Akçam: Yeni bir dönemin eşiğindeyiz 🎥 ►
Prof. Dr. Taner Akçam, Kürt meselesinde yürütülen sürecin yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı olmadığını, Türkiye’de yeni bir Türk-Kürt birlikteliğinin ve yeni bir siyasal düzenin tartışıldığını söyledi. Akçam, taraflar arasında anayasa konusunda bir uzlaşma zemini oluştuğunu savunurken, kalıcı barış için devletin ve PKK’nin geçmişte yarattığı acılarla yüzleşilmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Taner Akçam, Erkam Tufan’ın sunduğu “Sıcak Gündem” programında Kürt meselesinde yürütülen süreci, yeni anayasa tartışmalarını, Cumhur İttifakı’nın yaklaşımını ve Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünü değerlendirdi.
Akçam, sürece ilişkin en önemli noktanın savaşan tarafların artık savaşmama iradesi göstermesi olduğunu belirterek, “Savaş mı iyi, savaşmamak mı iyi?” sorusuna yanıtının açık olduğunu söyledi. Yaklaşık 50 yıldır çatışan tarafların savaşı sona erdirme noktasına gelmesini başlı başına önemli bir gelişme olarak değerlendiren Akçam, silahlı çatışmanın sona ermesinin siyasal sözün ve tartışmanın önünü açacağını savundu.
Akçam’a göre yaşanan gelişmeleri yalnızca PKK’nin silah bırakması üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Türkiye’nin, uluslararası koşulların da etkisiyle, Türkler ile Kürtler arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanacağı yeni bir döneme girdiğini savunan Akçam, 1920’lerdeki Türk-Kürt birlikteliğine benzer yeni bir siyasal ortaklığın gündemde olduğunu söyledi.
Anayasa konusunda anlaşma olduğunu savundu
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri yeni anayasa tartışması oldu. Akçam, AKP başta olmak üzere siyasi partilerin hazırladığı raporlarda kullanılan dile dikkat çekerek, “Türk” ve “Kürt” ifadeleri yerine “Türkiye” kavramının öne çıkarıldığını belirtti. Tarafların birçok konuda ortak bir zemine ulaştığını düşündüğünü söyleyen Akçam, “Taraflar bir konuda anlaşmışlar” değerlendirmesinde bulundu.
Akçam, anayasa konusunda ise daha ileri bir iddia ortaya koydu. Kamuoyunda yürütülen tartışmalar ve tarafların açıklamalarından hareketle, bir anayasa taslağı üzerinde anlaşma bulunduğunu savunan Akçam, Abdullah Öcalan’ın da bu taslağı gördüğünü ve onayladığını ileri sürdü. Akçam, “Benim gibi zurnanın son deliği olan bir insan bile artık biliyor ki bir anayasa üzerinde anlaşmış taraflar” dedi ve Öcalan’ın anayasayı gördüğü ve “evet” dediğinin artık bilinen bir konu olduğunu öne sürdü.
Akçam’ın bu sözleri, programda “kamuoyundan gizlenen bir anayasa mutabakatı mı var?” sorusunu da gündeme getirdi. Ancak Akçam, söz konusu taslağın ayrıntılarının kamuoyunca bilinmediğini de ifade etti.
“Türkiye vatandaşlığına geçiş olacak”
Akçam, anayasa tartışmasının merkezinde vatandaşlık tanımının bulunacağını savundu. Mevcut “Türk vatandaşlığı” anlayışından “Türkiye vatandaşlığı” kavramına geçileceğini öne süren Akçam, bunu siyasi partilerin raporlarında oluşan ortak yaklaşımın bir sonucu olarak değerlendirdi.
Akçam, “Türk vatandaşlığından Türkiye vatandaşlığına geçiş olacak” diyerek bunun artık çeşitli parti programları ve komisyon raporlarında görülebilen bir yaklaşım olduğunu söyledi. Abdullah Öcalan’ın açıklamalarının da aynı doğrultuda olduğunu ileri süren Akçam, Türkiye’de “Türk vatandaşlığı” kavramında ısrar eden siyasi çizginin gelecekte kaybedeceği görüşünü dile getirdi.
Ancak Akçam, yalnızca anayasal ifadenin değiştirilmesinin gerçek eşitliği sağlamayacağına da dikkat çekti. Geçmişte “Türk ırkından olmak” anlayışından “Türk vatandaşı olmak” anlayışına geçilmesine rağmen devlet yapısındaki ayrımcı uygulamaların devam ettiğini hatırlatan Akçam, benzer bir durumun “Türkiye vatandaşlığı” kavramıyla da yaşanıp yaşanmayacağının mücadeleyle belirleneceğini ifade etti.
“Silah gitti, söz geldi”
Sürecin en önemli kazanımının siyasal mücadele alanının genişlemesi olduğunu söyleyen Akçam, savaş ortamında tartışılamayan meselelerin artık politik mücadele konusu haline gelebileceğini belirtti.
Akçam, “Silah gitti, söz geldi. Şimdi söz var artık” diyerek savaşın sona ermesinin otomatik olarak demokrasi getirmeyeceğini, ancak demokrasi mücadelesinin önünü açacağını savundu. Türkiye toplumunun demokrasi isteyip istemediğinden emin olmadığını da belirten Akçam, buna rağmen demokratik mücadeleyi yürütmenin toplumun ve siyasal güçlerin sorumluluğu olduğunu söyledi.
Akçam, muhalefetin Kürt meselesindeki gelişmelere yalnızca Cumhur İttifakı ve Erdoğan karşıtlığı üzerinden yaklaşmasını da eleştirdi. Kürt meselesinde demokratikleşme yönündeki adımların karşısında duranların siyasi olarak kaybedeceğini savunan Akçam, muhalefetin Cumhur İttifakı’ndan “rol çalması” ve daha ileri demokratik talepler ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Değişimin arkasında uluslararası koşullar var
Akçam, devletin Kürt meselesindeki yaklaşımının değişmesinde uluslararası gelişmelerin belirleyici olduğunu savundu. Tanzimat’tan 1876 Anayasası’na kadar Türkiye tarihindeki büyük reformların önemli ölçüde uluslararası konjonktürün etkisi altında gerçekleştiğini hatırlatan Akçam, bugünkü değişimin de benzer bir karakter taşıdığını söyledi.
Akçam’a göre güvenlik bürokrasisi, bölgesel ve uluslararası gelişmeler sonucunda Türkler ile Kürtler arasındaki savaşın sürmesinin Türkiye’ye zarar vereceği sonucuna vardı. Erdoğan’ın ise bu değişimin öncüsü olmaktan çok, gelişen sürece uyum sağlamaya çalışan bir aktör olduğunu ileri sürdü.
“Eğer bu savaş devam ederse buradan Türkler ve Türkiye devleti zararlı çıkacak. Bu savaş bitmek zorunda” değerlendirmesinde bulunan Akçam, güvenlik bürokrasisinin bu yönde bir karar aldığını, Öcalan’ın da bazı taleplerden vazgeçerek ortak bir zeminde buluşmayı kabul ettiğini savundu.
1920 koalisyonu yeniden mi kuruluyor
Akçam, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Türkler ve Kürtler arasında kurulan ittifakın tarihsel arka planına da değindi. Erzurum ve Sivas kongreleri ile Birinci Meclis dönemini hatırlatan Akçam, Mustafa Kemal’in Kürtlere otonomi dahil çeşitli sözler verdiğini söyledi.
Erkam Tufan’ın “Otonomi sözünü kim verdi?” sorusuna Akçam, “Mustafa Kemal vaat etti. Açık ve net” yanıtını verdi. Bu konuda gizli belgelerden değil, Mustafa Kemal’in konuşmalarından söz ettiğini belirtti.
Akçam’a göre 1920-1923 döneminde Türkler, Kürtler ve diğer Müslüman topluluklar arasında oluşturulan ittifak, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından bozuldu. Kürtlere verilen sözlerin yerine getirilmediğini ve asimilasyon politikasının devreye sokulduğunu savunan Akçam, AKP’nin bugün bu ittifakı farklı koşullarda yeniden kurmaya çalıştığını ileri sürdü.
Ancak Akçam, yeni sürecin 1920 modelinin basitçe yeniden kurulmasıyla çözülemeyeceğini de özellikle vurguladı. “1920’nin koalisyonunu yeniden kurmak çözüm olmayacak” diyen Akçam, Türkiye’nin yalnızca Türkler ve Kürtler arasındaki bir anlaşmayla demokratikleşemeyeceğini, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Hristiyanlara ve diğer topluluklara yönelik politikalarla da yüzleşmesi gerektiğini söyledi.
Hakikat komisyonu çağrısı
Söyleşinin önemli bölümlerinden biri de yaklaşık 50 yıllık çatışmalı dönemin yarattığı yıkım oldu.
Akçam, savaşın mağdurlarının yalnızca devlet veya PKK saflarında hayatını kaybedenlerin yakınlarından ibaret olmadığını belirterek, iki tarafın politikalarına karşı çıktıkları için mağdur edilen büyük bir “üçüncü kesim” bulunduğunu söyledi. Kendisinin de bu kesim içerisinde olduğunu anlatan Akçam, yakın bir arkadaşının PKK tarafından öldürüldüğünü ve kendisinin de yıllarca öldürülme tehdidi altında yaşadığını ifade etti.
Devletin faili meçhul cinayetleri ile PKK’nin kendi içindeki ve sivillere yönelik infazlarının konuşulması gerektiğini belirten Akçam, 50 yıllık dönem için bir hakikat komisyonu kurulmasını önerdi.
Akçam, “Bir hakikat komisyonu gibi bir şey oluşturulmak zorunda. Bu 50 yıl üzerine konuşmalıyız. Helalleşmek için, kavga etmek için değil. Çünkü konuşamazsak demokrasi gelmez” dedi.
Devletin köy yakmaları, işkenceler ve ağır hak ihlalleriyle; PKK’nin ise kendi eylemleri ve örgüt içi uygulamalarıyla yüzleşmeye henüz hazır olmadığını savunan Akçam, Güney Afrika’daki hakikat komisyonlarını örnek gösterdi.
Akçam, geçmişle yüzleşmenin intikam veya yalnızca cezalandırma anlamına gelmediğini belirterek, asıl meselenin toplumun vicdanında adalet duygusunun yeniden kurulması olduğunu söyledi.
“Toplum kazandı”
Sürecin kazanan ve kaybedenler üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkan Akçam, silahların susmasının kendisinin toplum açısından büyük bir kazanım olduğunu ifade etti.
“Bırakın bu kazandık kazanmadık; toplum kazandı” diyen Akçam, çatışmanın sona ermesinin Türkiye’nin önündeki büyük bir yükü kaldırdığını savundu. Bundan sonraki mücadelenin savaş alanında değil, söz, demokrasi ve eşitlik üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Akçam söyleşinin sonunda barış, demokrasi, insan hakları ve çoğulculuk vurgusu yaptı. Devletin de PKK’nin de geçmişlerine eleştirel bakması gerektiğini söyleyen Akçam, “Bu toplumun kumaşı zedelendi. Bu toplum büyük acılar çekti” diyerek, geçmişte yaşananların açık biçimde konuşulmasının Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel koşullarından biri olduğunu ifade etti.

























































