Makaleler

Published on Ekim 4th, 2026

0

Kürt sorunun çözümünde “eşit yurttaşlık” modeli | Halil Gündoğan


Neden-sonuç ilişkisi

Eğer bir yerde “eşit yurttaşlık” talebi varsa, bu demektir ki orada çok genel anlamda “yurttaşlık bağı” ile bir arada yaşamak durumunda olan (veya bırakılan) farklı etnik, inanç, cinsel ve sınıfsal kesimler arasında, tolere edilebilecek cinsten olmayan ciddi boyutlu toplumsal eşitsizlikler söz konusudur. Ve bu da demek olur ki orada her şeyden önce bir demokrasi sorunu vardır. Yani bir başka ifadeyle orada, yalın kavramsal karşılığı anlamında demokrasi yoktur. Çünkü gerçek anlamda demokrasi, eşitliği tüm toplum için mümkün kılacağı gibi, şart da koşar. Bundandır ki her ne kadar da bazı “ileri” burjuva demokrasi örnekleri epeyce yakın bir düzeye ulaşmış olsalar da fakat yine de demokrasi gerçek karşılığına ancak ki sosyalist demokrasi ile ulaşabilir. Çünkü orada tüm bu toplumsal eşitsizliklerin kaynağı olan ve onları her seferinde farklı formatlarda yeniden var eden üretim araçlarının özel mülkiyeti sistemi olmayacaktır.

“Eşit yurttaşlık” talebi daha çok, ana temel prensipleriyle demokrasinin bulunmadığı çok uluslu ve farklı inançlardan oluşan toplumlarda gündeme gelmektedir. Çünkü buralarda farklı etnik ve inanç kökenine, keza farklı cinsel ve cinsel yönelim mensup toplumsal kesimlere, egemen ulus, din ve erkek egemen sistemin değerlerine biat etmeleri dayatılmakta. Dolayısıyla da oradaki olgusal gerçek; egemen ulus statüsüne sahip ulusun, tüm diğer ulusal ve inançsal kesimler aleyhine, devletin zor aygıtı marifetiyle elde etiği ayrıcalıklı konum hakimiyetidir. Yani egemen ve bağımlı, efendi ve köle, sömüren ve sömürülen, hükümran ve tabi olma ilişkisidir söz konusu olan.

Dolayısıyla da talep, bu eşitsizlik ilişkisinin sonlandırılarak, toplumsal kesimler arasında genel bir barış atmosferinin oluşturulması hedeflidir.

Farklı özgünlükler ve çözümler

Ne var ki “eşit yurttaşlık” talebinin karşılanması her bir çelişme özelinde farklı çözüm yöntem ve yollarıyla mümkün olacağından; tek düze ve toptancı bir ele alışa pek de şans tanımaz.  Evet elbette söz konusu sorunların tamamının nihai çözümü demokrasi ile mümkün olabilir. Fakat Türkiye gibi dinci faşist bir devlet gerçekliğinde demokrasi, hiç kuşku yok ki ancak ki devletin bu niteliğini değiştirecek toplumsal bir devrimin eseri olabilir. Bu bir gerçek.

Fakat şu da bir başka gerçek ki: Söz konusu bu sorunların bazılarının kısmi çözümlerine, reformsal toplumsal mücadele yöntemleriyle, mevcut sistem altında ulaşmak da pekâlâ mümkün olabilir. Örneğin Kürt ulusal sorunu, “eşit yurttaşlık” temelinde kısmi bir çözüme kavuşturulabilir. Bu pekâlâ mümkün olabilir. Ancak bu “mümkün olabilme” hali, Kürt ulusunun, ayrılıp ayrı bir devlet kurma hakkını saklı tutma koşuluyla, Türk ulus devleti çatısı altında, birlikte yaşama iradesini ortaya koymasıyla gerçekleşebilir. Bu ise kendi ulusal kimliği ve özerk siyasi statüsünün tanınıp, anayasal güvenceye kavuşturulmasıyla olabilecek bir şeydir.

Ulusal sorun ve “eşit yurttaşlık”

Çünkü ulusal sorunda “eşit yurttaşlık”, egemen ulusun tüm o sömürgeci ve hükümranlık statüsünün son bulmasını gerektirir. Her şeyden önce katı merkezci üniter devlet imtiyazından vaz geçip, devleti bir üst çatı konumuna itekleyen federasyon veya geniş bölgesel özerklik modeline geçmeyi şart koşar. Çünkü Kürt sorununu “eşit yurttaşlık” temelinde çözüme kavuşturmanın başka bir sihirli formülü yok.

Çünkü bu sorunda “eşit yurttaşlık”, Türk ulusu hangi haklara sahipse, aynı hakların Kürt ulusuna da tanımasını şart koşar. Örneğin siyasal iktidarın paylaşılmasını, tekçi resmi dil ve tekçi tüm ulusal imge ve sembollerin terk edilerek ortaklaştırılmasını, tekçi ve ırkçı-şoven tarih anlatısının kaldırılmasını, keza Kürtçenin yeni eğitim-öğretim sisteminde ikinci anadil olarak resmileştirilmesini gerektirir. Vs.

Bunlar olmadan, aynı devlet çatısı altında Kürt sorununun “eşit yurttaşlık” modeli temelinde çözümü de doğal olarak söz konusu olamayacaktır.

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin referandumu

Özellikle bölgesel konjonktür ve sistemin kendi iç çelişmeleri Kürt sorunun bu tarz çözümüne, önemli oranda, zemin sunar nitelikler barındırmaktadır. Fakat tabii öncelikle bir referandumla Kürt ulusunun iradesinin hangi yönde olacağının ortaya çıkarılmasının sağlanması gerekiyor. Yani A partisinin veya B kişisinin ulus adına karar vermesi ve onun iradesini kolonyalist sistemin kendisini yeniden üreterek tahkim etmesini sağlayacak şekilde ipotek altına alınmasıyla değil; doğrudan demokrasi yöntemiyle, ulusal özne olarak Kürtlerin kendi kaderlerini hangi yönde tayin etmek istediklerinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Şayet irade ayrılma temelinde değil de iki ulusun “ortak vatanda”, “ortak devlet çatısı altında” birlikte yaşamasından yana şekillenirse; işte o zaman sorunun bu zeminde daha somut olarak formüle edilmesi kolaylaşır. Bundan ötürü en başta da Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin tüm özneleri ve sol sosyalist kesimlerin bu tarihi süreci doğru değerlendirerek harekete etmeleri hem bir zorunluluk ve hem de tarihi bir fırsatın doğru temelde değerlendirilebilmesi yönünde kolektif bir irade beyanı olması anlamında, stratejik önemdedir.

AKSH’nin tutumu

Öcalan bundan bir önceki “barış sürecinde” “ortak vatanda eşit yurttaşlık temelinde” bir çözüm tarzını dillendiriyordu. Ancak son “paradigma” değişikliğinde bundan da vazgeçtiği görülmekte. Kürtlerin kolektif ulusal haklarını, böylesi bir hakkı kendisinde nasıl görüyorsa artık, tamamen rafa kaldırmış oldu. “Haksız-statüsüz” ve ama birer Kürt olarak tanınmaları koşuluyla Türk ulus devletine entegre olmalarını ve keza yeni bir Türk ulusu inşasında birer “dolgu” malzemesi olmalarını buyurdu.

Bunun, “eşit yurttaşlık” temelli bir çözüm olmadığı, her renkten Türk ulusalcısı ve ırkçı-faşist Türk milliyetçileri tarafından “alternatif bir model” olarak öne çıkarılan o malûm ırkçı-faşist tekçi anlayışın tezahürü olan “Yurttaş eşitliği” modeliyle buluştuğuna ise hiç kuşku yok.

Fakat buna rağmen gerek DEM Parti sözcüleri ve gerekse Apocu Kürt Siyasal Hareketinin (AKSH) diğer bir kısım ileri sözcüleri ısrarla “eşit yurttaşlık” talebini dillendirmekte. Ama asla tutarlı bir şekilde değil!.. Çünkü açıktan herhangi bir siyasal statü talebini dillendirmedikleri gibi; “Önderliğe” ayıp olmasın diye “federasyon vb. ulus devletçi çözümler tu kakadır” demeye devam ediyorlar. Oysa yukarıda da izah edildiği üzere “eşit yurttaşlık”, zorbalıkla hak yoksunu bırakılmış Kürtlerin, Türklerin sahip olduğu tüm haklara kavuşturulması talebidir. İki ulusun “ortak vatanda” “ortak devlet çatısı altında” birlikte yaşaması isteniyorsa; bunu mümkün kılabilmenin bir başka “makul” yolu yok. Bu yüzden de DEM ve Kandil’i ısrarla bu “tarihi yanlıştan” bir an önce vazgeçmeye zorlamak gerekiyor. Sorunun çözümünün “Eşit yurttaşlık” zemininde çözülebileceğini söyleyip, ardından da bunu dışta tutan “Önderlik paradigmasını” savunmanın nasıl bir tutarsızlık olduğunu görmeye ve kabul etmeye zorlamak gerekiyor. Devrimci eleştirel tutumda ısrar etmek bu bakımdan önem arz eder.

Solun tutumu

Sorunun mevcut koşullarda arz ettiği gerçekliği göz önünde bulundurarak, sol-sosyalist kesimlerin K. Kürdistan Kürtlerinin kendi kaderlerini bir referandumla ortaya koyabilmelerine ön ayak olmaları, demokrasi mücadelesi bağlamında önem arz eden politik bir tutum olacaktır. Birlikte yaşamaktan yana şekillenirse Kürt ulusal iradesi, sorunun dönemsel çözümünün “eşit yurttaşlık” zemininde gelişmesinde de aktif rol sahibi olmalıdır. Çünkü bu, aynı zamanda hem bir demokrasi ve hem de bir ulusun ulusal demokratik haklarını kazanması mücadelesinde aktif özne olarak yer alıp almama sorunudur. Yani sorun bu bağlamda bir bakıma da günün İdris-i Bitlisi vari, egemen ulus çıkarlarının korunmasına odaklı politik tutumlarla, mazlum bir ulusun kaderiyle böylesine hoyratça oynanmasına karşı, aktif politik devrimci tavır alıp almama sorunudur da.


Seçtiklerimiz: Halil Gündoğan – 04.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑