Gündem yoğun diye, doğanın çığlığını duymuyoruz!.. | Adil Okay – Özcan Yaman
“Gündem; tozun, dumanın arasında hızla akarken, aslında hepimizin nefes aldığı o asıl ‘ev’ sessizce yağmalanıyor. Bu yazı, sadece bir çevre makalesi değil; yaşamlarını doğayı, suyu ve ormanı savunurken siper eden Hakan Tosun, Reşit Kibar, Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu’nun bizlere bıraktığı o ağır mirastır. Sermayenin ‘yeşil’ boyalarla gerçeğin üzerini örttüğü bu çağda, gözlerimizi kapatmak suça ortak olmaktır. Türkiye’de 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde yapılması planlanan COP31 (BM İklim Zirvesi) arifesinde, küresel sermayenin ‘iklim dostu’ maskesiyle bu topraklarda kuracağı yeni pazar sofrasına karşı tüm bu gerçekleri bir kez daha hatırlatmak istedik.”

COP 31 diye yazılır JOP 31 diye okuruz…
Bugün hepimizin yüreğini yakan savaşları ve katliamları sorgularken; savaş makinelerinin sadece insanları katletmekle kalmadığını, aynı zamanda çevreyi tahrip ettiğini ve toprağı zehirlediğini çoğu zaman fark etmiyoruz. Oysa savaş, başlı başına ekolojik bir felakettir. Nitekim Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü (UNEP) verileri korkutucu bir gerçeği gözler önüne seriyor: “Dünya genelinde yaşanmakta olan ekolojik sorunların yüzde 34’ünün nedeni savaş ve silahlardır. Aynı verilere göre; dünyada biyolojik çeşitlilik açısından zengin bölgelerin yaklaşık yüzde 65-70’i son 60 yılda savaş ve çatışmalar nedeniyle tahrip edilmiştir. (…) Ekolojik mücadele için savaş karşıtlığı ve barış talebi, yirmi birinci yüzyıl insanının bir görevi değil, temel niteliğidir. Ekolojik mücadelenin de vazgeçilemeyecek bir parçasıdır.” [1]
Doğaya değer vermeyen sermaye sınıfı ve onların desteklediği iktidarlar, insan yaşamına da değer vermez. Hatırlatmak gerekir ki; insanı ve doğayı “daha çok kâr” uğruna tahrip eden sermayenin millisi, ecnebisi, yeşili veya turuncusu kalmamıştır. Bunların hepsi iç içe geçerek “milli”liğini yitirmiş, kirli ve boz bir renge bulanmıştır. Biri diğerinden daha temiz değildir. Daha açık bir ifadeyle; MÜSİAD kötüdür ama TÜSİAD iyidir diyemezsiniz. Arada bir “çevre” temalı etkinliklere sponsor olup kendilerini aklamaya çalışmalarına asla aldanmamalıyız.

Cultural Washing: Kültürle Göz Boyama
Arundhati Roy, Hindistan’da çevreyi kirleten sponsorlara ve onlardan beslenen STK’lara karşı kaleme aldığı bir yazısında bu “aklama” yöntemine dikkat çeker:
“Sonsuz tüketim hayali sanat dünyasına da sızdı. ‘Greenwashing’ (yeşille göz boyama) ile gördüğümüz yöntemin bir benzerine artık ‘cultural washing’ (kültürle göz boyama) biçiminde tanık oluyoruz. (…) Dünyanın en büyük edebiyat festivallerini finanse edenler ormanlardaki yerli halkları yok ediyor. Maden şirketleri, bir yandan dünyayı yok ederken diğer yandan ifade özgürlüğünden medeni bir tarzda söz eden harikulade kimselerle festivalleri finanse ediyorlar. (…) Milyarlarıyla silahlanmış bu STK’lar, potansiyel devrimcileri ücretli aktivistlere dönüştürerek onları radikal bir meydan okumadan caydırırlar. Böylelikle de düşünme tarzları yumuşatılır. Farklı bir dünyayı tahayyül imkânlarımızın büyük kısmı ortadan kaldırılır.” [2]
Roy’un altını çizdiği gibi; ekolojik felaketin asıl sorumlularının STK’lar ve yandaş medya aracılığıyla aklanma çabası, sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında gerçekleşiyor. Çeşitli “fon”larla yapılan işlerle, sistemin çizdiği sınırların dışına çıkmadan “muhalifmiş” gibi yapılıyor.
Sarı Çevrecilik
Sarı sendika olur da “sarı çevreci STK” olmaz mı? Elbette olur. Örneğin İstanbul’da geçtiğimiz yıllarda “7. Kıta” sloganıyla açılan 16. İstanbul Bienali’nin sponsorları arasında çevreyi en fazla kirleten şirketlerin olduğu ortaya çıkmış; bu ikiyüzlülüğü fark eden bazı sanatçılar Bienali protesto etmişti. Pelin Cengiz’in belirttiği gibi, dev enerji şirketleri sadece Avrupa’da lobi faaliyetlerine milyonlarca euro harcayarak “kirletme hakkı” satın alıyorlar.
Bu çarkta öğütülenler ise biziz: Reşit Kibar, Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu, Hakan Tosun gibi katledilen doğa savunucuları; Dilovası’nda, Ermenek’te, İliç’te, Soma’da can veren işçiler ve savaşlarda ölen sivillerdir. Hopa’da veya başka coğrafyalarda yaşanan seller “doğal afet” değil; kirli ellerin doğanın dengesini bozmasının doğrudan sonucudur. Türkiye, şu an ormanlarını en hızlı tüketen ikinci ülke konumundadır. Sendikacı Mehmet Türkmen / Başaran Aksu Doğa ve çevre savunucusu aktivist Esra Işık şimdilik hepimiz adına direniyorlar…
Sermaye ve “Yeşil Ekonomi” Aldatmacası
Fikret Başkaya’nın da vurguladığı gibi, sermaye kendini sürekli büyütmek zorundadır.
“Yeşil ekonomi veya yeşil büyüme, bu zorunluluğun bir sonucu olarak peydahlandı. Amaç, sermayeye yeni kâr alanları açmaktır. Aslında yeşil ekonomi demek, yangına körükle gitmek demektir. Doğanın finanslaşması, canlı olan ne varsa metalaştırılması amaçlanıyor. Lakin dünyanın kaynakları sınırlı ve kapitalist üretim sürecinde doğaya verilen zarar asla dikkate alınmıyor.” [3]
Başkaya, sistemin işleyişini çarpıcı bir örnekle özetler: “Bir kapitalist nehrini zehirlediği insanların hastalığından bile, onlara ilaç satarak kâr eder. ‘İş bitirici’ sermaye için kârın sınırı yoktur ve tüm bu süreç boyunca ‘ekonomi büyür’.” [4]
Sonsöz: Radikal Bir Değişim Şart
Talanı sadece frenlemeye çalışmak önemli olsa da yeterli değildir. Daha radikal bir sistem değişikliğini; üretim, tüketim ve bölüşüm biçimini yeniden düşünmek zorundayız. Kapitalizm denilen bu yıkıcı sistemden bir an önce kurtulmalı yeni bir sistemin inşası için mücadele etmeliyiz.
Türkiye’de 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde yapılması planlanan COP31 (BM İklim Zirvesi) arifesinde, küresel sermayenin ‘iklim dostu’ maskesiyle bu topraklarda kuracağı yeni pazar sofrasına karşı tüm bu gerçekleri bir kez daha hatırlatmak istedik.
COP 31 ile ilgili doğru bilgilere linkinden ulaşabilir, katkı sunabilirsiniz.
16.04. 2026
DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA:
[1] Onur Hamzaoğlu, “Ekolojik Mücadele İçin Savaş Karşıtlığı ve Barış Talebi”, Bianet, [https://bianet.org/yazi/ekolojik-mucadele-icin-savas-karsitligi-ve-baris-talebi-298011]
[2] Arundhati Roy, Kapitalizm: Bir Hayalet Hikâyesi, [http://www.soldefter.com/2012/04/16/arundhati-roy-kapitalizm-bir-hayalet-hikayesi/]
[3] Emet Değirmenci, Fikret Başkaya ile “Yeşil Kapitalizm” ve Çıkış Üzerine Söyleşi, [http://ozguruniversite.org/2016/03/10/fikret-baskaya-ile-yesil-kapitalizm-ve-cikis-uzerine-soylesied/]
[4] Fikret Başkaya, “İklim Zirveleri veya Seyirciyi Oyalamak!”
Seçtiklermiz: Adil Okay – Özcan Yaman – Evrensel – 17.04.2026








![“Şark meselesi [Türkiye] ve Marksizm” kitabı ile “Süreç” üzerine | Mustafa Yavuz](https://www.avrupademokrat9.com/wp-content/uploads/2026/04/mustafa-yavuz-1-136x78.jpg)
















































