İsviçre

Published on Eylül 15th, 2026

0

Bern’de Hüseyin Yeter’in katılımıyla “çözüm süreci” paneli yapıldı

13 Eylül günü İsviçre’nin başkenti Bern’de, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Yasası ve Devrimci Tutum” konulu panel gerçekleştirildi. İGİF ve Bern Halkevi’nin çağrısı üzerine gerçekleşen panele panelist olarak Marksist Teori yazarı Hüseyin Yeter katıldı.

Atılım İsviçre

Uzun ve ayrıntılı bir sunum yapan panelist Hüseyin Yeter tartışılan konular, kafalarda oluşan sorular ve “Çerçeve Yasa”nın son durumu konusundaki geniş analizler yaptı. Yeter’in anlattıklarının özeti şu şekildedir.

“İki yıldır bir ‘süreç’ yaşıyoruz. Sürecin tamamına baktığımızda sömürgeci faşist de4vletin lehine gelişmeler yaşanıyor. Henüz bir netlik yok, oyalamalar var. Farklı farklı kesimlerin ve görüşlerin tartışmaları var. Çerçeve yasa sorunu bir yere getirdi. Tepkilerle ve önyargılarla bu soruna yaklaşamayız. Çerçeve yasaya hangi koşullarda gelindi. PKK, Kuzey Kürdistan’da 40 yıldır gerilla savaşı verdi. Bu sürecin PKK ve devlete, Kürt ve Türk halkına getirdiği ağır faturalar vardır. 3 trilyon gibi rakamlar dillendiriliyor. Bunun halklara dönük ağır toplumsal travmalara varan sonuçları oldu. 40 yıldır çeşitli düzeylerde ve platformlarda Kürt sorunu tartışıldı ve gündemdeki yerini korudu.

“PKK’nin yürüttüğü gerilla savaşı Kürdistan’ın dört parçasında bir ulusal iradeleşme yarattı ve yaşandı. Savaş devletle PKK arasında bir denge durumu oluşturdu. Her iki taraf açısından bir yenişememe ortaya çıktı.

“Her şeyden önce sürecin adlandırılmasında bile ortak bir noktada buluşulmadı. Bu da süreçten her kesimin amaçlarının farklılığını ortaya koymaktadır. Sömürgeci faşist devlet, ‘Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ adını kullanırken, Kürdistan Demokratik Hareketi ‘Barış ve Demokratik Toplum’ diye dillendirdi.

“Gerilla savaşı sonucunda Kürdistan Ulusal Hareketi bölgeselleşti ve uluslararasılaştı. Suriye’deki gelişmelerle birlikte Kürdistan sorunu bölge devletlerini aşan bir noktaya ulaştı. Sömürgeci faşist devlet alttan gelen mücadele, direniş ve serhıldanlara müdahale edemedi. Daha önce de çözüm süreçleri oldu. Aşağıdan gelen zorlamalar ve direnişlerle bu görüşmeler oldu. Yeni süreçte de belki bu bir faktördür ama devlet alttan gelen bir baskılanma olmadan adım attı. Ayrıca sürecin temelinde Ortadoğu’daki gelişmeler vardır esas olarak. Gazze, Lübnan, Suriye ve İran’da yaşanan gelişmeler buna örnektir. Emperyalistler Ortadoğu’yu yeniden şekillendiriyor.

“Türkiye’ye iç cepheyi güçlendirme ve İran’ın bölgede yarattığı boşluğu doldurma rolü verildi. Esad yıkıldı ve Rusya etkisizleştirildi. Bu süreç 1921’e benziyor. Savaş var ve Osmanlı yıkıldı. Kemalistler ‘kurtuluş savaşı’ veriyorlar. M. Kemal savaş koşulları nedeniyle bir Kürt-Türk ittifakına yöneldi. Kürtlerle Türkler ittifak yaptılar. Erzurum ve Sivas Kongreleri bunun için yapıldı ve Kürtlere bazı tavizler verildi. Lozan’da İnönü ‘biz Kürtlerle bir aradayız. Kürtler burada bizim yanımızdadırlar. Birlikte buradayız’ dedi. 1924’te koşullar değişti. Kemalistler, herkes Türk’tür formülasyonuna döndü.

“Bugün bir ‘Çerçeve Yasa’ hazırlandı ve kabul edildi. Henüz olan bir şey yok, süreç devam ediyor. 2009-2011 yıllarında Oslo’da çözüm süreci başladı. Bugün o dönemin tartışmaları ve konuşmaları hiç dillendirilmiyor. O dönemin sonucunda özel televizyon ve radyolar 24 saat Kürtçe yayın yaptılar; üniversitelerde ve çeşitli platformlar Kürt kürsülerini açtılar; Kuzey Kürdistan’da Kürtçe seçmeli ders haline geldi; Kürdistan’da Kürtçe bilen kamu görevlileri istihdam edildiler; genel seçimler ve belediye seçimlerinde Kürtçe propaganda hakkı tanındı. Bugün neyi konuşuyoruz. Bir hiç. Bütün bunları elbette dünyada olup bitenlerin dışında değerlendiremeyiz. Nepal Devrimi vardı yıkıldı. Ortadoğu, Srilanka, Hindistan, Amerika’da vb. savaşan devrimci partiler ve örgütler vardı. Emperyalistler devrimci örgütlere yöneldi ve silahlı örgütlerin tasfiyesine yöneldiler. Bunların önemli bir kısmı tasfiye edildi ve halen tasfiye sürüyor. Hizbullah, Hamas, Hutsiler, Haştişabi, Peşmergeler ve PKK hedeftedirler.

“Kürdistan’ın dört parçasında gerilla savaşı sayesinde Kürt ulusal iradesi oluştu. 50-60 milyon Kürt örgütlü politik irade istiyor. Son Halep ve Rojava’daki soykırımı dünyadaki Kürt iradesi engelledi. Söylendiği gibi Apo’nun müdahalesi engel olmadı.

“TBMM’de bir komisyon kuruldu. 3 partinin milletvekillerinden oluşan heyet İmralı’da Apo ile görüştü. Yapılan tartışma ve görüşmelerin ardından bir rapor hazırlandı. ‘İdamdan meclise’ sloganı dillendirildi. Kürt isyanlarının hemen hepsinde önderler ve liderler idam edildi. İlk kez bir isyanın lideri idam edilmedi. Çerçeve yasada, Kürdistan, Kürt ve demokrasi adı geçmiyor. Bu yasa güvenlik endeksli bir infaz yasasıdır. 1991 yılında şartlı salıverme içerikli benzer bir yasa hazırlandı. Bu yasada Kürtler yararlanmadılar. Bu yasa çıktığı anda yararlanan herkes anında salıverildiler. Çerçeve yasa onu da aratıyor. Ne zaman uygulanacağı bile belli değildir. Bu yasayla oyalama, teslim alma, rehin tutma, tek tek imza atarak itirafçılaştırma dayatılıyor. Konuşulanlardan oyalama, geciktirme ve pazarlık sözkonusudur.

“Çerçeve yasada Kürt ulusunu tanıma ve Kürtlerin ulusal talepleri yok. Devletin işlediği hiçbir suçtan bahsedilmiyor. Kollektif kimlik, talep ve örgütlenmeler yok. Sadece bireyler talepte bulunabilecek onu da kurulları kabul ederse mümkündür. Devlet bu yasayla ve bu süreçte elde etmek istediğini elde etmiştir. 800’ü aşkın PKK’li yönetici ve kadroya sürgün ve tecrit dayatılıyor. Şimdilik bu konuda bir pazarlık vardır. Bunlar için Süleymaniye ve Erbil’de kurulacak kamplarda tutulma düşünülüyor. Bunların dışında kalanlara 3-5 yıl siyaset yasağı getiriliyor. 15 yıla kadar ceza alanlara beş yıl, 15 yıldan fazla ceza alanlara on yıl suç işlememe yasağı ve devletin bunlar üzerindeki denetimi getiriliyor. Öcalan’a statü tanınmaması rehin alma politikasıdır.

PKK, sürdürdüğü gerilla savaşı sayesinde emperyalistlerin Osman Öcalan ve komplo dönemi saldırılarını boşa çıkardı. Bugün söylenen gerillasız, savaşsız, illegal mücadele olmadan legal mücadele ve reformlarla ulusal demokratik hakları alma mücadelesi verilecek! Çerçeve yasa, yenişemeyen tarafların değil, devletin denetiminin ve başarısının kazanımıdır. Türk, Kürt reformist çevreleri çıkan yasayı selamladılar. Silahların sadece devlette olacağını; legal mücadele ve reformlarla hakların alınabileceğini dile getiriyorlar. Artık silahın ve şiddetin tamamen silinmesi ve devre dışı bırakılmasını ileri sürüyorlar.

“Faşist devlet ve iktidar, devletin anayasasına, yasalara uymuyor. Dünyada yükselen sağcı ve faşist bir dalga var. Devlet demokratikleşme istemiyor. Dolayısıyla bu yasa reformlara ve demokrasiye zemin hazırlamaz. Devletin şu anda saldırmamasına aldanmamak gerekir. Faşist şef yeniden seçilmek için anayasa değişikliğine ihtiyacı var. Bunun için de Kürtlerin oyuna ihtiyaç duyuyor. Ayrıca seçimler olduğunda iktidar olamazsa hem seçim hem de kurulacak hükümette ittifak yapmaya ihtiyacı var. Bunun yanısıra karşı ittifakları zayıflatma amaçlı planlar yapıyor.

Çerçeve yasa meclisten geçti. İnisiyatif hükümette. Yasaların bir uygulama süresi var, bunda böyle bir şey yok. 2005 yılı öncesi işlenen suçları kapsamıyor. Bu da hukuki değildir. Uygulamada görev MGK, MİT ve güvenlik güçlerinin yapacağı tespit ve sunacağı raporlara göre olacak. Bundan dolayı uygulamanın kolay olmayacağı görülüyor.

“Devlet tamamen siyasi ve ideolojik tasfiye istiyor. Bireysel başvuru olacak. Siyaset ve toplumsal yönelimler ve örgütlenmeler olmayacak. Kürt, Kürdistan ve etnik kimliklere dönük kavramlar kullanılmayacak.

“Alevi aydınların tepkisi karşılıklı tartışma konusu oldu. Öcalan’ın böyle bir açıklaması yok diye tartışmaların önü kesilmek istendi. Oysa Öcalan birçok defa bu konuda benzer açıklamalar yaptı. Newroz açıklaması, PKK fesih kongresine gönderdiği açıklama, İdris-i Bitlisi-Yavuz İttifakı örneği ve çokça değerlendirmelerinde Alevilere ilişkin bakışını ortaya koymaktadır. Öcalan 4 eşik koyuyor. Malazgirt, Çaldıran, M. Kemal ve demokratik cumhuriyet ittifaklarını öne sürüyor. Burada önemli olan şudur: aydınlar ve siyasi çevreler Bakırhan ve benzeri kesimlere eleştiriler yapıyorlar. Ancak açıklamaların ve görüşlerin sahibi Öcalan’a eleştiri yapmıyorlar. Özalan eleştirilemez zırhına alınmıştır.

“Rojava’daki gelişmeler endişe vericidir. PKK toplumsal olarak Kürtçeyi yaydı ama ‘Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ süreciyle bütün kazanımları kaybetti. Bir süre sonra Başur Kürdistan’daki kazanımlara da saldırılacaktır. Yenilmeden yenilgi anlaşması imzalandı. Anadilde eğitim bile kabul edilmedi.

“Çağrımız şudur: devrimde ve devrimci mücadelede ısrar etmek. Rojava’da devrim yenildi ama yaşasın devrim. Paris Komünü, Ekim Devrimi yenildi ama yaşasın devrim. Çünkü bu devrimlerin fikri ve kazanımları hâlâ yaşıyor. Bugün demokratik devrim ve kazanımları korumak ve yaşatmak kolay değildir. Türkiye ve Kürdistan devrimcilerinin demokratik zeminde birleşik mücadeleye ihtiyaçları vardır.”

Panelin ikinci bölümünde katılımcılar yorumlarını paylaştılar ve soruların yanıtlanmasının ardından panel sona erdi.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑