Büyük insanlık barışa hasret! | Cihan Yıldız
Gerçek barışı isteyenler emperyalist ve gerici savaşların kaynağına yönelmek zorundadır. Bu kaynak sömürü sistemi, yani emperyalizmin kendisidir…
Emperyalist burjuvazi “barış”tan bahsederken esasında savaşı kışkırtmakta, planlamakta ve sürdürmektedir. Emperyalizm ve barış kelimelerinin birlikte kullanılması eşyanın tabiatına aykırıdır. Emperyalizmin olduğu yerde gerçek anlamda barış yoktur. Kalıcı barışın sağlandığı yerde emperyalizm yoktur. Emperyalizm saldırdığı ülkelere saldırı gerekçesini “demokrasi” olarak açıklamaktadır! Nerede bir savaş varsa emperyalizm ya o savaşın içindedir ya da yönlendiren konumdadır. Adı savaşlarla, katliamlarla, soygunlarla, infazlarla anılır. İşte bu gerçeği çarpıtmak için “barış”, “demokrasi”, “insan hakları” gibi kavramların içeriği emperyalizm tarafından kendi emelleri için kullanılmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı
Emperyalizm egemen hâle geldiğinden bu yana dünya iki büyük savaş yaşadı. Birinci Dünya Savaşı’nda on milyon insan yaşamını yitirdi, 20 milyon insan yaralandı ve sakat kaldı. Şehirler yakıldı, yıkıldı. Dünya haritası değişti ve sınırlar yeniden çizildi. İngiliz emperyalizmi savaştan Avrupa’nın en güçlü ülkesi konumunu koruyarak çıktı. Fransa, Almanya’nın etkisinden kurtularak güçlü bir devlet konumuna yükseldi. İtalya, Avusturya’dan toprak aldı ve Ege’de On İki Ada’ya sahip oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalandı. Çarlık Rusyası ve Osmanlı Devleti yıkıldı. Osmanlı toprakları üzerinde yeni devletler ortaya çıktı. Yeni rejimler şekillenmeye başladı.
Birinci Dünya Savaşı (1914-1918), dünyanın yeniden paylaşılması uğruna yürütülen mücadelede emperyalist devletler arasındaki çelişkilerin şiddetlenmesinden doğmuştu. Savaş, emperyalizmi zayıflatmış ve onun cephesini yarmak için elverişli bir ortam yaratmıştı. Bu yarma, dünya emperyalist zincirinin en zayıf halkası ve bütün emperyalist çelişkilerin düğüm noktası olan Rusya’da gerçekleşti. Rusya Bolşevikleri, emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürme siyasetini pratikte uyguladı. Bolşeviklerin siyaseti, savaşın gelişmesi içinde ezilen ve sömürülen yığınların kendi siyasi tecrübeleriyle birleştiğinde, bu yığınlar Bolşeviklerin önderliğinde devrim mücadelesine atıldı.
Ekim Devrimi emperyalist savaşa son verdi. Ekim Devrimi, Paris Komünü deneyinden sonra emperyalizmin kalbine saplanan bir hançerdi. 1918 Alman Kasım Devrimi, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilmesiyle sekteye uğradı. 1919’da Macaristan’da Béla Kun önderliğinde gerçekleşen devrim ise çeşitli hatalar sonucu zafere ulaşamadı. Kısacası Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında güçlü bir devrimci kabarma yaşanıyordu. Grevler, barikat savaşları, devrimci ayaklanmalar, Rusya’da devrim, ulusal kurtuluş savaşları ve yarım kalan devrimler emperyalizme korku salıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yeni bir sistem kuruldu. Bu sistem emperyalizm ve sömürgeler sistemiydi. Emperyalizm ve sömürgeler dışında bağımlı ülkeler de vardı. Yani siyasi olarak bağımsız, ancak ekonomik ve mali bakımdan emperyalizme bağımlı ülkeler. Emperyalizm tarafından ulusal devletler kuruldu, sınırlar yine emperyalizm tarafından belirlendi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında eski Osmanlı’nın bakiyesi üzerinde, Ortadoğu’da daha önce Osmanlı Devleti’ne ait olan topraklarda İngiliz ve Fransız manda rejimleri kuruldu. Irak, Suriye ve Lübnan bu süreçte ortaya çıkan devletler oldu. Emperyalistlerin istediği bugünkü Türkiye değildi. Türkiye’yi Ankara ve Orta Anadolu’da sınırlı bir devlet olarak düşünüyorlardı. Kurtuluş Savaşı sonrasında bugünkü Türkiye ortaya çıktı.
İkinci Dünya Savaşı
Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden 21 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı başladı. 1 Eylül 1939’da Nazi orduları Polonya’ya saldırarak 20. yüzyılın en kanlı ve en barbar savaşını başlattı. Bu saldırı milyonlarca insanın ölümüne yol açtı.
Naziler 22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırdıklarında Batılı askeri uzmanlar Kızıl Ordu’nun Nazilerin saldırılarına kaç hafta dayanabileceğini tartışıyordu! Naziler Polonya’yı bir ayda, Belçika ve Hollanda’yı birkaç gün içinde, Fransa’yı ise kırk günde dize getirmişti.
Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne saldırısıyla birlikte Sovyet halkları SBKP(B) önderliğinde savaşın temel unsuru hâline geldi. Naziler tüm savaş makineleriyle Sovyetler Birliği’ne yüklendi. 1942’de 240 Alman tümeninin 179’u Sovyetler Birliği’ne karşı Doğu Cephesi’nde savaşıyordu. Bunlara, İngiltere ve ABD ile diplomatik ilişkilerini koruyan ve resmen savaşa girmeyen Franco yönetimindeki İspanya’dan gelen birlikler de dâhildi.
Stalin önderliğindeki Kızıl Ordu ve Sovyet halkları tarihsel bir zafer kazandı. Anavatan Savaşı’nda 27 milyon Sovyet vatandaşı yaşamını yitirdi. Cephelerde savaşan 600 bin parti üyesi hayatını kaybetti. Naziler Sovyetler Birliği’ni yıkma hedefine ulaşamadı. Sovyetler Birliği İkinci Dünya Savaşı’ndan zaferle çıktı. Ardından bir dizi ülkede proletaryanın önderliğinde halk demokrasileri kuruldu ve bu ülkeler emperyalist pazarın dışına çıktı. Sovyetler Birliği’nin önderliğinde emperyalist dünyadan kopmuş ayrı bir dünya oluştu.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki gelişmeler
İkinci Dünya Savaşı’nın fiilen sona erdiği günlerde ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombaları Japonya’da yaklaşık 250 bin kişinin ölümüne yol açtı. Yüz binlerce insan sakat kaldı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaşlar durmadı. Dünyanın farklı coğrafyalarında savaşlar sürdü ve milyonlarca insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan yaşadığı toprakları terk etmek zorunda bırakıldı.
Vietnam Savaşı’nda (1955-1975) yaklaşık 3-4 milyon, Lübnan İç Savaşı’nda (1975-1990) 150-200 bin, Angola İç Savaşı’nda (1975-2002) yaklaşık 500 bin, Sudan İç Savaşı’nda (1983-2005) yaklaşık 2 milyon, Cezayir İç Savaşı’nda (1991-2002) 150-200 bin insan yaşamını yitirdi. Birinci ve İkinci Kongo savaşlarında ise yaklaşık 5 milyon insan hayatını kaybetti.
Kore Savaşı’nda (1950-1953) yaklaşık 3 milyon, Suriye’de 2011’den bu yana ise 500 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Sudan’da Nisan 2023’te başlayan iç savaş kısa sürede on binlerce insanın ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açtı.
Irak ve Afganistan savaşlarında da yüz binlerce insan hayatını kaybetti. 2001’den beri ABD emperyalizminin yürüttüğü veya önderlik ettiği savaşlarda yaklaşık 4,5 milyon insan öldü. Araştırmalar 1945’ten günümüze dünyada 250’den fazla savaş ve silahlı çatışma yaşandığını göstermektedir.
Emperyalizm ve çıkar ilişkileri
Emperyalist sistemde uluslararası ilişkileri belirleyen temel unsur dostluk değil, çıkar ilişkileridir. Devletler arasındaki ittifaklar kalıcı ahlaki ilkelere veya ideolojik yakınlıklara dayanmaz; ekonomik çıkarlar, stratejik üstünlük ve güç dengeleri bu ilişkilerin yönünü belirler. Bu nedenle emperyalist güçler arasındaki dostluklar geçicidir. Koşullar değiştiğinde müttefikler hızla rakip ya da düşman hâline gelebilir. Emperyalist güçler tarih boyunca kendi çıkarlarını korumak ve genişletmek için farklı araçlara başvurmuşlardır. Bu araçlardan biri, yerel aktörleri ve örgütleri vekâlet savaşlarının unsurları hâline getirmektir. Faşist hareketler, radikal dinci örgütler veya silahlı milis yapıları birçok bölgede emperyal güçlerin politikalarının araçları olarak kullanılmıştır. Bu stratejinin temel mantığı basittir: kontrol altında olduğu sürece her güç kullanılabilir. Bir örgüt emperyalist çıkarlarla uyumlu olduğu sürece desteklenir, korunur ve büyütülür. Ancak kontrol dışına çıktığında aynı güçler tarafından hedef hâline getirilir.
Emperyalizm savaşsız yaşayamaz
Emperyalist büyük güçler, dünya egemenliği üzerinde hak sahibi olduklarını iddia ederek savaşa başvuruyor. Emperyalist büyük güçler savaşsız yaşayamaz. Savaşlar emperyalizmin yol arkadaşıdır, savaşlar hep olacaktır. Emperyalistler, bugün temsilci savaşları yapıyor. Ama bu temsilci savaşları esasında daha büyük savaşların hazırlığıdır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında başrolü oynayanlar, günümüz dünyasında yaşanan bölgesel savaşların başkahramanlarıdır. Savaş, politikanın şiddet araçları ile devamıdır. Emperyalist dünyada güç dengeleri bozulmuş, deyim yerinde ise emperyalist dünyanın çivisi çıkmıştır. Değişen güç dengelerine uygun yeni bir sistem oluşturulmaya çalışılıyor! Bu sistem içinde başta emperyalist büyük güçler olmak üzere, bütün ülkelerde hâkim sınıflar elde edebilecekleri en büyük payı kapmaya çalışıyor. Siyaset yeniden düzenleniyor. Sınırlar yeniden çiziliyor. Sömürü pastasından en büyük payı kapmak için savaş yürütülüyor. Bu siyaseti gerçekleştirmek için savaşın gerekli olduğu yerde savaşa başvuruluyor. Çıplak emperyalist çıkarlar için yürütülen haksız, gerici, karşı devrimci savaşlara, emekçi yığınları bu savaşlara katabilmek için birçok hâlde “demokrasi”, “insan hakları” gibi “yüksek amaçlar” maskesi geçiriliyor.
Emperyalistler arasındaki çelişmeler sertleşiyor
Emperyalistler arasındaki çelişmeler sertleşiyor. Bu sertleşme, Batılı emperyalistlerin kendi arasında, Rusya ile Batılı emperyalistler arasında giderek sertleşiyor. Ukrayna’da başlayan savaş dördüncü yılını geride bıraktı. Ukrayna savaşı esasında NATO Rusya savaşıdır. Bugünün dünyasında farklı bölgelerde süren savaşlar yalnızca yerel çatışmalar olarak değerlendirilemez. Bu savaşlar aynı zamanda büyük güçler arasındaki rekabetin dolaylı cepheleri hâline gelmiştir.
Ortadoğu, Doğu Avrupa, Afrika ve Asya’nın çeşitli bölgelerinde yaşanan çatışmalar çoğu zaman yerel siyasi krizlerin ötesinde, küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesiyle bağlantılıdır.
28 Şubat 2026 tarihinde Ortadoğu’da başlayan ve giderek genişleme eğilimi gösteren savaş da bu çerçevede değerlendirilebilir. Enerji kaynakları, ticaret yolları ve jeopolitik konumu nedeniyle Ortadoğu uzun süredir küresel rekabetin merkezlerinden biridir. Bu nedenle bölgede başlayan bir savaş çoğu zaman yalnızca yerel bir çatışma olarak kalmaz; kısa sürede uluslararası güçlerin müdahil olduğu daha geniş bir krize dönüşebilir.
Yeniden paylaşım konusunda dalaş giderek sertleşiyor. Üçüncü bir dünya savaşı tehlikesi giderek artıyor. Dünya aslında hâlâ büyük güçler içinde en güçlüsü olmasına rağmen, gerileyen bir güç konumunda olan ABD tarafından yeniden düzenlenmek isteniyor. Bu düzenleme, var olan ABD hegemonyasının alanının genişletilmesi ve hegemonyanın pekiştirilmesi yönünde adımlar atılması anlamına geliyor.
Şu anda diğer emperyalist büyük güçlerin, doğrudan ABD ile savaşı göze almadan bu gelişmeyi engelleyebilecek durumları yoktur. Askeri olarak ABD’ye karşı andaki durumda gerçek anlamda tehdit oluşturan güç Rusya ve giderek gelişen Çin’dir. Rusya, dört yıldan beri Ukrayna’da NATO ile savaşıyor. Çin, henüz askari olarak ABD’ye karşı hazır bir konumda değildir. ABD’ye karşı askeri güç olarak savaşı göze alacak duruma geldiğinde, üçüncü bir dünya savaşının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Bütün gelişmeler emperyalist büyük güçler arasındaki hegemonya dalaşında çelişmelerin sertleşmesi, keskinleşmesi yönünde ilerliyor. Bu durum, ilerdeki dönemde emperyalistler arası doğrudan savaş olasılıklarını güçlendiriyor.
Ne Yapmalı?
Emperyalist politikalara karşı direniş devrim mücadelesine ağırlık vermek anlamına gelir. Emperyalizm koşullarında gerçek anlamda barış yoktur. Savaşa karşı mücadele, emperyalizme ve gericiliğe karşı yürütülen mücadeleyle birleştiğinde gerçek bir barış mücadelesi hâline gelir.
Gerçek barışı isteyenler emperyalist ve gerici savaşların kaynağına yönelmek zorundadır. Bu kaynak sömürü sistemi, yani emperyalizmin kendisidir.
Büyük insanlığın kanını sömürerek yaşayan küçük asalak bir azınlığın sistemidir emperyalizm. Karşı devrimci şiddetin tek panzehiri ezilen emekçi yığınların devrimci mücadelesidir. Halkların gerçek kurtuluşu ve kalıcı barışı ancak devrimle sağlanabilir.
Bütün milliyetlerden halkların barış içinde bir arada yaşayabilmesinin yolu işçilerin ve köylülerin kendi iktidarlarını kurmasından geçer. Sömürü imparatorluklarına son verilmeden dünyada gerçek barış mümkün değildir.
Gerçek barış isteyen devrim mücadelesine sarılmak zorundadır.
Cihan Yıldız – 07.03.2026






















































