Sömürgecilik

Published on Şubat 3rd, 2026

0

Bolşevik Partizan’ın Rojava Kürdistan’ı açıklaması


Rojava’da emperyalist hesaplar, zoraki birlik ve Kürt ulusal sorunu


Kürt ulusunun ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını savunmanın, bugün ulusal sorunda marksist-leninist, proleter enternasyonalisti olmanın temel ölçülerinden biridir.


Aralık 2024’te, başta T.C. destekli HTŞ olmak üzere, İslamcı gruplar tarafından gerçekleştirilen bir ayaklanma ile Beşar Esad rejimi devrildi. Esad rejimi sona erdiğinde, SDG, Suriye’nin kuzeydoğusundaki geniş bölgeleri kontrol etmeye devam ediyordu. 10 Mart 2025’te, Şam yönetimi ile SDG arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma, SDG kontrolündeki bölgelerde petrol/gaz sahaları ve sınır kapılarının Suriye hükümetine devrini, SDG’nin askeri gücünün orduya entegrasyonunu ve Kürt kültürel haklarının tanınmasını öngörüyordu. 2025 yılı sonuna kadar anlaşmanın uygulanması hedefi belirlendi. Ancak 2025’in sonuna gelindiğinde, bu anlaşmada yer alan maddelerin hiçbirinin fiilen hayata geçirilemediği görüldü.

Aralık 2025 ve Ocak 2026’da Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı iki mahallede Suriye hükümet güçleri ile SDG arasında çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalarda ölenlerin ve yaralananların olduğu bilgisi basına yansıdı.

Ocak 2026’nın ortasında Ahmed el-Şaraa, Suriye’deki Kürtlerin haklarına ilişkin 13 No’lu kararnameyi yayımladı ve 18 Ocak 2026’da SDG Komutanı Mazlum Abdi ile Şam yönetimi arasında, sınır kapıları, güvenlik entegrasyonu ve aralarında IŞİD üyelerinin tutulduğu tutuklu kamplarının devlet denetimine alınmasının da bulunduğu konuları kapsayan 14 maddelik yeni bir anlaşma açıklandı.

Ancak bu anlaşma da 19 Ocak 2026’da çöktü ve silahlı çatışmalar yeniden başladı. Şam ordu güçleri, Kürtlerin alt yapılarına yönelik saldırılara hız verdi. Faşist T.C. Suriye’deki işgal bölgelerinde ve sınırda askeri gücünü yoğunlaştırdı. SDG, “sivil halka yönelik katliamı engellemek için” Deyrizor ve Rakka’dan silahlı güçlerini çektiğini açıkladı.

SDG’nin egemenlik alanı bu gelişmelerle Kobanê ve Kamışlı bölgelerine sıkıştı. Haseke ve Kobanê kuşatma altına alındı. Kürtler yeniden göç yollarına düştü. BM’ye göre, çatışmalar nedeniyle ya da yeni bir tırmanış korkusuyla yaklaşık 11.000 kişi Haseke’den Kamışlı’ya göç etmek zorunda kaldı. 20 Ocak 2026’da dört günlük bir ateşkes ilan edildi, ancak ateşkese rağmen çatışmalar devam etti. 20 Ocak 2026’da Suriye ordusu bazı cezaevlerinin yanı sıra el-Hol kampının kontrolünü devraldı.

30 Ocak Anlaşması

30 Ocak 2026’da Şam yönetiminin SDG’ye tanıdığı müddet dolmadan, HTŞ ile SDG’nin yeniden anlaştığı açıklandı. Yapılan açıklamaya göre anlaşmanın temel unsurları şöyledir: Derhâl ateşkes yapılacak. Askeri ve idari güçler kademeli bir şekilde entegre edilecek. Askeri güçler temas hatlarından geri çekilecek. SDG güçleri Haseke ve Kamışlı’da üzerinde anlaşma sağlanan askeri kışlalara çekilecek. Buna karşılık Suriye ordusu da Haseke’nin güneyindeki Şeddadi kasabasına çekilecek. Daha sonra bölgedeki güvenlik güçlerinin entegrasyon süreci başlatılacak. Suriye Savunma Bakanlığı, Haseke’de bir askeri tümen oluşturacak. SDG’de üç tugay hâlinde bu tümenin içinde yer alacak. Buna ilaveten Kobanê’de bir tugay oluşturulacak ve bu tugay Halep’teki tümene bağlanacak. İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri de Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girecek. 2 Şubat’ta bu kentlere sembolik bir giriş gerçekleştirilecek. Asayiş güçlerinin İçişleri Bakanlığı’nın entegrasyonu süreci de böylece başlayacak. Askeri güçlerin şehir ve kasabalara girişi yasaklanacak. Sivil memur kadroları ile birlikte özerk yönetim kurumları da Suriye devlet kurumlarına entegre edilecek. Bu bağlamda SDG’nin önerdiği bir isim Haseke valisi olarak atanacak. Haseke il emniyet müdürü ise Suriye hükümeti tarafından atanacak. Emniyet müdürünün yardımcısı ise SDG’nin önerdiği bir isim olacak. SDG’nin başka önerdiği bir başka isim savunma bakan yardımcısı olarak atanacak. 10 gün içinde stratejik tesislerin Şam hükümetine devri başlayacak. SDG’nin kontrolünde kalan petrol sahaları Enerji Bakanlığı’na devredilecek.

Kamışlı havaalanı Suriye Sivil Havacılık Kurumuna devredilecek. Bir ay içerisinde Semelka ve Nusaybin’in sınır kapıları Şam’ın kontrolüne bırakılacak. Bu sınır kapıları derhâl faaliyete geçecek ama yabancılar bu kapılardan Suriye’ye giremeyecek. Suriye hükümeti Haseke’de ki tüm sivil kurumları devralacak. Özerk yönetim kurumları devlet kurumlarıyla birleştirilecek. Bu kurumlarda çalışan sivil personelin kadroları korunacak. Kuzey ve Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm diplomalar ve belgeler kabul edilecek. Bu diplomalara ilk, orta, lise, üniversite hepsi dâhildir. Tüm sivil toplum kuruluşları ile medya organları ilgili mevzuat Şam’dan ruhsatlandırılacak. Efrin, Halep ve Resulayn’dan göç etmiş sivillerin güvenli bir şekilde dönüşü sağlanacak.

Haseke’de SDG’nin kontrolünde kalan cezaevlerinin güvenliğini SDG sağlamaya devam edecek.

Anlaşmanın yapıldığı ve içeriği açıklandıktan sonra, Rojava Özerk Yönetimin Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed uluslararası basın mensuplarına bir toplantı düzenledi. İlham Ahmed’in açıklamalarına göre de; üçü Haseke’de, biri Kobanê’de olmak üzere, SDG bünyesinde dört yeni tugay oluşturulacak. Tugay komutanları Kürt olacak. Kobanê Tugay’ı Halep’e bağlanacak. Kadın Koruma Birlikleri (YPJ), tümenler kurulduğunda YPJ’de içinde yer alacak. Ama bunun ayrıntıları henüz konuşulmamış.

“Asayiş güçleri yerlerinde kalacak, yerel güçlerin yerini başka bir güç almayacak. Yani dışarıdan bir güç gelmeyecek” diyor, İlham Ahmed. İlham Ahmed’in açıklamasına göre; Suriye güvenlik güçleri Kamışlı ve Haseke şehirlerine girecek. Fakat kontrol ve sorumluluk yerel güçlerde olacak.

Haseke Valisi SDG tarafından belirlenecek. Sınır muhafızları bölge halkından olacak. Semelka sınır kapısı açık kalacak. Çalışanlar devlete bağlı resmi bir çerçevede görevlerini sürdürecek. Haftada 2 saatlik Kürtçe dersi öngörülüyor. Oysa Rojava Kürtleri açısından eğitim-öğretimin ana dilde olması talebi devam ediyor.

Şam’daki müzakere heyetinde yer alan Fevza Yusuf da bazı bilgiler paylaştı. Fevza Yusuf ’a göre tugaylar Kobanê ve Cezire bölgesinde konuşlanacak. Kent merkezlerine girecek İçişleri Bakanlığı güçleri entegrasyon sürecini koordine edecek ve buralardaki varlığı kalıcı olmayacak. Fevza Yusuf ’a göre; kent merkezlerine girecek İçişleri Bakanlığı güçleri entegrasyon sürecini yönetmek üzere gelecek ve sonra dönecekler. Fevza Yusuf ’un açıklamaları ile devam edelim: Asayiş güçleri Kürt çoğunluklu bölgelerin güvenliğinden sorumlu olacak, sınır kapıları, havaalanı ve petrol sahaları Şam’daki hükümete bağlı olacak, ancak yerel idareciler görevlendirilecek. Efrîn ve Resulayn gibi bölgelerin yönetimi buraların yerel halkı tarafından yürütülecek. Eğitim kurumları kendi özgün yapısını koruyacak. Eğitim müfredatı ve eğitimin dili gibi konuları ele almak üzere de ortak komiteler kurulacak, çalışmalar yürütülecek. İlham Ahmed ile Fevza Yusuf ’un anlaşma ile ilgili verdiği bazı bilgiler çakışıyor, bazı bilgiler ise detaylar içeriyor.

PYD yetkilisi Salih Müslim’in de açıklaması var. O açıklamasında özerklik garanti altına alındı anlamına gelebilecek bazı söylemlerde bulunuyor, değerlendirmeler yapıyor. Salih Müslim’e göre; askeri yapı olduğu gibi kalacak. Merkezden az sayıda personel olacak ama yerel yönetim ve genel olarak her şey Kürtlerin kontrolünde kalacak. Özerk yönetimin asayiş, eğitim ve hizmet kurumları olduğu gibi kalacak.

Şam yönetimi ise yukarda özetlemeye çalıştığımız kimi Kürt yöneticilerin açıklamalarından daha farklı açıklamalar yapıyor. Enformasyon Bakanı Hamza El Mustafa’ya göre; 30 Ocak anlaşması sonrası Suriye’deki tüm kurumlar hükümetin yetkisi altında olacak. Ülkedeki hiçbir bölge hükümetin kontrolü dışında kalmayacak. Suriye Haber Ajansı (SANA)’na konuşan başka bir hükümet yetkilisi de askeri ve güvenlik alanındaki entegrasyon tugaylar bünyesinde bireysel olarak gerçekleştirilecek, devlet tüm sivil ve resmî kurumları sınır kapılarını ve geçiş noktalarını devralacak ve ülkenin hiçbir bölgesi devletin kontrolü dışında kalmayacak, diyor; Kürt yöneticilerin söylemlerinin tam tersini söylüyor!

Suriye Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin görüşlerini de Suriye TV’si aktardı. Dışişleri yetkilisine göre; 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik adımların atılmasıyla bölünme ve ayrılık sayfası kapanmış oluyor. 18 Ocak anlaşmasında, orduya SDG’nin bireysel katılımı şartı konmuştu. Dışişleri yetkilisine göre; tüm Suriyeli bileşenler Suriye devleti içinde asimile edilecek, eritilecek! Yani SDG üyelerinin ordu ve polise girişi bireysel bazda olacak. Anlaşmanın uygulanması için bir aylık süre belirlenmiş! Bu süre aşılmayacak, diyor.

Kürt yöneticiler, anlaşmanın Kürtler için getirdiği kazanımlar üzerinde duruyor. Kaybetmedik, bazı kazanımlar elde ettik, bazı şeyleri güvence altına aldık diyorlar. Bir anlamda Kobanê ve Kamışlı için seferber olan Kürtleri de rahatlatacak bir dil kullanıyorlar. Şam ise özerkliği çağrıştıran herhangi bir tavizin verilmediğini anlatıyor. 30 Ocak anlaşması ile ilgili birbirine zıt açıklamalar yapılıyor. Süreç kırılgan olarak ilerleyecek. Netleşmesi ve açıklanması gereken daha birçok sorun var.

Emperyalistler açısından belirleyici olan dostluk değil, çıkarlardır.

2025 yılının aralık ayına kadar, emperyalistler için “terörist” olan ve başına ödül konulan, faşist T.C.’nin desteğini alan Colani/ Ahmed el-Şaraa, Esad rejiminin devrilmesi ertesinde, teröristlikten muteber devlet adamlığına terfi etmiştir. Emperyalistler kendi çıkarlarını Ahmed El Şaraa üzerinden de yürütebilecekleri değerlendirmesini yaptıktan sonra, onu yeni Suriye rejiminin temsilcisi olarak kabullenmişlerdir.

30 Ocak anlaşması Kürt halkının hakları açısından, Mart 2025 de yapılan anlaşmadan geri, fakat 18 Ocak anlaşmasından daha ileridir. DSG, daha önce kontrolü altında tuttuğu birçok alanı kaybetmiştir. SDG’nin içeriğini doldurduğu biçimde, özerklik de fakto sona ermiş, en iyi hâlde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda öngörülen sınırlara çekilmiştir. Özerklik sona erdirilmiştir ancak kimi yerel haklar kazanılmıştır. En başta, Esad egemenliğindeki Suriye’de var olmayan, Kürtlerin vatandaşlık hakkı kabul edilmiştir. Kürtçe ana dil değil, seçmeli ders olarak kabul edilmiştir. Kimi kazanımların elde edilmesi kuşkusuz, SDG /PYD/YPG’nin mücadelesinin ve Kürtlerin dünyanın dört bir yanında sokaklara çıkmasının da bir sonucudur.

Günümüz dünyasında emperyalist güçlerden birisi ulusal hareketin arkasında durmadığı sürece, o ulusal hareketin kendi devletini kurmasının mümkün olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.

Buradan çıkarılacak sonuç, tabii ki ulusal devlet için mücadeleden vaz geçmek olamaz.

Çıkarılacak tek sonuç şudur: Ezilen uluslar kendi devletlerini kurmak için mücadelelerinde hiçbir emperyalist güce güvenemez, sırtını onlara dayayamaz.

Ayıdan post emperyalistlerden dost olmaz!

Rojava Kürdistan’ında 3 milyon Kürt yaşıyordu. Kürtlerin dilleri, kültürleri ve ulusal kimlikleri ile ortaya çıkmaları yasaktı. 1963‘te Suriye’de iktidara el koyan Baas Partisi döneminde de Kürtlerin durumu giderek kötüleşti. Suriye’de 1962’de nüfus sayımı yapıldı. Suriye rejimi, Kürtlerin 1925 Şeyh Said İsyanı sonrası Suriye’ye gelmiş olduklarını iddia ederek, Suriye’nin otokton nüfusundan olmadıkları gerekçesi ile Suriye vatandaşlıkları ellerinden alındı. Vatandaşlıkları ellerinden alınan Kürtlerin sayısının 300 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Baas rejimi, Kürtlerin Suriye içinde dağıtılması, buna karşılık bölgeye Arapların yerleştirilmesi yönünde bir siyaset izledi.

Böylece, Kürtlerin yaşadığı bölgede bir Arap kuşağı oluşturuldu.

Yerleşim birimlerinin isimleri Araplaştırıldı. Kürtlerin bir bölümünün toprakları ellerinden alındı. Diğer parçalarda olduğu gibi Batı Kürdistan’da, asimilasyon çalışmaları hız kesmeden sürdürüldü.

Mart 2011’de Suriye iç savaşı başladı. Rojava Kürtleri, iktidar boşluğundan yararlanarak kendi öz yönetimlerini kurmak için harekete geçti. Alandaki IŞİD güçleri Kürtlerin özyönetimlerini kurma girişimin bastırmak için saldırdılar. Kobanê’de Kürt nüfus PYD/YPG önderliğinde IŞİD’çilere karşı büyük bir vatan savaşı yürüttüler. Bu savaşta başta ABD emperyalistleri olmak üzere, Batılı emperyalist güçler, alanda IŞİD’e karşı mücadelede savaşan esas güç olarak değerlendirdikleri PYD/YPG’yi destekler pozisyona geçtiler. Ocak 2014’te Kobanê, Efrîn ve Cezîrê, Şubat 2016’da ise Şahba kantonu ilan edildi. Ocak 2014’te Geçiş Anayasası kabul edildi. Mart 2016’da Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu ilan edildi. Aralık 2016’da federasyon anayasası güncellendi. Eylül 2018’de yeni yönetim ilan edildi.

Rojava Kürtleri, en başta Suriye’de doğru bir siyaset izledi. Rojava’da oluşan siyasi boşluğu, hiçbir kesimle savaşmadan doldurdular. Kendi iktidar alanlarını çatışarak, Esad güçlerini kovarak yapmadılar. Esad aynı anda tüm cephelerde savaşacak durumda değildi. O yüzden güçlerinin büyük bölümünü Rojava’dan çekti. Rojava’lı Kürtler de bu iktidar boşluğundan yararlanarak kendi öz yönetimlerini kurdular. Daha sonraki süreç içerisinde de Rojava herhangi bir biçimde saldırıya uğradığında kendini savundu. Ne Esad rejimi ile ne de Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile karşı karşıya gelmemeye dikkat ettiler. Kobanê kuşatmasına kadar dış müdahaleye karşı çıkıyorlardı. Bu, gayet doğru bir tavırdı. IŞİD’in Kobanê saldırısı ile Kobanê’yi kaybetme tehlikesi ortaya çıktığında, kim yardım ederse etsin, biz hazırız tavrı takındılar. Yani emperyalistlerin yardımı ile kurulacak bir Rojava özerkliği emperyalizmin denetiminde olabilirdi. 2014 ve sonrasında Batılı emperyalistler açısından Rojava Kürdistan’ındaki Kürtler, yardım edilmesi gerekenlerdi. Ve yardım ettiler de.

Rojava Ulusal Hareketi çıkış noktasında hiçbir emperyalist güç tarafından desteklenmiyordu. Bağımsız bir ulusal hareketti. 2014’de Kobanê, IŞİD tarafından saldırıya uğradı. Ulusal hareket savaşçıların yiğitçe direnişine rağmen, yeterli askeri araç/gereç/malzeme yokluğundan boğulma tehlikesi ve tehdidi ile karşı karşıya kaldı. Bu noktadan itibaren IŞİD’i baş düşman ilan eden ABD emperyalizmi devreye girdi.

PYD/YPG‘ye silah desteği verdi. Faşist T.C. sınırı açtı. Barzani peşmergeleri Kobanê’ye geldi. IŞİD’in Kobanê kuşatması geri püskürtüldü.

ABD emperyalizmi açısından PYD/YPG, IŞİD’e karşı savaşta, “alanda en iyi savaşan güç” olarak “müttefik” hâline geldi. PYD/YPG gibi bir gücün, ABD gibi büyük bir emperyalist güç ile “müttefik”liği, gerçekte o emperyalist büyük gücün savaşının bir parçası hâline gelmeyi beraberinde getirebilirdi. ABD’nin baş düşman ilan ettiği IŞİD’e karşı savaşta, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kara ordusu olarak işlev görmeye başladı. Rojava Kürdistan’ı dışında IŞİD’e karşı yürütülen savaşta binlerce kayıp verildi. YPG/PYD/SDG Suriye’de yürüyen savaşta, ABD’den bağımsız olarak ele alınacak bir güç olmaktan çıktı. Rojava Kürdistan’ının demokratik mücadelesi bir bütün olarak emperyalizme darbe vuran bir hareket olmaktan çıktı. O ulusal hareket, emperyalistlerin bir bölümü ile işbirliği yapan silahlı reformist bir ulusal harekete hâline dönüştü.

Esad rejimi devrildikten sonra Batılı emperyalistler, Ahmed el-Şaraa’nın arkasında sıraya dizildiler ve pastadan pay kapmak için Şam’a seferler düzenlediler. ABD emperyalistleri, SDG ile yapılan ittifakın miadını doldurduğunu açıkladı. Keza Batılı emperyalistler ve sömürgeci Türk devleti, Suriye’nin üniter yapısından yana tavır takındılar. Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulmak isteniyor. Andaki durumda kontrol dışında olan İran hizaya getirilmek isteniyor. Emperyalistler ve Türk devleti, Suriye’de yeni bir rejim inşa ediyorlar.

Sonuç

Günümüz dünyasında, herhangi bir ulusal hareketin, emperyalist bir büyük güç tarafından açıkça desteklenmediği koşullarda, ayrılma hakkını kullanarak kendi devletini kurmasının fiilen mümkün olmadığı Suriye örneğinde bir kez daha görüldü.

Emperyalistler ve sömürgeci Türk devleti, Rojava Kürtlerinin kendi kaderlerini belirlemesine ve nasıl örgütleneceklerine kendilerinin karar vermesine izin vermediler. Suriye’de, uluslar arasında eşit birlik yerine zoraki birlik dayatıldı, dayatılıyor.

Rojava’da özerk yönetimi savunmak görevdir. Rojava’daki özerk-demokratik yapıya sahip çıkarken, emperyalistlerden dost olmayacağını bilmek ve bu gerçeği hep yeniden hatırlamak, hatırlatmak da görevdir. Suriye’deki halklar nasıl yaşayacaklarına kendileri karar vermelidir. Suriye halkları için gerçek çözüm, bütün ulusların ayrılma hakkına sahip olduğu, tüm milliyetlerin eşit haklarla, birlikte yan yana yaşadığı, demokratik, bir Suriye’dir. Halkların birbirine düşman olmadığı, şovenizmin, milliyetçiliğin olmadığı, halkların eşit haklar temelinde, özgür temelde yaşadıkları, halkların kendi kendilerini yönettikleri bir dünya mümkündür.

Suriye ulusal sorunda gerçek çözüm ancak proleter bir devrimin zemini üzerinde çözülebilir. Kürdistan’ın dört parçasında da sömürü imparatorluklarına son verilmeden, Kürt ulusunun ayrılıp gerçek anlamda kendi devletini kurması mümkün değildir. Zoraki birlik ortadan kaldırılmadan, uluslar arasında tam hak eşitliği sağlanmadan ulusal sorunun çözümü mümkün değildir. Kürt ulusunun ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını savunmanın, bugün ulusal sorunda marksist-leninist, proleter enternasyonalisti olmanın temel ölçülerinden biridir. Bu hak savunulmadan, Kürt ulusundan işçi ve emekçilerin, Türk ulusundan işçi ve emekçilere karşı olan güvensizliği ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bu güvensizlik ortadan kaldırılmadan da işçi ve emekçileri ortak sınıf örgütlerinde biraraya getirmek mümkün değildir. Değişik ulus ve milliyetlerden işçi ve emekçileri ortak sınıf savaşımında birleştirmek isteyenler bu hakkı kayıtsız-koşulsuz savunmak zorundadırlar.

Gönüllü birlik, ancak Kürt ulusunun kendi özgür iradesi temelinde vereceği kararla mümkündür. Kürt ulusunun kendi özgür iradesini kullanabilmesi ise, ancak demokratik devrimin başarıya ulaşması ile faşist HTŞ rejiminin yıkılması şartlarında mümkündür.

01 Şubat 2026

BOLŞEVİK PARTİZAN


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑