Basel’de ESP Eş Genel Başkan yardımcısı Sezin Uçar’ın katılımıyla Rojava paneli düzenlendi
İsviçre’nin Basel kentinde AVEG-KON’a bağlı İGİF, SKB ve TSP’nin çağrısıyla ESP Eş Genel Başkan yardımcısı Sezin Uçar’ın katılımıyla Rojava devriminin savunulması ve mücadele görevlerimiz konulu panel gerçekleştirildi.
Atılım İsviçre
Panelde konuşan Sezin Uçar Ortadoğu’daki gelişmeler, Rojava devrimi ve görevlerimiz üzerine şunları söyledi:
“7 Ekim aksa tufanı hamlesi, Ortadoğu’da ve Dünyada yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. İsrail Siyonizminin yayılmacı politikaları, bölge halklarının özellikle de İran’da yaşayan halkların Rojava’dakine benzer bir özerk yönetim biçimi oluşturma potansiyeli ve elbette faşist rejimin tasfiye edemediği Kürt halkının direnişi; Türk devletini bir uzlaşı zeminine yönlendirmiştir. Ancak Kürt ulusal demokratik hareketi tarafından pek çok adım atılmış olmasına rağmen, devlet ‘terörsüz Türkiye’ söylemiyle hareket etmiş ve bu süreçte tek bir adım dahi atmamıştır.
“1 Ekim’in hemen ardından 7 Aralık’ta Suriye’de bir rejim değişikliği yaşanmıştır. Esad rejimi yıkılmış, yerine IŞİD ile doğrudan organik bağlantısı olan bir kişi atanmıştır. Başına milyon dolarlık ödül konulmuş olan Colani Şam rejiminin başındadır. Bu durum, uluslararası alanda meşrulaştırılmış; HTŞ, IŞİD karşıtı koalisyonun bir parçası haline getirilmiştir. Trump, İran karşıtı belgesel hattı güçlendirme stratejisi izlemektedir.
“Öcalan’ın demokratik toplum sosyalizmi programına dair teorik ve ideolojik zeminde eleştirilerimiz bulunmaktadır. Kürt ulusunun demokratik hakları, politik mücadelemizin en temel konularından biridir. ESP olarak Kürt sorununda emekçi çözüm perspektifiyle yürüttüğümüz çalışmalar, Türk işçi sınıfını burjuva ideolojiden koparmak anlamına da gelmektedir. Aynı zamanda Türkiyeli işçi ve emekçileri şovenizmden koparmak anlamına da gelmektedir.
“Siyasi tutsakların serbest bırakılması, JÖH ve PÖH gibi tüm kontra örgütlerin dağıtılması ve suçlarının açığa çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması; söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması gibi somut talepler ekseninde halka seslendik. 19 Mart sonrasında gerçekleşen ayaklanmalar sürecinde Türk işçilerine ve emekçilerine şunu söyledik: Kendiniz için ne istiyorsanız, Kürtler için de aynısını istemelisiniz. Propaganda dilimizi bu doğrultuda kurduk.
“Bugün Kürt halkı büyük bir soykırım tehdidiyle karşı karşıyadır. Yaşananlar yalnızca Rojava devriminin fiziki sınırlarının daraltılması değildir; bir devrimin tasfiyesi söz konusudur. Sosyalistler olarak görevimiz bu saldırıyı tüm dünyaya duyurmaktır. Kürdistan’ın dört parçasında, Avrupa’nın birçok kentinde yapılan eylem ve etkinliklerle mücadele sınırları aşmıştır.
“Bugün yapılan anlaşma ne çok büyük bir zaferdir ne de bütünüyle karanlık bir tablodur. Mücadelenin koşulları bu anlaşmanın, sonuçlarını belirleyecektir. Devrimi ne kadar sahiplendiğimiz, bu sürecin seyrini de belirleyecektir. Anlaşma zemininin varlığı, kendi mücadele alanımızı genişletmenin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
“Rojava devriminin savunulmasıyla birlikte anti-emperyalist mücadelenin büyütülmesi önümüzde temel bir görev olarak durmaktadır. Sadece ABD karşıtlığı üzerinden bir anti-emperyalizm inşa edilemez. Bölge ülkelerinin kendi baskıcı ve gerici karakterlerine karşı da mücadele yükseltilmelidir. Şovenist olmayan, enternasyonalist bir antiemperyalist çizgi yaratmak zorundayız.
“Emperyalist devletler, halklara emperyalist güçler olmadan mücadele edilemeyeceği fikrini dayatmaktadır. Biz ise bunun tersini savunuyoruz: Halklar kendi öz gücüne dayanarak mücadele edebilir ve etmelidir. Emperyalist sistem, dünyadaki tüm devrimci hareketleri tasfiye etmeye yönelmiş durumdadır. ABD bunu Venezuela ve İran örneklerinde açık biçimde göstermektedir.
“Emperyalist koşullar sürdüğü sürece savaşlar ve işgaller de sürecektir. Bu anlaşma her şeyin bittiği anlamına gelmemektedir; aksine mücadele devam etmektedir.
“QSD içerisinde yer alan bazı Arap aşiretlerinin saf değiştirerek IŞİD’e geçmesi üzerinden, Kürtler ile Arapların birlikte mücadele edemeyeceği yönünde bir propaganda yürütülmektedir. Oysa QSD’nin önemli bir bileşeni Arap halkıdır. “Kürt’ün Kürt’ten başka dostu yoktur” anlayışı bilinçli biçimde yayılmaktadır. Buna karşı ideolojik mücadele yürütmek zorundayız.
“Ulusal birlik bizim de savunduğumuz bir ilkedir. Dört parça Kürdistan’ın tek bir bütün olduğu fikrinin güçlenmesi ve diğer parçalardaki Kürt halkının Rojava için kitlesel biçimde sokağa çıkması son derece önemlidir. Kürt halkının dostları vardır: Türk işçi sınıfı, kadınlar ve tüm ezilen halklar. Bu propaganda güçlendirilmelidir.
“Rojava devriminin kazanımlarını her yerde, ne pahasına olursa olsun savunmak gerekmektedir.
“Rojava devriminin boğulması halinde ataerkil rejimin güçleneceğini ve kadına yönelik şiddetin artacağını; işçilerinse daha derin bir yoksullukla karşı karşıya olacaklarını anlatmaya çalışıyoruz.
“Avrupa’daki eylemler ve sınırlara giden heyetler, emperyalist devletler üzerinde önemli bir baskı yaratmaktadır. Bu mücadele daha da büyütülmelidir”
Katılımcıların aktif olarak katıldığı panel daha sonra soru ve cevaplarla sonlandırıldı.





















































