Basına yönelik saldırılar ve görevlerimiz | Necati Abay
Terörle Mücadele Yasası, Dezenformasyon Yasası gibi basın özgürlüğüne; söz, düşünce, eylem ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik saldırıların asıl amacı, gazetecilerin özgürlüklerinin zapturapt altına alınmasının da ötesinde “halkın haber alma hakkı”nın gasp edilmesidir. Dolayısıyla basın özgürlüğünü savunma görevi sadece basın kuruluşlarına, gazetecilere yüklenemez.
Yakın zamana kadar faşist şeflik rejiminin saldırı menzilinde daha çok Kürt basını, devrimci, sosyalist basın bulunuyordu. Artık gelinen aşamada rejim, basına yönelik saldırı menzilini genişletmiş bulunuyor. Bunun güncel aparatlarından birisi “Dezenformasyon Yasası”dır. Söz konusu 7418 sayılı yasa, “halkı panik ve korkuya sevk edecek şekilde gerçeğe aykırı bilgi yaydıkları” gerekçesiyle yargılananlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörüyor.
Bu yasanın amacı, çok açık ki gırtlağına kadar pisliğe bulaşmış, mafyalaşmış faşist şeflik rejiminin, hemen yakınında kümelenmiş kapitalist patronların kirli çıkar ilişkilerini deşifre eden ilerici, devrimci, yurtsever, sosyalist gazeteciler, aydınlar, sanatçıları terörize etmektir.
TELE1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması, Halk TV çalışanlarına yönelik gözaltıların, baskıların artması “Dezenformasyon Yasası”nın pratik sonuçlarındandır.
Geleneksel devlet politikası olarak düzen muhalifi devrimci, sosyalist basın emekçileri “Terörle Mücadele Yasası” (TMY) olarak bilinen yasayla susturulmaya, gözaltı ve tutuklama terörüyle sindirilmeye, gazetecilik faaliyetlerini yürütemez hale getirilmeye çalışıldı, çalışılıyor.
TMY kapsamında 3 Şubat’ta Türkiye ve Kürdistan kentlerinde Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik kitlesel gözaltı ve tutuklama terörüyle Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörleri Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp ile muhabirler Elif Bayburt ve Müslüm Koyun dahil 82 sosyalistin tutuklanmasıyla, ESP, BEKSAV, LİMTER-İş, SGDF, Sanat ve Hayat Dergisi, ETHA ve gazetemiz Atılım faaliyetlerini sürdüremez hale getirilmek istenildi.
ETHA’nın Aksaray’daki binasına kapıların kırılarak girildiği, bilgisayarların hard disklerine, ev baskınlarında ise laptop ve telefonlara el konulduğu, büro ve evlerin talan edildiği belgelendi.
Elbette sosyalistlerin kendi öz güçleriyle ve dayanışma ağlarının hızlıca örülmesiyle faşist şeflik rejiminin bu amacına ulaşamadığını gönül rahatlığıyla kaydetmek gerekir. Sosyalist gazeteciler dahil ESP’li tutsaklarla, sosyalist sanatçılarla dayanışma gecesinin yasaklanması, faşist şeflik rejiminin dayanışmadan ne denli korkuya kapıldığının da göstergesidir. Che’nin belirttiği gibi dayanışma ezilenlerin inceliğidir ve bu da burjuva diktatörlüklerin korkulu rüyasıdır. Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırganlığın panzehridir devrimci dayanışma. Devrimci dayanışma tutulacak halkalardan biri olarak güncel, stratejik önemdedir.
Devrimci, sosyalist basın emekçileri, Kürt basını on yıllardır TMY terörü altında faaliyetlerini kesintisizce sürdürüyor, ama ne pahasına? Ağır bedeller ödeme pahasına. Kırıntı düzeyindeki basın özgürlüğü ağır bedellerle kullanılıyor, kullanılmaya devam ediyor.
Bütün bu saldırıların, rejimin faşist karakterini daha da güçlendirme, olası halk isyanlarının önünü kesme amacı taşıdığı çok açık.
Faşist şeflik rejiminin basın özgürlüğüne yönelik bu denli saldırganlığını artırıyor oluşu, ne denli korku kabusunun içerisine sürüklendiklerinin de göstergesidir. Korkuları arttıkça saldırganlıkları da artıyor. Önümüzdeki süreçte, basın özgürlüğüne, burjuva düzen muhaliflerine yönelik saldırılarını daha da artıracaklarını öngörebiliriz.
Türkiye’de basın, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında yürütülen mücadelenin sayısız bedeli oldu. Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink örneklerinde olduğu gibi kimi gazeteciler canlarıyla bu bedeli ödedi.
En az 32 gazeteci ve basın çalışanı halen tutsaktır. Kürt basınından Ajans Welat muhabiri Nedim Oruç, gazetemiz Atılım’ın eski sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman (24 yıldır tutsak), bu bedeli hapishanelerde ödüyor.
Sömürgeci faşist Türk devletinin yakın ilişki içerisinde bulunduğu Suriye’de HTŞ çeteleri tarafından 18 Ocak’ta kaçırılan ve o tarihten bu yanan kendilerinden haber alınamayan gazeteci arkadaşlarımız Eva Maria Michelmann ve Ahmet Polad’ın akıbetinin Türk devletinin bilgisi dahilinde olduğu kuşkuları da artıyor. Bu da faşist şeflik rejiminin gazetecilere yönelik saldırı konseptinin bir parçası olduğunu düşündürüyor. Avrupa kentlerinde, Türk konsolosluklarının önlerinde “Eva ve Ahmet nerede?” eylemleri bu bakımdan özel önem arz ediyor.
Terörle Mücadele Yasası, Dezenformasyon Yasası gibi basın özgürlüğüne; söz, düşünce, eylem ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik saldırıların asıl amacı, gazetecilerin özgürlüklerinin zapturapt altına alınmasının da ötesinde “halkın haber alma hakkı”nın gasp edilmesidir. Dolayısıyla basın özgürlüğünü savunma görevi sadece basın kuruluşlarına, gazetecilere yüklenemez. Basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına yönelik saldırılara karşı mücadele, emekçi sol hareketin asli görevlerindendir. Dahası bu görevle ilişkilenme, özgürlük ve demokrasi mücadelesini de büyütür.
Demokrasi ile basın özgürlüğü arasında doğrudan bir bağ vardır. Basın özgürlüğü için mücadele, politik özgürlükler için, demokrasi için mücadeleye güç katar.
Basın özgürlüğünden, söz, düşünce, eylem ve örgütlenme özgürlüğünden, demokrasiden yana olan, başta gazeteciler, insan hakları örgütleri, basın meslek örgütleri olmak üzere tüm demokrasi güçleri halkın haber alma hakkı için bedel ödeyen tutsak gazetecilerle dayanışmayı, saldırıya uğrayan basın kuruluşlarıyla dayanışmayı daha da yükseltme göreviyle yüz yüzedirler.
Basın özgürlüğüne düşman “Terörle Mücadele Yasası”na, “Dezenformasyon Yasası”na karşı tutsak gazeteciler etrafında, saldırıya uğrayan basın kuruluşları etrafında adeta bir halka olup, onları sarıp sarmalayarak dayanışmayı büyütme, birleşik mücadeleyi ete-kemiğe büründürme görevi, yaşamsal önemdedir. Bölük pörçük değil, saldırıya uğrayan gazetecileri, basın örgütlerini kendi kaderleriyle baş başa bırakarak değil, asgari müşterekler etrafında faşizme karşı omuz omuza bir duruş sergilemeyi gerektiriyor.
“Terörle Mücadele Yasası” ve “Dezenformasyon Yasası”nın hemen ve derhal iptal edilmesi talebiyle mevcut dayanışma düzeyini aşan bir pratikle süreci göğüsleme göreviyle yüz yüzeyiz.
Seçtiklerimiz: Necati Abay – etha 04.04.2026



![“Şark meselesi [Türkiye] ve Marksizm” kitabı ile “Süreç” üzerine | Mustafa Yavuz](https://www.avrupademokrat9.com/wp-content/uploads/2026/04/mustafa-yavuz-1-136x78.jpg)




















































