“Emperyalizmin oyunu” mu… Saçmalamayın… | Adil Okay
Memlekette doğa ve insan kıyımı hız kesmeden, her geçen gün daha da derinleşerek devam ediyor. Buna karşın, toplumsal muhalefetin ve kamuoyunun bir kesimi hâlâ ülkedeki her olumsuz gelişmeyi, her çevre felaketini ve her sömürü düzenini sığ bir ezberle “emperyalizmin oyunu” diye açıklamaya çalışıyor. Oysa bu yüzeysel bakış açısı, Türkiye’nin küresel kapitalist sistemdeki mevcut konumunu ve bu mekanizmanın içinde oynadığı aktif rolü, artık oyun kurucular arasına girdiği gerçeğini tamamen gözden kaçırıyor. Sanki Türkiye bu emperyalist cephenin edilgen bir kurbanıymış gibi davranılırken, onun aslında bu sistemin doğrudan bir parçası ve suç ortağı olduğu gerçeği perdeleniyor. Her sorunu dış güçlere havale eden bu mantık, farkında olarak ya da olmayarak doğrudan kapitalist devleti, sermaye düzenini ve mevcut siyasi iktidarı aklama işlevi görüyor.
Komplo teorilerinin toplumda kolayca alıcı bulması ve prim yapması da bu aklama mekanizmasını besliyor. Öyle ya; eğer her kötülük ve felaket yalnızca dışarıdan, sinsi odaklardan geliyorsa, AKP diktası ve bu iktidarın sırtını yasladığı sermaye sınıfı otomatik olarak masum sayılır. İş o kadar çığırından çıktı ve öyle bir aşamaya geldik ki faşist MHP ve İYİ Parti bile -sadece retorikten ibaret kalsa da- sık sık “emperyalizm”den söz eder oldular. Oysa kapitalist üretim ilişkilerini sorgulamadan, piyasa düzenini kutsayarak yapılan bu söylemler içi boş birer şovdan ibarettir; çünkü anti-kapitalist olunmadan gerçek anlamda anti-emperyalist olunamaz. Bu sömürü çarkına dokunmadan ona karşı durduğunu iddia etmek büyük bir yalandır, yanılsamadır.
Ancak bugün artık 1950’lerin “bağımlı” Türkiye’sinde yaşamıyoruz. Tek yanlı “bağımlı”lıktan söz edemiyoruz. Tüm kapitalist dünyanın sermayesi doğrudan ya da dolaylı birbirine bağlıdır. Türkiye de, bölgesel dinamiklerde ve küresel kapitalist hiyerarşide kendi yayılmacı emelleri, askeri gücü ve sermaye yatırımlarıyla hareket eden alt-emperyalist bir ülke konumundadır. Dolayısıyla sadece kendi sınırları içinde değil, sınır ötesinde de sömürü ve yıkım dağıtan bir aktör haline gelmiştir.
Nitekim Türkiye sermayesi ve siyaseti bugün Orta Doğu’nun yanı sıra Afrika’da da örneğin Fransız emperyalizmiyle yarışan, kendi nüfuz / sömürü alanını genişletmeye çalışan bir güç olarak sahnededir. Savunma sanayii övgüleriyle pazarlanan ve dünyanın dört bir yanına ihraç edilen silahlar, diğer emperyalist-kapitalist ülkelerin ürettiği savaş araçlarıyla aynı işlevi görerek, çatışmaların ve insani dramların doğrudan ya da dolaylı müsebbibi olmaktadır. Benzer şekilde Türkiye burjuvazisi Burkina Faso gibi Afrika ülkelerinde yürüttüğü madencilik faaliyetlerinde siyanürle altın çıkararak doğayı zehirlemekte, yerel halkların yaşam alanlarını tahrif etmekte ve tıpkı Batılı sömürgeciler gibi hareket etmektedir. Burada bu konuyu uzun uzun anlatmayacağım, dünya basınından bu bilgilere, örneğin Fransa devlet başkanı Macron’un da bunu kabul eden açıklamalarına kolayca ulaşabilirsiniz. Yine de aşağıya iki link bırakıyorum. [i]
Sonuç olarak; Türkiye’de yaşanan her toplumsal, ekonomik ve ekolojik krizi indirgemeci bir yaklaşımla “emperyalizmin oyunu” diyerek geçiştirmek, sistemi analiz etmek değil, sistemi tahkim etmektir. Bu yaklaşım; doğayı metalaştıran kapitalist devleti, sınır içi ve sınır ötesi talandan beslenen sermaye sınıfını ve tüm bu çarkı döndüren AKP iktidarını tarihsel ve siyasal sorumluluklarından azat etmekten başka bir işe yaramaz.
Ekim 2026
[i]La Turquie et la France en Afrique : rivales ou partenaires ?
https://www.iris-france.org/la-turquie-et-la-france-en-afrique-rivales-ou-partenaires/
Macron, Fransa’nın Afrika’da Çin, Türkiye ve ABD’nin gerisinde kaldığını söyledi.
https://www.aa.com.tr/en/politics/macron-says-france-outpaced-in-africa-by-china-turkiye-us/3937994
























































