Makaleler

Published on Mart 11th, 2026

0

Neden yine Kürtler tartışılıyor? | Yusuf Karadaş


ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin İran’a karşı başlattığı savaşta hesapların şaşması nedeniyle hem savaşın gidişatı ve hem de savaş sonrası İran senaryoları bağlamında Kürtlerle ilgili tartışmalar öne çıkıyor.

ABD Başkanı Trump, İran’a yönelik saldırıları başlatırken İran halklarına da rejime karşı ayaklanma çağrısını yapmıştı. Böylece önce ABD ve İsrail’in hava saldırılarıyla Dini Lider Hamaney ile diğer önemli siyasi ve askeri liderlerin öldürülmesiyle başsız bırakılan rejim, halkın ayaklanmasıyla ya yıkılacak ya da teslim olmaya zorlanacaktı. Ancak geçtiğimiz yılın sonunda rejime karşı kitlesel protestolar düzenleyen halk, bu kez ABD ve İsrail’in saldırılarına yedeklenme tutumunu reddetti ve beklenen ayaklanma gerçekleşmedi.

İran’ın saldırılara beklenenden daha geniş alanda etkili yanıtlar vermesi ve hava operasyonlarıyla rejimin devrilmeyeceğinin belli olması, ABD ve İsrail’i İran Kürt güçlerini savaşa sokma senaryoları için devreye girmeye zorladı. Kürtlerin kara gücü olarak savaşa girmesiyle rejim yıkılmasa bile İran’ın parçalanıp güçten düşürülmesi mümkündü. Bunun için Trump; Irak Kürdistan Bölgesi’nde KDP Lideri Mesut Barzani ve YNK Lideri Bafil Talabani’nin yanı sıra İran KDP Lideri Mustafa Hicri’yi telefonla aradı ve Kürtlerin savaşa girmesi konusunda baskı yaptı. Ancak Irak Kürdistan Bölgesi liderleri bir yandan Türkiye ve İran ile ekonomik ve siyasi ilişkileri nedeniyle ve öte yandan savaşın cephesi haline gelmenin yaratması muhtemel riskleri de görerek bu plana mesafeli yaklaştı. Trump da “Kürtlerin oraya girmesini istemediğime karar verdim” diyerek en azından şimdilik bu plandan vazgeçmek zorunda kaldı.

Bu süreçte en dikkat çekici noktalardan biri de özellikle Türkiye’de en ırkçı-şoven kesimlerden sosyalistlik iddiasındaki ulusalcı sol kesimlere kadar geniş siyasi çevrelerin Kürtleri peşinen “emperyalizm iş birlikçisi” ilan edip ‘şeytanlaştırma’ tutumu içine girmesiydi.

Ülkedeki Saray rejimi de “Yakından takip ediyoruz” diyerek Kürtlere gözdağı vermekten geri durmadı. Bir kez daha Kürtlerin bölgenin herhangi bir ülkesinde kazanım elde etmesini ülkede sürdürülen ‘süreç’ ve bu süreçte kendi “çözüm”ünü dayatmanın önünde bir tehdit olarak gördüğünü ortaya koymuş oldu.

Peki, neden Körfez savaşı döneminde Irak’ta, Suriye müdahalesi döneminde Rojava’da ve şimdi de Rojhilat’ta dönüp dolaşıp tartışma Kürtlere geliyor?

Bugün bölge (Ortadoğu) ile ilgili tartışmalarda sıkça Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında çizilen haritaların (Bu konuda özellikle Skyes-Picot anlaşmasına vurgu yapılıyor) değiştirilmesinden söz ediliyor. Bilindiği gibi bu savaştan sonra İngiliz ve Fransız emperyalistleri arasındaki paylaşım anlaşmalarında Kürtlerin ulusal varlıkları ve talepleri yok sayılarak Kürdistan coğrafyası dörde bölünmüştü. Bu bölünme; bölgede etnik, dinsel ve mezhepsel gerilim üzerinden zayıf rejimler oluşturma politikası bakımından da kullanışlı idi. Emperyalistler eliyle kurulan bu düzen iş birlikçi bölge gericilikleri üzerinden sürdürüldü; Kürtlerin Türkiye, İran ve Irak’taki ulusal hareketleri şiddet politikalarıyla bastırıldı. Ancak bu durum bu ülkelerde ne Kürtlerin ulusal varlıklarını ne de bu varlıktan kaynaklı ulusal talep ve mücadelelerini ortadan kaldırdı. Irak’ta 2005 Anayasası ile kurulan Kürdistan Federe Bölgesi bir tarafa Türkiye’de devam eden ‘süreç’, Rojava’da yaşananlar ve şimdi Rojhilat ile ilgili tartışmalar bir bölgesel sorun olarak Kürt sorununun varlığına işaret ediyor.

Dolayısıyla böylesine bölgesel bir sorun haline gelmesi, bölgeyle ilgili her müdahale ya da savaşta Kürt sorununun yeniden tartışma konusu haline gelmesine yol açıyor.

Bugün bölgede ABD ve Fransız emperyalistleri öne çıkıyor; Trump her fırsatta “Kürtleri ne kadar çok sevdiği”nden ve Macron da Kürtleri statüsüz bırakan güçlerden biri Fransız emperyalizmi değilmiş gibi “Kürtlerin hakları”ndan söz ediyor. Öte yandan soykırımcı İsrail’in Lideri Netanyahu da Kürtlerin hamisi rolüne soyunuyor. Devrik şahın oğlunu da açıktan destekleyen Netanyahu ve İsrail’in İran’da rejim değişikliği halinde tercihinin Kürtlerden yana olmayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Tıpkı ABD ve İsrail’in Suriye’de her istediklerini yaptırdıkları Colani’nin başa geçirilmesinden sonra Kürtleri saldırılarla yüz yüze bırakmakta hiçbir tereddüt göstermemiş olmaları gibi. Ancak bu durum bu güçlerin böylesine önemli bir bölgesel sorunu her fırsatta kendi çıkarları için kullanmaya çalışmaktan vazgeçtikleri ya da geçecekleri anlamına da gelmiyor.

İktidar ortağı Bahçeli, ABD emperyalizminin bölgeyi yeniden dizayn etme politikasında İsrail’in öne çıkmasının yaratması muhtemel riskler nedeniyle Öcalan’a çağrı yaparak Kürt sorunundaki son süreci başlatmıştı. Aynı MHP daha birkaç yıl önce Kürt hareketinin siyasi temsilcisi HDP’ye “siyasi haşereler” diyerek ırkçı-faşist partilerin etnik temizlik söylemini kullanıyordu.

İran’daki molla rejimi bugüne kadar diğer muhalif güçlere yaptığı gibi Kürtlerin ulusal-demokratik taleplerini de zorla bastırmaya dayalı bir politika izledi. Ancak 6 Kürt örgütün siyasi güçler ittifakını kurması ve ABD-İsrail’in Kürtleri müdahaleye yedeklemek istemesi sonrasında şimdi İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Sekreteri Laricani, Kürtlerle konuşmaya hazır olduklarını söylüyorlar.

Demek ki emperyalistlerin ve İsrail siyonizminin bu sorunu istismar edebilmesi, bölge gericiliklerinin Kürtlerin ulusal talep ve mücadelesine karşı ortaya koyduğu uzlaşmaz, hak tanımaz politikalardan bağımsız ele alınamaz. Bu nedenle Kürtlerin ulusal talep ve mücadelesini görmezden gelerek onların ortaya çıkan çelişkileri kullanmaya çalışmasını kolayca “emperyalizm iş birlikçiliği” olarak ilan edenler sadece bölge gericiliklerinin baskı politikalarını ve sorunu çözümsüz bırakmalarını desteklemekle kalmamakta ne kadar karşı görünürlerse görünsünler aslında emperyalistlerin bu sorunu istismar edebileceği koşulların devamından yana tutum almaktadır.

Kuşkusuz Kürt ulusal hareketleri de homojen değil ve aralarında farklı sınıf ve çıkarları önceleyen siyasi hareketler bulunuyor. Bu temelde aralarında ABD ve İsrail’le iş birliğini çıkış yolu olarak gören çevrelerin olduğu da bir sır değil. Bu politik yönelim, halkların bir arada yaşama zeminini tahrip etmenin yanı sıra Kürt halkı için de ciddi riskler yaratıyor. Ama bu yönelimin etkisiz kılınabilmesi, Kürtlerin talep ve mücadelesinin şeytanlaştırılmasından değil; aksine kendi kaderini tayin hakkı dahil halkların eşit haklar temelinde barış içinde yaşamasını güvenceye alacak bir politik hattın savunulmasından geçiyor. Sonuç olarak; bu konuda alınacak tutum, Kürt sorununun da ötesinde emperyalizme, siyonizme ve bölge gericiliklerine karşı mücadelenin seyri bakımından da büyük önem taşıyor.


Seçtiklerimiz: Yusuf Karadaş – 11.03.2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑