Makaleler

Published on Şubat 11th, 2026

0

Mevcut sürece devrimci-ulusal bir perspektiften bakış | Hamit Baldemir


Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ertelenemez ve pazarlık konusu edilemez; çözüm ancak ulusal haklardan vazgeçmeden, aşamalı, somut ve kararlı bir mücadele hattıyla mümkündür…

Bizler, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da devam eden siyasal süreci, devrimci ve ulusal bir perspektiften değerlendirmekteyiz.

Son yıllarda Kürt sorununa ilişkin çeşitli çözüm modelleri ve yaklaşımlar kamuoyuna sunulmuştur. Bu modellerin önemli bir bölümü, 1999 yılında uluslararası bir operasyonla yakalanan PKK kurucu önderi tarafından geliştirilen ve genel olarak “paradigma” başlığı altında ifade edilen yaklaşımlardır. Günümüzde bu anlayış; Demokratik Toplum, Demokratik Konfederalizm, Toplumsal Entegrasyon ve Komünal Toplum gibi kavramlarla dolaşıma sokulmaktadır.

Her siyasal yapı ve toplumsal hareket, kendi çözüm önerilerini geliştirme ve savunma hakkına sahiptir. Bu meşru bir durumdur. Ancak hiçbir çözüm modeli, tartışılmaz ya da tek seçenek olarak dayatılamaz. Bir halkın bireyleri ve siyasal özneleri, bu modelleri benimseme ya da reddetme konusunda özgürdür. Biz de bu çerçevede, söz konusu paradigmayı eleştirel bir yaklaşımla değerlendirme gereği duyuyoruz.

Paradigmaya Dair Genel Değerlendirme

Söz konusu paradigma, ilk bakışta çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik bir dil kullanmakta; ulus-devlet eleştirisi üzerinden kendisini çağın gereklerine uygun bir model olarak sunmaktadır. Ancak bize göre bu yaklaşım, mevcut siyasal ve toplumsal gerçekliklerle yeterince örtüşmemektedir.

Bu model: Kürt halkının ulusal hakları açısından somut bir karşılık üretmemektedir, mevcut uluslararası sistem içinde uygulanabilir değildir, kapitalist–ulus-devlet düzeni içerisinde gerçek bir siyasal çözüm kapasitesine sahip değildir.

1- Ulus-Devlet Gerçeği Ortadan Kalkmış Değildir

Paradigmanın temel varsayımlarından biri, ulus-devlet çağının sona erdiği iddiasıdır. Oysa günümüz dünyasında egemenlik hâlâ devletlerin elindedir, uluslararası hukuk devletler üzerinden işlemektedir, askerî güç, ekonomi ve diplomasi devlet tekelindedir, Birleşmiş Milletler sistemi bütünüyle ulus-devlet esasına dayanmaktadır. Bu nedenle “ulus-devletin aşıldığı” yönündeki değerlendirmeler, mevcut siyasal gerçeklikten ziyade normatif bir temenni niteliği taşımaktadır. Ulus-devlet hakkından vazgeçmiş bir halkın, ulusal ve demokratik haklarını güvence altına alması mümkün değildir.

2- Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı Evrenseldir

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı bir lütuf değil, bir pazarlık konusu değil, ertelenebilir bir talep değildir. Bu hak; Lenin’den Wilson’a, Birleşmiş Milletler Şartı’ndan uluslararası sözleşmelere kadar, evrensel ve meşru bir ilke olarak kabul edilmiştir. Kürt halkı açısından temel sorun, bu hakkın tarihsel olarak hiçbir zaman tanınmamış olmasıdır. Bu bağlamda “devletsiz demokrasi” söylemi, tanınmamış bir ulusun haklarını daha da muğlaklaştırma riski taşımaktadır. Ayrıca demokrasi, nihayetinde bir devlet örgütlenmesi ve siyasal biçim olmadan kurumsallaşamaz.

3- Demokratik Konfederalizm ve Devlet Gerçeği

Demokratik konfederalizm modeli devlet dışı bir yapı önermekte, egemenlik iddiasından bilinçli biçimde uzak durmakta, toplumun kendini yönetmesi fikrine dayanmaktadır. Ancak şu temel soru yanıtlanmamaktadır: Devletlerin askerî gücü, yargı mekanizması, sınırları ve zor aygıtları karşısında, bu yapıyı hangi somut mekanizma koruyacaktır? Tarihsel deneyimler göstermektedir ki, devletlerle doğrudan karşı karşıya gelen her siyasal yapı, belirli bir düzeyde devletleşmeden varlığını sürdüremez. Aksi halde savunmasız kalır ve tasfiye riskiyle karşı karşıya gelir.

4- Türkiye Koşullarında Uygulanabilirlik Sorunu

Türkiye Cumhuriyeti merkeziyetçi, militarist, üniter devlet ideolojisine sıkı sıkıya bağlı, Kürt kimliğini anayasal olarak tanımayan bir siyasal yapıya sahiptir. Bu koşullar altında federalizm dahi “bölünme” olarak görülürken, konfederal ya da devletsiz demokrasi modellerinin somut bir siyasal karşılık bulması mümkün görünmemektedir. Bu durum, söz konusu modellerin radikalliğinden değil; devlet aklıyla hiçbir temas noktası kuramamasından kaynaklanmaktadır.

5- Siyasal Özne ve Demokratik Tutarlılık Sorunu

Demokratik bir sistemin inşası, demokratik bir siyasal iradeyi zorunlu kılar. Demokratik olmayan bir siyasal öznenin, demokratik bir toplumsal düzen kurması mümkün değildir. Kapitalist bir sistem içerisinde devletsiz, komünal, piyasa dışı bir toplum modelinin sürdürülebilir olduğu iddiası, pratik karşılığı olmayan bir ütopya niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin mevcut kapitalist ekonomik yapısı ve otoriter siyasal sistemi, bu tür modeller için uygun bir zemin oluşturmamaktadır.

Kapitalizm Koşullarında Modelin Sınırları

Kapitalist sistem devletsiz alanlara izin vermez, alternatif yapıları ya bastırır ya da etkisizleştirir, piyasa dışı ekonomik modelleri uzun süre tolere etmez. Bu nedenle, komünal ekonomi ve devlet dışı siyaset anlayışlarının küresel kapitalizm koşullarında kalıcı olması mümkün değildir.

Gerçekçi Mücadele Hattı: Aşamalı ve Somut Talepler

Bu eleştiriler, talepsizlik anlamına gelmemektedir. Aksine, somut, karşılığı olan ve siyasal mücadeleyle dayatılabilecek hedeflere ihtiyaç vardır.

Birinci Aşama (Temel Hedefler): Ulusal statünün tanınması, federal ya da konfederal çözüm, Kürt halkının anayasal tanınması.

İkinci Aşama (Asgari Program): Bu hedeflerin kısa vadede mümkün olmaması durumunda Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, anadilde eğitim hakkı, yerel yönetimlerin gerçek yetkilerle donatılması, kültürel ve bölgesel özerklik. Bu talepler, iyi niyet çağrılarıyla değil; siyasal mücadele ve toplumsal basınç yoluyla gündeme taşınmalıdır.

Sonuç ve Tutumumuz

Demokratik toplum paradigması teorik olarak dikkat çekici, ancak politik olarak karşılıksız, devletler sisteminde uygulanabilir olmayan, Kürt halkının ulusal haklarını belirsizleştiren bir yaklaşım niteliği taşımaktadır. Kürt sorununun çözümü; ulusal haklardan vazgeçerek değil, bu hakları aşamalı, gerçekçi ve kararlı bir biçimde savunarak mümkündür.

Bununla birlikte, Kürdistan halkının ulusal mücadele zemininde yer alan tüm siyasal yapı ve anlayışlarla, ulusal-demokratik mücadele ekseninde politik ittifak ve ortak mücadeleyi önemli bir görev olarak görüyoruz. Bu doğrultuda politik birlik, ideolojik mücadele, karşılıklı saygı ve ortak hedefler temel ilkemizdir.


Hamit Baldemir – 11.02.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑