Küçükkeleş: Sadece beşeri alanda değil her manada eşitlik
Düzenlenen bir panelle ‘Alevi mitolojisinde kadın ve Alevilikte cinsiyet eşitliği’ konusu Gazeteci Siyasetçi Aktivist Çilem Küçükkeleş tarafından anlatıldı.
BAT-Cemevi Kadınlar kurulu ve Cemevi etkinlik grubu tarafından organize edilen panel geçtiğimiz Pazar günü gerçekleştirildi. Didare Öztürk Ana’nın verdiği gülbenk ve saygı duruşu ve BAT-Cemevi Genel Sekteri Devrim Turan Özdemir’in selamlama konuşması ile başladı. Ardından panelist Küçükkeleş söz aldı.
Aleviliğin insanlığa dair çok önemli bir çağrısı olduğuna dikkat çeken Küçükkeleş bu çağrıya dair şu cümleleri ifade etti.; “Ben bu tür etkinliklerde şu noktaya değinerek başlıyorum… Aleviliğin insanlık için çok büyük bir çağrısı var. Aslında dünyanın en büyük ideolojik bir çağrısındır bu. Alevilik hepimizi ‘bilmeye’ ve ‘birliğe’ davet eder. Hepimizin bu doğada, bu coğrafyalarda, bu evrende ‘birlikte yaşandığının bilinmesi’ üzerine kurulu bir birliktir. Yani sadece insan için de değil, bir karıncanın bu dünyada hakkı olduğunu gözeterek hepimizin bir denge ve uyum içerisinde ‘birliğimizi bilerek’ yaşamamızı bize önerir Alevilik.” dedi.

Alevi mitolojisine neden dönüp baktığını ifade eden Küçükkeleş şunları dile getirdi.
“Mitolojiler aslında geçmişte bizim ‘nasıl düşündüğümüzü, nasıl bir eylemsellik içinde olduğumuzu, toplumsal aklımızın nasıl olduğumuza’ dair anlatılardır. Bu mitolojik hikayeler gerçek değil ama neden anlatılma gereği duyulmuştur? Çünkü her toplumda geçmişte birçok şeye dair merak vardır. İşte Nereden geldik?, Nasıl var olduk? İlk insan kimdir? Nasıl çoğaldık? Gibi biri çok sorular soruluyor. Bunlara dair bir kitabi dinlerde anlatılar var mesela. Mesela ilk insan Adem ve Havva’ya dair mitolojik hikaye vardır.
‘İlk Eşitsizlik Anayasası’
Bu hikaye aslında bana göre dünya üzerindeki eşitsizliğin ilk anayasasıdır. Yani bugün yaşadığımız tüm eşitsizliklerin anayasasıdır. Neden ? çünkü doğuran olan kadın olduğu halde erkeğin yani ademin doğurduğuna bizi ikna etmek isterler.
Yahudilik anlatısında erkeğin en fonksiyonsuz bölgesinden, yani kaburga kemiğinden Havva olmuştur. Niye kaburga kemiğinden? Çünkü “elinden yapsak yetenekli olabilirdi, gözünden yapsak becerikli olabilirdi, aklından yapsak zeki olabilirdi. Doğal olarak da en fonksiyonsuz, en yetenekli olmayan yerinden yaratıldı” denir. İşte bu ilk insan hikayesinde kurgulanan kadın-erkek ilişkisi asla eşit değildir. Bir eşitsizlik bir büyük ve küçük, bir iyi ve kötü ilişkisi anlatısıdır.
Bu hikâyenin bir diğer bölümünde de cennete yaşam bölümü vardır. Aslında cennete mutlu mesut yaşanıyordu ama ta ki Havva’ya kadar. Şeytan geldi Havva üzerinden erkeği kandırdı ve sonra bu dünyaya yaşama mahkum edildi. Yani bu kötülüğün nedeni kadındır çünkü cennetten kovdurdu. Şimdi bu bir anayasaya dönüşmüş durumda yani. Ve bu anayasaya kim karşı çıkarsa, hepimiz tahmin ediyoruz ki çok sert bir karşılık buluyor. Mesela Sezen Aksu bir şarkısında Adem Havva’ya dair sözler sarf ettiği için linç etmek isteyip hakkında dava açılmıştı. Neden? çünkü “alt tarafı ademle elmayı yedik diye bu kadar kahrı çekmemeliydik”” dediği için. Bu sözler ilk eşitsizlik anayasasına bu dünyada kurulan eşitsiz düzene aykırı olduğu için.
‘Alevilik mitolojisinde Kadın Vardır’
Peki bu mitolojik hikayeyi bizim pirlerimiz nasıl anlatıyordu? Diyorlardı ki; “Eğer ilk insanlar Adem ve Havva ise onlardan önce Ana Fatma vardı. Bu anlatıyı duymuşsunuzdur ama özet olarak anlatırsam, Adem yaratıldıktan sonra Hakk’la buluşmak ister ve Cebrail tarafından Hakk’ın huzuruna götürülürken Adem Ana Fatma ile karşılaştı. Bu anlatıyla ne demek istiyordu Aleviler “Yani Havva’dan önce Ana Fatma vardı.” Ali ve Hüseyin karakterleri, başka karakterler varken Aleviler kadın koymayı tercih edip; “bir ilk insan varsa o da kadındır. Hepimiz bir anadan doğmuşuzdur. Adem’den önce Ana vardı” demek istiyorlardı. Alevilerin Mitolojik hikayesinde kadın merkezdedir. Aleviler bu mitolojik hikayeyi anlatırken diğer dinlerin anlatılarına açıkçası ‘kafa tutar.’ Devletli egemen İslam Hristiyan ve Yahudilik toplumlarına karşı devletsiz ve mazlum olan bir toplumun mitolojisine kadını koyması oldukça önemli bir ‘kafa tutma’ refleksidir. Bu oldukça kıymetli bir nokta olduğu için buraya dikkat çekmek istedim. Çünkü diğer egemen dinlerin mitolojik anlatılarından kendi toplumsal yapısı içinde kadının kovulmadığı inançlarda biri Aleviliktir. Bu da onun ‘kadın-erkek eşitliği konusunda yol yürüme niyetinde olduğunu kanıtlar.”
‘Kurumsal Alanda Eşitlikten Bahsedemiyoruz’
Günümüzde Alevi kadınlara yönelik eşitlik konusuna da değinen Küçükkeleş, bir toplumda kadının olduğu veya olmadığı fotoğrafların o toplum hakkında bir veri sunduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye açısından ifade edersek, Hacı Bektaş Vakfı’nın kurumlarda temsiliyet noktasında bir araştırması olmuştu. Türkiye’de bine yakın Cemevi vardır ama bu Cemevi yönetimlerinde sadece 2 kadın başkan görülüyordu. Şimdi biz bu sonuca baktığımızda kurumsal yapı içinde birlikte yönetmekten bahsedebilir miyiz? Hayır diyemeyiz. Biz Kadınların derdi iktidarı yönetmek değildir. Birlikte yönetme niyetidir. Nasıl ki birlikte cem olmaktan bahsediyorsak birlikte yönetmemiz de gerekiyor. Nasıl ki Avrupa kurumlarında eşit başkanlık varsa bu birlikte yürümeyi öğrenme birlikte yönetme, birbirine kıymet vermesidir, aklına vicdanına sözüne değer verme meselesidir. Oysa ki asimilasyon bizi hem sünnileştirmek, hem erkekleştirmek, hem de iktidarlaştırmak istiyor. Biz Aleviler de bu konuda parçalı görme meseleye bütünlüklü bakamama sorunu vardır.
‘Her Her Alanda Her Manada Eşitlik’
Eşitlik deyince de ben mesela Alev’in bahsettiği eşitliği şöyle anlamıyorum; ‘her dem de, her mekan da, her zaman da eşit olabilmemiz lazım’. Matematiksel bir eşitlik değil mana da bir eşitlikten bahsediyoruz. Sosyal ekonomik hukuki alanda kurumsal alanda eşitlik meselesi zaten bizim en doğal haklarımız ama eşitlik meselesine sadece buradan bakamıyız. Mesela Hakikatçi Aleviliğin merkezlerinden biri olan Sivas Mescitli köyünde pirler “Bizi bu topraktan yükseğe gömmeyin, toprağın hizası ne ise bizim de o olsun” diye vasiyet ederlermiş. İşte eşitlik meselesi budur. Bu dünyadan giderken bile onun toprağı ile eşit olabilme meselesidir. Bu nedenle ne ev işlerinde ne diğer sosyal alanda bir birine yardım etmek paylaşmak değildir mesele, mesele her alanda her mekanda her manada eşitsek asıl eşitlik olur. Peki böyle bir dünya düzeninde yaşıyor muyuz? Hayır yaşamıyoruz!
Haber ve Fotoğraflar: BAT-Cemevi Basın Ofisi / Ulaş Yunus Tosun











![“Şark meselesi [Türkiye] ve Marksizm” kitabı ile “Süreç” üzerine | Mustafa Yavuz](https://www.avrupademokrat9.com/wp-content/uploads/2026/04/mustafa-yavuz-1-136x78.jpg)











































