Makaleler

Published on Mayıs 27th, 2026

0

Meral Tatar Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazdı: ‘Dıkşın, dıkşın, dıkşın…’

Yasemin’in haberini aldığında nasıl tepki verdi, bilmiyorum. Sormak da hiç aklıma gelmedi. Ama Pala’nın haberini aldığı günü hatırlıyorum. Fotoğrafı gördüğünde anlamıştı zaten. Usul usul gözünden yaş akarken, partinin önünden geçen polis akreplerini görmüş, kapıya fırlayarak silahını doğrultup ateş etmişti, “dıkşın dıkşın dıkşın” sonra dönüp “vurdum onları” demişti. O an yaşadığım şaşkınlık hala zihnimde…

1 Mayıs Mahallesi’nin sokakları hüzünle dolu olsa gerek şu sıralar. Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bir görüş sonrası aldım haberini. Sonra uzun uzun düşündüm voltada, ne demeli, nasıl anlatmalı Yasemin ve Pala (Hüseyin Akçiçek) yoldaşların emaneti Özgür’ü/Özgür’ümüzü.

Özgür, down sendromlu, özel gereksinimleri olan biriydi. Daha çocuk yaşta 1 Mayıs Güzelleştirme Derneği’nde tanışmıştı bizimle, devrimcilerle… Yoksul bir mahallede, yoksul bir ailede down sendromlu olarak yaşamak epey zordu. Ama Özgür, derneğe gidip gelmeye başladığında ailesi için bir nebze de olsa hayat daha iyi olmuştu. Atışmaktan hiç bıkmadığı Hüseyin yoldaşla güçlü ve özel bir bağ kurmuş, hayatı başta Hüseyin yoldaş ve diğer devrimci yoldaşlarının gözünden görmeye başlamıştı.

Özgür, derneğe ilk geldiği sıralar asosyal, henüz doğru düzgün konuşamayan bir çocuktu. Önce Pala’nın büyük emeği ve sevgisiyle sosyalleşmeye başlamış, ardından bu sosyalleşme sayesinde dili çözülmüştü. Dili çözüldü dediysem yanlış olmasın, en uzun cümleleri bile birkaç kelimeyi geçmezdi. Bunlar bugünden yarına olan şeyler değildir. Aylar hatta yıllar içinde değişti Özgür.

Aradan yıllar geçti, dernek kapandı, parti binası açıldı. Hüseyin gitti, Yasemin gitti. Yerlerine gelen yoldaşlarla da bağ kurdu Özgür. Partinin kapısını kim açıyorsa, Özgür’ün yakın arkadaşı yine o devrimciler oldu.  

Özgür’ü bundan 10 yıl önce 2016’nın Mayıs ayında tanıdım. 10 yıl önce bu günlerde birlikte parka gider çay ocağını açardık. Biraz yanımda salınır, sonra gezmeye giderdi. Elinde oyuncak silahıyla “dıkşın, dıkşın, dıkşın” diyerek sevmediklerine ama en çok da polise “sıkarak” gezerdi mahallenin sokaklarını.

Yasemin’in haberini aldığında nasıl tepki verdi, bilmiyorum. Sormak da hiç aklıma gelmedi. Ama Pala’nın haberini aldığı günü hatırlıyorum. Fotoğrafı gördüğünde anlamıştı zaten. Usul usul gözünden yaş akarken, partinin önünden geçen polis akreplerini görmüş, kapıya fırlayarak silahını doğrultup ateş etmişti, “dıkşın dıkşın dıkşın” sonra dönüp “vurdum onları” demişti. O an yaşadığım şaşkınlık hala zihnimde…

Özgür sevmediklerine ‘işbirlikçi’ dediği gibi partiyi açmadığımızda bize kızardı. “Kapatmayın” diye bağıran sesi şimdi kulaklarımda. Sadece bu mu, kesinlikle hayır. Özgür duygularımızı da hissederdi. Üzgünsek gelir, “üzülme” der ve giderdi.

Arada toplantımıza gelir, boş bulduğu yere oturur, dikkatle dinlerdi. Sıkılınca dışarı çıkardı ki çok da sürmezdi sıkılması. Ara verildiğinde onu bankta bulurduk. “Nereye gittin” sorusuna cevabı netti: Etrafı kolaçan ettim. “Bir sıkıntı var mı” diye soranlara “Yok” der, ilgiden sıkılır yeniden dolaşmaya giderdi.

Parti mahalle içinde nereye eylem yapsa, Özgür oradaydı. Bazen yanımızda durur, bazen de biraz ötemizde olurdu. Neden orada durduğunu sorduğumuzda “sizi korumak için” derdi. Ne de olsa içimizdeki tek ‘silahlı’ Özgür’dü!

Bazen sokakta görürdük, selam verirdik almazdı, çağırırdık gelmezdi. Neden sonra yanımıza gelmediğini, neden bakmadığını sorduğumuzda ise cevabı “şişşt gizli görevdeyim” olurdu.

Bir gün beni bankta otururken görüp yanıma gelmiş ve neden oturduğumu sormuştu. Çok yorulduğumu söylediğimde o kararlı ve buyurgan ses tonuyla “Yorulma, yorulmak yok” deyip gidivermişti.

Sokaklarda parti sloganı atarak dolaşırdı. Belki onu tanımayanlara abartı gibi gelebilir ama onda sınıf kini de vardı. Lüks araçlar mahallede dolaşmaya başladığında arkalarından ‘ateş açardı’ “dıkşın dıkşın dıkşın.” Neden ateş ettiğini sorduğumuzda “düşman o” derdi.

Özgür’dü o, adı gibi sevgi ile bağlanırdı insana, bağlandığı insanları asla unutmazdı. Kocaman yüreğinde, kocaman hayallerle yaşardı. Karşılıksız severdi. Polise olan öfkesi, devrimcilere uygulanan işkence yüzündendi.

Düşman Özgür’ün devrimcilerle kurduğu ilişkiyi birçok kez kullanmaya çalışmış, bilgi almak için defalarca sıkıştırmıştı. Ama Özgür’ün yanıtı değişmezdi “dıkşın dıkşın dıkşın…” Sonrasında yanımıza gelip, “geldiler, bir şey anlatmadım” derdi.

Şimdi birkaç kelimeyi geçmeyen cümlelerinle dolanıyorsun zihnimde. Tonlarca anı koydum önüme. Ve ben düşünmeden edemiyorum, düşmanın senin sıkıştırdığı, darp ettiği zamanları. Senin sır vermeyişini… Bundan olsa gerek öfkem daha da kabarıyor, bir fiskeye hatta fiske bile yemeden düşkünleşenlere.

Özgür gerçeği canlı kanlı önümüzde duran, içimizde gezen bu gerçek bana hep insana emek vermenin önemini anlatır. Özgür ona verilen emeğe sahip çıkmıştı. Ne Pala’yı, ne Yasemin’i, ne Parti’yi unuttu…

Ne çok şeyi öğretmişsin bana, insan yaşarken fark etmiyor. Seninle yolumun kesişmesi öyle sanıyorum ki şu İstanbul’un bana kazandırdığı en nadide güzelliklerden biri. Seninle öğrenmek, senden öğrenmek ne güzel bir sadelik.

Özgür, yüreği tertemiz Özgür. Bütün dünyasını devrimcilerin sardığı Özgür… Yoldaşlarımızın bize emaneti Özgür, affet seninle daha çok zaman geçiremediğim için… Kavgamızda ne kadar haklı olduğumuzu bize yeniden hatırlattın. Şimdi yüreğimi saran bu hüzün çok şeyin eksik kaldığını hissetmemden olsa gerek.

Sen bu bilincinle, bu yüreğinle, bu kadar tutarlı bir davranış sergilerken veda ettin bize. Şimdi gidişin, senin şu duruşunun küçücük bir parçasını bile gösteremeyen kaçkınlara, düşkünlere attığın son tokat, sıktığın son ‘kurşun’dur, “dıkşın, dıkşın, dıkşın…”


Seçtiklerimiz: Meral Tatar – Etha – 27.05.2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑