Makaleler

Published on Mart 9th, 2026

0

Alman edebiyatında kısa bir yolculuk!.. | İskan Tolun


Avrupa’ya bu yıl bahar erken geldi. Birkaç gündür güneş doludizgin gülüyor ve kimisi ailesiyle, kimisi arkadaşıyla, kimisi de eline köpeğinin tasmasını almış dışarıda bu bol güneşli, güzel günlerin tadını çıkarmaya çalışıyor. Gezilecek yerler, parklar, nehir sahilleri, kafeteryalar, dondurmacılar dolu; kısacası her yer alabildiğine kalabalık bugünlerde. Çimlerde uzanan ya da banklarda oturup güneşlenenlerin, sohbet edenlerin yanı sıra bir köşeye çekilip kitap okuyanlar da azımsanmayacak kadar çoktur.

Ve ben de bu güzel havayı fırsat bilip elime aldığım Emile Zola’nın Gerçek adlı kitabıyla aralarına daldım. Bazen sohbetlerine katılıyor, bazen dinliyor, bazen de bir köşeye çekilip kitabımı okumaya çalışıyorum. Sohbetler malum; her yerde olduğu gibi genellikle İran’a karşı başlatılan ve giderek genişleyen, diğer ülkelere de yayılan savaştır bu ara. Hemen belirtmeliyim ki bu sıradan insanların yorumları ve tespitleri, gazetelerde okuduğumuz yorumları ya da ekranlarda izlediğimiz sunucuları aratmayacak niteliktedir. Evet, Almanlar oldukça kültürlü, entelektüel bir halktır. Kırk yılı aşkındır Almanya’da yaşıyorum ve gördüğüm, takip ettiğim kadarıyla eğitim seviyeleri çok yüksektir ve çok kitap okuyorlar…

Okumaya çok önem veriyorlar, vesselam!.. O kadar ki sokaklarda, parklarda, sahillerde okumayı özendiren figürler, heykeller, semboller dikmişler. Böylece okuma hevesi insanın içine işliyor, bilinçaltına yerleşiyor dense yeridir.

Bunu da söylemeden geçemeyeceğim: Gitmek durumunda kaldığım ya da misafir gittiğim her evde ilk önce raflara, dolaplara, çalışma masalarına bakıyorum; gözlerim hep kitap arıyor ve bolca kitabı bir arada, birçok tanıdık dost Alman arkadaşın evinde bulmak hiç de zor değildir. Evlerinde yüzlerce, hatta bazılarında binlerce kitabın olduğuna tanık olmuşluğum vardır. Hayranlıkla bakarken de her defasında içimden “Keşke herkes böyle okumaya önem verseydi,” demekten kendimi alamıyorum.

Dışarıda da dar gelirliler ve çocuklar için açık vitrinler kitaplarla doludur. Kitap fiyatları ise insanı zehirleyip peyderpey ölümüne neden olan bir, bilemedin iki paket sigara değerindedir. Genellikle de o eski, artık kullanılmayan telefon kulübelerini kitaplarla doldurup halka bedavadan kültür hizmeti sunuyorlar. Bunu Almanya’nın her yerinde görmek mümkündür. Herkes gidip alabiliyor. Okuduktan sonra da geri getiriyorlar. Bunun ekmek gibi, su gibi çok önemli bir hizmet olduğunu önemle vurgularken, bütün dünyada, özellikle de az gelişmiş ülkelerde olmasını ne çok isterdim!..

Rastladığım her kulübeye ilgiyle yaklaşıyor, merakla uzun uzun kitaplara bakıyorum ve bu beni alabildiğine mutlu ediyor. Nitekim hangi milletin kütüphanesi böylesine zenginse o milletin medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde olduğunu da gösterir. Kültür seviyesi yüksek insanlardan her zaman bir şeyler öğrenmek mümkündür.

Edebiyat denince (Mısır, Antik Yunan, Roma vs. hariç) ilk akla Rus ve onunla yarışan Fransız edebiyatı geliyor; ama Alman edebiyatını da küçümsememek gerekir bence. Zira yıllardır zevkle K. May, F. Nietzsche, A. Schopenhauer, F. Schiller, H. Hesse, G. Grass, İ. Kant, J. W. v. Goethe gibi Almanya’nın önemli şairlerinin, filozoflarının ve yazarlarının eserlerini okuyorum; hatta çoğunun külliyatını bile devirdim diyebilirim. Bu konuda Alman arkadaşlarla bazen saatlerce konuşmaya dalıyoruz. Alman, Rus, Fransız edebiyatı derken konu doğal olarak Dünya Klasikleri’ne geliyor. Okuyup etkisinde kaldığımız ya da çok okunan ve unutulmayan romanlardan söz ediyoruz. Geçenlerde bir Alman arkadaş Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı romanından bahsetti. Zevkle okuduğumu ve çok beğendiğimi anlattım ona.

Nedense Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı romanı bana hep Ahmedê Xanî’nin Mem û Zîn destanını hatırlatıyor; şartları ve durumları farklı olmasına karşın. Onu da anlattım. Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini de uzun uzun anlatmaya çalıştım. Daha sonra Cegerxwîn’i ve Mehmet Uzun’u anlattım durdum; maalesef hiçbirini tanımıyordu. Google’dan gösterdim. Neyse, asıl konuya dönelim:

Evet, Johann Wolfgang von Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı romanının büyük edebiyatçının kaleme aldığı ilk roman olduğu söyleniyor. Efsane yazar söz konusu kitabını özetle şöyle anlatıyor:

“Zavallı Werther’in hikâyesi hakkında bulabildiğim her şeyi itinayla bir araya getirdim ve işte önünüze koyuyorum. Biliyorum ki bunun için bana teşekkür edeceksiniz.”

Nitekim zavallı Werther’in hikâyesi zamanın Fransız diktatörü Napolyon’u bile etkilemiştir. Napolyon söz konusu romanı okuyunca hayran kalıyor ve bir daha, bir daha derken tam sekiz defa okuyor. Edebiyatın önemini ve gücünü enikonu idrak eden Napolyon bununla da yetinmiyor; yazarını bizzat tebrik etmek istiyor. Aslında Napolyon’un Goethe ile buluşmasının temel nedeni, bir lider olarak edebiyat ve sanatın gücünü anlamaktı. Goethe’nin dünyaca ünlü bir dahi olarak itibarını takdir edip tebrik etmesi ve sanatsal bir diyalog kurma arzusu da yok değildi. Lâkin buluşma (tarihî buluşma: 1808 – Erfurt) sırasında Genç Werther’in Acıları üzerindeki tartışmalar ve romantizm eleştirisi öne çıkıyor.

Daha sonra Goethe’nin bilimsel çalışmalarına büyük bir ilgi gösteren Napolyon, ona hayranlığını belirtirken kurnazlıkla onu kendi dünyasına dahil etmek istiyor. Dolayısıyla Napolyon, Goethe ile buluşarak hem onunla kişisel bir bağ kurmayı, dost olmayı hem de sanat, doğa ve siyaset üzerine derin bir sohbet gerçekleştirmeyi hedeflemişti.

Genç Werther’in Acıları eseriyle evrenselliği yakalayan yazar, “coşkunluk akımı” denilen yeni bir çağı başlatmış ve efsane bir isim olmayı da başarmıştır. Söz konusu roman gençler arasında da büyük bir ilgi görmüştür. Duygu coşkunluğunu ustalıkla kaleminin ucundan akıtabilen Goethe, dönemin gençleri arasında adeta fırtınalar estirmiştir. Hatta okunduğu birçok yerde intihar vakaları bile vuku bulmuştur. Bundan dolayı bazı Avrupa ülkelerinde roman yasaklanmıştır.

Dolayısıyla aşk bağlamında müthiş olaylara neden olan, dünya çapında büyük yankı uyandıran söz konusu roman çok beğenilmiş; insanlar Werther’in acılarıyla kendi acılarını bir tutup onunla bütünleşmiştir adeta. Nitekim Genç Werther’in Acıları dramatik satırlarla dolu çok önemli bir edebî eserdir. Efsane yazar, oyunlarında ve diğer eserlerinde mistik unsurları bolca kullanmış; diğer sosyal bilimlerden de faydalanarak hepsini bir arada yoğurmayı çok iyi bilmiştir.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!..


İskan Tolun – 09.03.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑