Makaleler

Published on Mart 5th, 2026

0

Şeriatçı dayatmalara karşı, laikliği hep birlikte savunmalıyız! | Ali Arayıcı


Bugün, Cumhuriyet Türkiye’si bölgesindeki gerici ve şeriatçı gelişmelere paralel olarak, Amerikan emperyalizmi ve Siyonist İsrail’in planları çerçevesinde “talibanlaştırma” baskısı altında. Tarihsel sürecin hiç bir döneminde görülmeyen hukuksal, sosyal, siyasal, eğitsel-kültürel ve toplumsal yaşamın her alanında; büyük bir yozlaşma ve çürüme yaşanıyor. ABD’nin yönettiği bu gerici saldırı, Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir tehdit haline geldi.

            ABD Başkanı Donald Trump’a sarılan ve her dediğini sonuna kadar yapan islamcı siyasi rejim, Türkiye’yi adım adım Ortadoğu’nun gerici bataklığına sürüklüyor. Türkiye’de laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal yaşamı aşamalı olarak ortadan kaldırmaya yönelik önlemler her geçen gün daha da yoğunlaşarak büyük bir ivme kazandı. Eğitim sistemi gerici, dışlayıcı, ayrıştırıcı, “ötekileştirici” ve çağdışı «Türk-İslam Sentezi’nin” sultası altına girdi.

            Dinsel derslerin girmediği, bir eğitim kurumu kalmadı. Siyasi iktidar, “Osmanlı”yı yeniden diriltmek ve yeni rejimin inşası için, eğitimi bir araç olarak kullanıyor. Bu bağlamda, eğitimi sil baştan değiştirdi. «Dindar ve kindar” bir gençlik yetiştirmek için, gerici, çağdışı ve ümmetçi bir yapıya dönüştürdü. Burada asıl amaç, islâmi kuralların egemen olduğu adı konmamış bir «şeriat düzeninin” kurumsal yapısını oluşturmak ve bunu savunan kuşakları yetiştirmektir.

            SORUN CİDDİYE ALINMALI

            Son yıllarda, ülkemizde insan temel hak ve özgürlüklerine karşı yapılan ihlallerde, kadın cinayetlerinde, kadınları “ikinci” sınıf algılanması konusunda ve toplumsal sorunlarda büyük bir artış oldu. Bu gibi sorunlar, laikliğin, ifade ve düşünce özgürlüğü, insan temel hak ve özgürlüklerine saygılı demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye için, önemini bir kez daha ortaya koydu.

            Dinsel derslerin ağırlıklı olduğu bir eğitim sistemiyle, çağdaş ve demokratik toplumun devrimci ve bilinçli yurttaşları yetişmez. Bu sitemle, barışı, kardeşliği, eşitliği, insan temel hak ve özgürlüklerine saygıyı temel alan çağdaş ve demokratik bir düzen kurulmaz. Laik, demokratik ve bilimsel eğitim; çağdaş ve demokratik bir hukuk devletinin temelini oluşturur. Yaşanılan toplumsal yapı, laik ve demokratik değilse; eğitim sistemi de asla laik, demokratik ve bilimsel olamaz.

            Durum böyle iken, TBMM içindeki ve meclis dışındaki siyasi partilerin, laiklik konusunu ciddiye almamaları ve bu konuda gerekli etkinlikleri göstermemeleri de gerçekten çok üzücü bir durum. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri başta olmak üzere, demokrasiden, insan temel hak ve özgürlüklerinden ve barıştan yana olan herkesin; toplumun geleceğini yakından ilgilendiren laiklik konusunu ciddiye almalı ve bunun mücadelesini aktif olarak vermelidir.

            “BOĞAZLAŞMA” YAŞANABİLİR

            Ülkemizde laiklik, Avrupa’da olduğu gibi, 19. yüzyılda ortaya çıkışı sırasında ortaçağ karanlığına ve yaşamın her alanında kilisenin egemenliğine karşı savaşımda; milyonlarca insanın canına mal olarak ortaya çıkmadı, bir “boğazlaşma” yaşanmadı ve çok ağır bir bedel ödenmedi. Bundan dolayı, Türkiye’de laikliğin değeri ve önemi hâlâ daha kavranılmış değildir.

            Türkiye’de laikleşme hareketi, özellikle ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşıyla birlikte başladı. Laiklik, cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal’in, bizzat şahsi otoritesi, inisiyatifi ve direnişiyle “tepeden inme”; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklinde ortaya atıldı. Laiklik anlayışı, kemalist dönemde ve sonrasında, yetersiz olmasına karşın kısmen de olsa yaşamın her alanında uygulanmaya başladı.

            Bu durum, yüz yıllardır islâm hukukunun ve şeriat kanunlarının egemen olduğu bir islâm ülkesi olan Türkiye’de, birçok sıkıntıları da beraberinde getirdi.

            Türkiye’de dinsel yozlaşma böyle devam ederek amacına ulaşırsa ve bugünden gerekli önlemler alınmazsa, gelecek yıllarda farklı inanç grupları arasında bir “boğazlaşma” yaşanabilir. Bu konuda, TBMM içinde ve dışındaki siyasi partiler başta olmak üzere, devrimci sendika ve örgütsel yapılara, sivil toplum örgütlerine ve toplumun her kesimine önemli birer sorumluluk düşüyor.

            BİR ARADA YAŞAMANIN

            Türkiye’de, laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak algılanıyor. Bu yeterli bir tanım değil. Laiklik, bir yaşam biçimidir. İnanç özgürlüğü, insan temel hakları ve özgürlüklerinin ve demokrasinin olmazsa olmazı. Farklılıklarla birlikte “bir arada yaşamanın” temel taşı. Laikliğin olmadığı bir ülkeden, laik ve demokratik bir ülke diye bahsedilemez.

            Laiklik ve demokrasi kavramları, birbirini tamamlayan iki temel unsur. Biri olmazsa, diğeri hiç olmaz. Laik ve demokratik toplumlarda, devletin dini ve inancı olamaz. Devlet, inançlar karşısında tarafsız olup bütün inanç gruplarına, aynı mesafede ve eşit olarak bakar.

            Laiklik, insan temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, farklı inanç grupların özgürlüğü ve toplumsal barışı sağlayan demokratik rejimin vazgeçilmez bir unsur. İnsanların birbirlerinin farklılıklarını kabul ederek özgürce ve eşitçe barış içinde «birlikte yaşamalarının” temel güvencesi. Çağdaş, demokratik ve bilimsel eğitiminde en belirleyici özelliğidir.

            BİRLİKTE SAVUNMALI

            Bugün, ülkemizde bütün sorunların ana temelini insan haklarını, demokrasiyi, eşitliği, kardeşliği, özgürlüğü, hoşgörüyü ve barışı amaçlayan; çağdaş, laik ve demokratik bir düzenin olmaması oluşturuyor. Demokrasiyi, barışı, kardeşliği, eşitliği, sosyal adaleti, eşit paylaşımı ve insan haklarını temel alan; laik, demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye’nin savunulmasının artık tam zamanı ve hatta geçiyor.

            Toplumsal katmanlar arasında ırk, din, renk ve dil ayrımı yapmadan; herkesin eğitimde fırsat, şans ve olanak eşitliğinden eşitçe yararlanmasını gerçekleştirmek asıl amaç olmalı. Türkiye’deki islâmi rejime ve onun oluşturmaya çalıştığı gerici, dışlayıcı, ayrıştırıcı ve çağdışı eğitim sistemine karşı; laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim için savaşım vermektir.

            Laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim-öğretim anlayışının; eğitim-öğretim kurumlarında gerçekleşmesi için, savaşım verecek kadroların yetiştirilmesini sağlamak. Laiklik için mücadele vermek, ırkçılığa, “asimilasyona», “ötekileştirme”ye, yobazlığa, şeriatçılığa ve faşizme karşı savaşmak demek. Bu mücadelede, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve Türkiye’nin demokrasi yanlısı bütün anti-faşist güçleri aktif olarak yer almalıdır.

            Laikliği, tam bağımsız, çağdaş ve demokratik bir Türkiye’yi savunmak suç olamaz. Bu bağlamda, herkes “Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız!” kampanyasına katılarak desteklemeli. Bu kampanya, gündemde ve on binlerce kişi tarafından imzalandı. Bu girişim tarihi bir fırsat olarak görülmeli ve gericiliğe, fanatizme, ırkçılığa, faşizme ve emperyalizme karşı olan herkes bu sorumluluğu yerine getirmelidir.


Ali Arayıcı/Paris – 05.03.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑