo-d0CgvTg/viewform
Artists Call
https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLScQk4Sy9lR0IrgQGDszW8S6gfanxCGvq3tXmMHI0j_LRCHihQ/viewform
Open letter for housing unions and defenders of social housing :































































